5 aralık dünya kadın hakları günü

hakiki tosun paşa benim hakiki tosun paşa benim
varlığından pek kimsenin haberdar olmadığı gündür.

gerçi kadınlara sadece 1 gün mü hak verilirmiş lan?

neyse efendim. sözlükteki tüm kadın arkadaşların bu mühim gününü kutluyorum.
bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
1935'te kadının seçme ve seçilme hakkı elde etmesinden sonra herhangi bir toplumsal duruş ve bilinç geliştirilmediğinden (burada sorumlu olan sadece kadın), bugün pek de bilinmeyen, bilinse dahi kadına dair toplumsal bir sorunu dillendiremeyen, türkiye'nin gündem konusu yapamayan bir kadın örgütlenmelerinin varlığıyla ülke bazında cılız seslerle 'kutlanan' gün.

türkiye'deki kadın örgütlenmeleri kadar boş bir yapılanma daha var mı? açıkcası bilmiyorum. iş hayatında öncelikli olarak kadınlar işten çıkarılmakta, geçtiğimiz haftalarda bununla ilgili istatistik haberleri de verilmiş olmasına rağmen bu konuya dair hiç bir ses getiren çalışma yürütülememiştir. kadının iş hayatından silmesi, kadının ekonomik bağımsızlığını sarsacak adımların öncelikli olarak atılıyor oluşu bir kere erkek egemen zihniyetin izlediği bir politikadır. şimdi buna karşı ses çıkarılmayacak da ne için ses çıkarılacak çok merak ediyorum. ekonomik bağımsızlığı yitiren kadın nasıl diğer bireysel ve toplumsal haklarını erkeğe karşı koruyabilecek bunu bir düşünmek gerekiyor. bunun yanında verilen tavizlerle ilintilidi ki 'kadına şiddet' olgusu da bu sürecin sonucu oluyor. ancak gelin görün ki türkiye'deki kadın örgütlenmeleri ancak 'kısa bir taksim yürüyüşü', bir kaç slogan, bir kaç pankartı mücadele sanıyor. komik gerçekten. burada meclisteki lobi'den, partilerdeki kadın örgütlenmelerine, iş dünyasının ileri gelenlerinden, işçi emekçi kadrolara kadar kadın örgütlenmesine bakmak gerekmektedir. ama yok. uzun yıllardır yok. hani bakıyoruz 1935'te atatürk bir adım atmış olmasa bugün bile türk kadını cılız sesler dışında kendi özlük haklarını talep edemeyecek haldedir. şöyle de bir gerçek var ki türk toplumu gelenekçi bir toplum. kadını da öyle. militan bir direniş kültürünün oluşması kadın için de çok çok uzun zaman alacaktır. belki iş işten geçtikten sonra...

neyse efendim lafı uzatmanın manası yok. kadın burada samimi olarak kendi ayakları üzerinde durmak istiyorsa bunu yine kendi aklı ve inancıyla yapmak durumundadır. bize düşen bu günü kutlamak.
demesemiyiydi demesemiyiydi
5 aralık 1934 de “kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı” veren yasanın kabulü ile bu tarih kadın hakları günü olarak kutlanmaya
başlamıştır.

4 nisan 1926 yılında yürürlüğe giren medeni kanun ile de erkeğin üstünlüğüne dayanan düzene son verilmiştir. bu kanun sayesinde
evlilikte çok eşlilik yasaklanmış, evlenme ve miras hukuku’nda kadın, erkekle eşit hale getirilmiş, boşanma hakkı kadına da tanınmış ve
imam nikâhı yerine medenî nikâh şart koşulmuş, evlilik esnasında da sonrasında da kadının ekonomik ve hukuksal güvencesi
sağlanmıştır.

o yıllardan bu zamana epeyce şey değişmiş kimilerine bu haklar bol gelmiştir. mahallesinde ağzında sakızıyla komşusuna söylese neyse çıkıp ortalık yerde bu hakların kendisine fazla geldiğini beyan edip herkesin de kendisi gibi olduğunu, varsayacak kadar ileri gitmiştir.

gönül isterdi ki "eşit bireyler olarak, hayatı yaşanılır kılarak, yan yana yaşamalıyız" diyebilenler çok olsaydı. evet böyle isterdi gönlüm.
lora blood lora blood
dünyada; işçi, çocuk, kadın, hayvan hakları var ama erkek hakları yok. erkekler günü var! dünyada sadece ezilenlere hak günü verilmiş ! erkeğin öyle bir ihtiyacı yok.
işte bu yüzdendir ki, bir kadın olarak; bu ayrımcılığa, cinsiyetçiliğe ve kadını metalaştıran bu saçma sapan adetlere bir son verilsin istiyorum.
ben bir insanım. hiç kimse benden üstün olmadığı gibi, benim de kimseden üstün olmak gibi bir beklentim yok.
çünkü ben kimsenin malı, namusu, onuru, şerefi değilim.
ellisande ellisande
"kadın" ve "hak" kelimelerinin yan yana söylenmeye tahammül edilemediği bir toplumda bahsi bile geçmeyecek, kutlanmayacak, biz kadınlar olarak hayatlarımızda hiçbir şeyi değiştirmeyecek gün.
çünkü kadınsan hayata 10-0 geriden başlarsın bu toplumda, varsayılan olarak 7 ölümcül günah kadına yüklenmiştir sanki. ezilirsin, dövülürsün, aldatılırsın, tacize uğrarsın, susturulursun, evde/işte/okulda erkek hegemonyasına itaat etmek zorundasındır ve nihayetinde işlerine gelmiyorsan öldürülürsün.
artık o kadar alıştık ve kabullendik ki sesimizi çıkarmamaya, derman yok resmen ya da kendi adıma söylemeliyim benim yok. bu kadar cehaletin kol gezdiği bir o kadar da dinin menfaatler uğruna kullanıldığı bir toplumda çenemi yormaya mecalim yok. tü-ken-dim.
distopikhayatınütopiksonucu distopikhayatınütopiksonucu
ne düşünerek, hangi bilgisine dayanarak böyle bir şey yaptı bilmiyorum ama 2/f sınıfından asya, atatürk'e olan özlemini bu manidar günde böyle dile getirmek istemiş.
8 yaşındaki bir çocuk.
özlemenin yaşı olmuyormuş.
sen nelerin farkındasın?

"küçük hanımlar, küçük beyler!
sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. sizlerden çok şey bekliyoruz."

atam yine zamanın çok ötesinde. umarım görüyordur.
çünkü şahit oldukça, geleceği dair olan umudum günden güne artıyor.
çünkü çocuklarımız geleceğimizin güvencesi.
çünkü milletin bağrında temiz bir nesil yetişiyor.

venüsten gelen venüsten gelen
bi dünya kadının yazar olduğu bir mecrada hatırlanmamış olması üzücü olsa da bugün aynı zamanda dünya kadın hakları günü.

türkiye'de de kadına seçme ve seçilme hakkının 5 aralık 1934 de dünyadaki bir çok ülkeden önce verilmiş olduğunu da tekrar hatırlayıp tüm kadın yazarların kadın hakları gününü kutlayayım.