aidiyetsizlik

1 /
aylakmadam aylakmadam
evim gibi olan his. ben mi onu seçmiştim zamanında, yoksa zamanla o mu beni seçti; orası bi muamma.
kuyruğunu yutan bi yılan gibi birbirine geçti her şey sonunda. bi bu bilgi var elimde buna dair.

az önce eski fotoğrafları karıştırırken farkettim.

ilk zamanlar alışması zor oldu. insan yabancılıyor bu hissi başta.
aidiyet: ilk ezberlediğimiz masal...

birine, bi yere, bi zamana ait olduğunu hissedersin. ama fotoğraf kareleri gibi donduramıyoruz ki zamanı.
işte, her şey akıp gitmekte. aynı nehirde iki kez yıkanılamamakta...
halbuki öyle mutlusundur ki -mesela- orada olmaktan,
o işi yapıyor olmaktan,
o insanlarla olmaktan,
veya "o"nunla olmaktan...

"tamam" dersin. "dünyadaki yerim burası"
"hayattaki olayımı buldum ben"

ama zaman, ah zaman! her şeyi ters yüz edebilecek kadar uzun ve sabırlısın di mi? sınanmalar hiç bitmez.

gün gelir, yer*lerin büyüsü biter,
gün gelir dost sohbetleri susar,
kahkahalar eskir,
zaman kösnür,
insanlar gider,
veya sen gidersin...
veya hiç olmadı, alışkanlığın sonsuz döngüsüne kurban verirsin o kuvvetli bi nabız gibi atan aidiyet hissini...

alışıyosun bi yerden sonra. aidiyet hissinin sonsuzluk vaadeden kandırmacasına kanmamaya başlıyosun. biliyosun ki geçecek hepsi. hepsi bitecek.

işte bana göre gerçek aidiyetsizlik o noktada başlıyor. en şiddetle, en kuvvetle kalbini sarmalayan "aidiyet"lerin bile geçici, bitimli, ömürlü olduğunu fısıldıyor içinden usulca, kapanmış yaralarının hayalet kabukları...

biliyosun zaten artık. bunun bir paranoya olmadığını,
eninde sonunda varılacak yegane gerçek olduğunu,
uzun vadede hiçbir şeyin çok güzel olmayacağını,
ve hiçbir şeyin o kadar da kötü olamayacağını,

biliyorsun...

ve bu yüzden hiçbir yere, hiç kimseye, hiçbir şeye -sonsuza dek- ait olmadığını,
olamayacağını,
biliyorsun...

ve bişey daha biliyorsun...

...

bu aslında o kadar da kötü değil!*

(bkz: kaçınılmaz tecavüzden zevk alma yolları)
azureel azureel
"
aidiyetsizlik hoşuma giden bir şey. bunun uyumsuzlaştırdığı uyuşturduğu bir durumdan bahsetmiyorum ancak.sürekli bir gitmek ya da bir yere varacak olmak bilincinden ya da hallerinden bahsediyorum.böylece o dakika bulunduğun yerle çok alaka kurmuyorsun ya da kuracağın kadar kuruyorsun ve gideceğini bildiğin için sıkılmıyorsun.böylece alışmak ve oradakilerle anlaşmak zorunda kalmadığın için çok daha rahat iletişim kurabiliyor ve kişilerle çok daha iyi iletişimler kurabiliyorsun.bunu bir hastanenin bahçesinde sabahın 4ünde farkettim.herhangi bir duruma bile kolaylıkla uyum sağlayabiliyor ve aslında olduğum ya da olduğumu sandığım bu kimlek herneyse onun dışına çıkıp rahatlıkla davranabiliyorum.çünkü biliyorum ki oraya da ait değilim ve oradan da ayrılıcam.böylece hem aklımın huzurunu elde ediyorum hem de minimum zamanda maksimum keyif alıyorum.en keyif alınmayacak zamanlar ve mekanlarda olsa bile.
"
kaynak: üvey evlat blogspot
arthon1442 arthon1442
kendimi bildim bileli içinde olduğum his. hiçbir şeye bağlılık/bağımlılık hissetmeden yaşatıyor insanı. bu durum da herşeye kolayca adapte olmanı sağlıyor. geçişler ve değişiklikler daha kolay yankı buluyor. bir kimliksizlik midir... belki de kendi kimliğini yaratmaktır.
zerun zerun
hiç bir yere ''evim'' diyememedir, huzursuzluktur, içinde boşluk hissidir.
hep gitme isteğinin içinde olmasıdır, hep gitmek istersin de nereye onu bilemezsin,
çünkü aynı his hep seninledir...
arayışın devam eder sürekli bazen umutsuzluktur bu, bazen küçük bir işaretle belki deme ihtimalidir.
existential angst existential angst
farkına varmasa da her insanın içinde biraz bulunan duygu/his. çünkü çocuklar ve deliler hariç insan denilen varlık tatminsiz ve huzursuzdur özünde. nerede olursa olsun bulunduğu yerin dışını arzular her zaman. bu da beraberinde ait olamama duygusunu getirir. hep daha farklı yerde/kimlikte/kişide olmayı ister. bu sebeptendir ki, bulunduğun yere, kimliğe ve yanındaki kişiye ait hissetmezsin kendini. zamanla olur elbette bu, ama bu tıpkı başı ve sonu olan bir doğru parçası gibidir, birinin bittiği yerde diğeri başlar. asla ve kat-a boşluk olmaz arada.
mesela bir kente gidersin, çok seversin orayı, kenti tanıma aşaması keyiflidir çünkü, zamanla tanırsın orayı, sıradanlaşmaya başlar, birşeylerin eksik olduğuna dair bir his kaplar ruhunu. ararsın ama bulamazsın, sonra suçu kente atarsın, ne işim var benim burda dersin, ben buraya ait değilim dersin, gitmeyi arzularsın.
mesela biriyle tanışırsın, çok seversin onu, tanımaya başlama aşaması keyif verir sana çünkü, zamanla tanırsın onun ruhunu ve bedenini, sıradanlaşmaya başlar, ne işim var benim bu adamla/kadınla dersin, ben ona ait değilim, dersin, başka ruh ve bedenleri arzularsın.
mesela kendini tanıma derdine düşersin, başta kolaydır bu, çünkü kendine yönelttiğin ilk sorular, cevapları basit olanlardır. zamanla sorduğun sorular zorlaşır, cevaplarını bulamazsın. ya da bulmak istemez, yalanlar atarsın kendine. zamanla kendini aciz ve yalancı hissetmeye başlarsın, arayışın uzunluğu ümitsizliğe iter seni. etrafına bakarsın, herkes pek bir memnundur halinden, sanırsın ki onlar tüm cevapları bulmuşlardır. zamanla bıkarsın içsel kimliksizliğinden, sürekli karanlık ikliminden, başka biri olmayı arzular, yola çıkarsın. yol uzundur, yürüdükçe hep birşeyler eksilir senden. gittikçe daha az kendin olursun, başka biri olmayı da beceremezsin, sanki her uzvu başka bir yaratığa ait olan bir ucube çıkar ortaya. sevmezsin kendini, sevemezsin, aradıkça kaybedersin. ve artık arayacak bir şey kalmamıştır. ne olduğun bedeni, ne bir türlü sahip olamadığın kimliği reddeder, ben buraya ait değilim dersin.
mutsuzluk nedir diye sormuştum kendime bir gün, cevap basitti aslında. ait olamamak mutsuz olmak demektir. ve işte insan bu sebepten hep mutsuz, tatminsiz ve yarımdır.
dizzy dizzy
herkes bir yerlerden bir şeylerden kurtulmaya çalışırken kimilerini delicesine mutsuz eden duygu.
aslında zordur...
çok boş vermiş, umursamaz bir yapınız yok ise delirtir insanı.
birine, bir yere ait olmak güzeldir bence.
huzur verir.
güven verir.
ait hissedilen yer, sizi çok seven sevdiceğin yanıysa eğer, mutluluk da verir...
tonguç tonguç
seni seven, sana güvenene kazık atma özgürlüğünü verir. sana ait olanı piç gibi ortada bırakma şansı verir. sevenlerinin seni ne kadar özlediğini, merak ettiğini bilmeden kaygısızca yaşama fırsatı verir. bunun yanında sana az zamanda çok zevk yaşamak rahatlığı getirir. uçlara gitmeni ve oralardaki hazzı sömürmeni sağlayabilir. geriye bakmamanı, gelecek endişesi taşımamanı sağlar. yalnızlıktan tüm gücünü alır ve bununla her zaman gurur duyar.
1 /