akademisyen kibri

mei kusakabe mei kusakabe
insanların özel yaşantıları beni hiç ilgilendirmiyor evet ama bu sektörde ( evet kesinlikle sektör) antipatikleşme konusunda sınır tanımayanlar var.

dün tamamen tesadüf eseri yan masamızda oturan iki akademisyenin konuşmasına kulak misafiri oluyoruz. olmamak mümkün değil zira o kadar bağırarak konuşuyor ki bir tanesi, özellikle duyulmasını istediğinden baya eminim. hatta arada bizim masaya bakıp duyuyor muyuz diye göz ucuyla da kontrol ediyor.

neyse konu pastırmalı pizzadan şarap seçimine ordan güncel politik meselelere geliyor. biri ( daha çok konuşan) öbürüne bir şeylerden şikayet ederken diyor ki "this is fucking a crime murat, anlıyor musun?" ( ben hocayım, ingilizce biliyorum)

sonra konu fakültedeki kadın hocalara, pardon "karılara" geliyor. birinin adıyla epey bi taşak geçiyorlar, sonra verir mi acaba muhabbeti başlıyor. diğeri diyor ki "o vermez de bilmem kim verir".

sürekli kim bu bahsettikleri insanlar, kim bu bir tarafının kılı ağarmış hocalar diye merak ettim ve ne yalan söyliyeyim dayanamayıp stalkladım. bir tanesinin köklü diye bildiğimiz özel üniversitelerinde birinde/ birkaçında bölüm başkanlığından dekanlığa hatta rektörlüğe uzanan baya kapı gibi bir kariyeri varmış.

benim böyle hocalarım yoktu ya. vardıysa da hayallerim yıkıldı. yani bilmiyorum ben mi çok geri kafalıyım da yani akademi bu mu ? belki ben abartıyorum, insanlar her anlamda mükemmel olamaz elbette ama yani bunu sıradan vatandaş yapsa neyse de böyle değer atfettiğimiz insanlar yapınca tuhafsıyorum. bilemiyorum, bence üzücü.
3
wendera wendera
ne kadar çok okuduguyla kendi egolarını tatmin eden içi boş insanların eften püften kibri. elitizm ve entelektüellik kasanlarin antipatikligi gerçekten ayyuka çıktı. bi kere de şaşırtmıyor artık beni bu sosyoekonomik düzeyi ve akademisyenligi ile ovunenlerin bomboş insaniyeti. insanları gerçekten eğitim düzeyine göre yargılamaktan vazgeçtim. sağolsunlar.
sickgod sickgod
kibri fark edilip, göze batıyorsa muhtemelen boş biridir. bana kalırsa ego, birikimli insanlara ufaktan yakışıyor gibi. çok şey kaptığımız, hayranlıkla izlediğimiz hocalardan özgüvenli tavırlar görünce bir ufaktan hoşumuza gitmiyor değil ama hem bir ışık veremeyen hem de ona karşı daha saygımızın oluşmadığı bir hoca çıkıp da egoist tavırlar sergilediğinde kibirli olduğuna kanaat getiriyoruz. öğrenciye bir şeyler veren hocalara bu etiketin yapıştığını görmedim henüz.
bizzatsahsen bizzatsahsen
insan yetiştiren insanda kibir olur bunda sıkıntı yok olmalıdır da.akademik eğitim verecek seviyedeki insan belli bir noktaya gelmiş demektir. standart üstü bir duruşunun olması da normal ha kim olabilir böyle bundan 15 yıl önceki hocalar olabilir ya da en kötü bizim dönem. fakültede bir hukuk hocalarımız vardı ağzımız açık seme gibi dinlerdik küfür etse yarabbi şükür dedirtecek insanlardı.tabi kibir olur onda amk sen kim köpek buna mana buluyon? ha günümüz hocaları mı günümüz devlet üniversiteleri mi oradaki hocaların artık hepsi akp ataması çalıntı ales sorulu çöl bedevisi çomarlar onlar kibr yapsa ne olur arap bokları. değil kürsüde ders anlatmak hepsi o kapıdan giremeyecek tipler bu ülkede akademisyen. o yüzden artık akademisyelik de kalmadı kibri de bu ülkede. sikerler öyle kibri.
kendinibulamayankız kendinibulamayankız
insanı hayattan soğutan kibirdir. öyle bi kibirdir ki kendi sınırlarını aşar, taşar, her yöne yayılır. sonra küçük dağlar da ne, dünya benim şeklinde gezdirir insanı. zordur, onlarla muhatapsanız, hele ki asistanları falansanız, siz kim boksunuz afedersiniz. kötü insanlar değil akademisyenler, ancak türkiye'de olagelmiş bu zihniyetin cazibesine kapılıp sürükleniyorlar. muhataplara sabırlar diliyorum. siz büyüyünce böyle olmayınız efendim.
müsait bir yerde lütfen müsait bir yerde lütfen
bu da her şey gibi kişinin niteliğine bağlı.
montaigne, insanları başaklara benzetir ve der ki: içleri doldukça başları eğilir."

niteliksiz kişiler, iyi kötü bir yer edinmiş/ tutmuş olsa dahi bilgi ummanında bir damla olduğunu fark edene kadar boştur ama boşluk seviyeleri diğerlerine nazaran değişir, hepsi bu.


günümüzde de akademisyen olmak için esas kriterin yds olduğu sistemde kimse kusura bakmasın da bilim neden gelişmiyorun cevabı burada. başlayanlar ingilizce çalışmaktan tez konularına kendilerini ne kadar veriyor, bu iktidarda akademisyen olanların birçoğunun tezi de çalıntı. her şey ayağa düştü.


mesela, basit ama içimde ukte olan bir olay var. dil ve edebiyat semineri dersinde zorunlu olarak bilimsel makale yazıyoruz: eski/ yeni/ halk/ lehçeler. hepsi sırasıyla. hepsinde de kendin seçiyorsun vs. yeni türk edebiyatında nazım hikmet'in şiiri ile ilgili bir konu seçtim. nazım'a zaten aşığım, aynı gün doğmuşuz düşünün. neyse, o kadar uğraştım o kadar uğraştım ki gerçekten burnumdan kan geldi. final haftası teslim etme adına 3 dersten neredeyse kalıyordum. gün geldi, teslim ettim, sonuçlar açıklandı, bana gelen 70!

soluğu hocanın odasında aldım gayet saygılı bir üslupla neden 70 olduğunu sordum. cevap şu:
"lisans düzeyinde bir öğrencinin yazamayacağı kadar iyi ve muhtemelen bir intihal söz konusu olsa da belki de düşük bir ihtimal senindir diye 70."
belirtmem gereken her şeyi kaynakça kısmında belirttim, bu makale için 3 dersim askıda şu an. gerçekten intihal ise ispatlayın, gidip kaydımı sildireceğim dedim. cevap: " araştıracağım."

ardından 1 yıl geçti o zaman zarfında da o makalemi otorite olarak gördüğüm her hocaya yolladım ve intihal fikrini düşündüren bir şey var mı, lütfen, siz de bakın dedim. aldığım dönütlerimde ciddi manada bir birikim ve araştırmayla beraber çok çok iyi makale olduğunu, devam etmelisin, pes etme cevaplarını aldım. hatta güzel sanatlardaki hocalarımdan biri:
" yaşamımızda her yerde bu tip insanlar ve sorunlar var; insanlar, kendi eksikliklerini gidermek yerine başkalarının yaptığını küçültmek derdinde olsa da sakın durma." dedi.

aradan 1 yıl geçti, geldik, mezuniyet töreni. tüm hocalarla sarılmalar, kutlamalar, fotoğraflar derken intihalle suçlayan hoca geldi ve dedi ki:
"hakkını helal et, müsait bir yerde lütfen. çalışma gerçekten seninmiş, beni güzel hatırlamanı isterim, bu kitabı kabul et, seveceğini düşünüyorum. "
kitabı hatıra olarak kabul ediyorum ama hak kısmında içimde derin bir yara açtınız, bunu unutacağımı zannetmiyorum, teşekkür ederim dedim, tokalaştık....


öte dünyada yakandayım- çünkü hatırlayınca bile kuduruyorum- emek bu emek!
5
dumrul dumrul
bilime, kültüre, eğitime bir faydası olsun da kibir sıkıntı değil. bizimkiler ekseriyetle ne kadar boşsa o kadar kibirli oluyor.

burhan kuzu, selman öğüt, yaşar hacısalihoğlu gibi kahvehane muhabbetinde bile adam yerine koyulup dinlenmeyi hak etmeyen heriflerden bahsediyoruz.

al şu da akademisyen misal: