alper gencer

1 /
canlucgodard canlucgodard
ödüllü kitabı ah, varlık yayınları şiir dizisinden az önce yayımlandı. ilk kitabı ile kült şair mertebesine ulaşmış kişi. henüz 25 yaşında olan alper gencer, çok hızlı ve derinden girdi şiire ve sinemaya. şiirde ve sinemada artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. alper gencer, şiirin ve yazının ve dahi sinemanın raconunu kesmeye hazırlanıyor.
bilgehan çelebi bilgehan çelebi
"siyasi partiler için put kırma teknikleri"nin şairi alper gencer de numan kurtulmuş'un yanında. numan kurtulmuş o şiiri okumuş, hislenmiş, telefon açıp 'gel bu yürüyüşte beraber olalım' demiş. öyle tanışmışlar. ve alper gencer hiç aklında yokken kendini siyasette buldu. şiir gibi, değil mi? böyle bir 'referans'la parti kurucusu olmak, böyle bir 'referans'a itibar eden bir lider bulmak...(`hakan albayrak)

yazıda söz edilen şiir:

siyasi partiler için put kırma teknikleri

numan abi, güzelim, senin ne işin var orda?
çık gel bozalım terazileri, bu denge hepimize put!
saltanat türkü dinlemekten hoşlanmaz numan abi
bana görüşünü söyle sana hangi puta taptıklarını anlatayım
bu memleket ceset kokan düşünceler arasından boy verdi
padişah düğününde cumhuriyet altını taktılar şehzadeye
işte inkâr ne kadar zorsa vazgeçmek de o kadar
dil yorulur geçmiş olsun derken her kazazedeye
her ihanet edenin adı çıkmaz haine
her uçana kuş demezler
kimi ne kadar ilgilendirir
rab ile kulu arasında devinen müstahkem tahsil
çık gel ister putperest ister nüvesiz prokaryottan
insan elbette bu kadar çamurdan yaratılmamıştır
ve insan gün olur ölür tentürdiyottan

numan abi, güzelim, bizi ihbar ettiler
evler ihanet, sokaklar paranoya
son gülüşmemizi kayda geçtiler
kaç şiirlik ömrümüz kaldı şunun şurası?
gömlek önden mi, arkadan mı yırtılmış?
züleyha’nın kendini durdurması mümkün mü?
hakkıdır kıstaslara tapınan halkın gömlek
hakkıdır hakikati zapt edenin ihanet
yerli yerinde her şey, tastamam sanki kıstas ve kehanet
ama yusuf’un ismi geçmiyor tutanaklarda

numan abi, güzelim, şehre yeni şirk gelmiş
jonglörler ajan, toplar düşerse şehir havaya uçacak
sırtımın şurasında tuhaf bir eksen kayması var
iyi ki de var, iyi geliyor, rahatlıyorum bir miktar
bana ağaçtan düşen yaprağı anlat numan abi
rüzgârlı havalarda değişen müziği…
çok uzun ve düz bir çizgi çiz de görelim
üzerinde tavsamadan yürüyecek yiğidi
hakikat eğip bükmez mi çizgileri?
yol kıvrılan bir şey değil mi numan abi?
söküp, gözlerini kırpmadan öldürmediler mi
peygamber için diyerek peygamber çiçeklerini?
fikreden eklemler bütün kireç bağlamış
ürkünç bir endişe ile şirki seyrediyorum
putları gösteriyorlar herkes bayrak yakıyor
dikimevlerinde sabahlayan konfeksiyon işçileri
sermaye sahipleri ve büyük punto galeyan
matbaadan ekmekle broşür taşıyan partililer
ve sanki gün babadan kalma bir günmüşçesine
evladın güneşe veliaht haykırışları…
istihbarat bir kanser gibi sıçrıyor lenf nodlarıma
kurtarılmayı bekleyen bir mahrem zonkluyor damarlarımda
seni sevdiğimi söylüyorum anında fişliyorlar
telefonda böcek var, güvercinler kurşunlanıyor
bizi sıklıkla ama hiç durmadan dinliyorlar
numan abi, ne işlerine yarayacak bu jurnal?
devlet seni sevdiğimden gayrı bir şey bilmiyor!

numan abi, güzelim, seni bütün çevrelerde seviyorlar
çık gel bir hengâmeden, silerek ismini liste başlarından
esaslı bir bomba gibi çökertsin partiyi ortaya koyduğun vicdan
güneşe çık, at üzerinden gölgeleri
güneşe çık ve gölgelen numan abi
kongrelerin kasvetinden kurtararak umutları
tek bir çift omuz var ki dünyada tırmanırsan
kalbin zindanında kıracak tüm putları

alper gencer
8 ağustos 2010
üsküdar

(`afilifilintalar.com)

-güzel insanlar vesselam; hakan abi, alper kardeş, numan başkan. rabbim böyle akil adamları türkiye müslümanlarının başucunda eylesin her daim...
afro samurai afro samurai
seni hakklamak istiyorum bay başkan
çün çekilmiş bir kılıç hazzetmez kinayeden
doğrudan söylüyorum yakılacak her yerin
o daracık sokağın muaftır itfaiyeden
bir darphane kurmuşsun sion dağında
yangında kurtaracak hiçbir şeyin yok senin
biz her gün yaşıyoruz peygamber'in çağında
hastalığı ürkütmez kuruyacak apsenin

seni hakklamak istiyorum bay başkan
ellerinde çocuk kanı ab zulüm pozitif
kısırdır tohumların tüp bile kabul etmez
barışmak tahayyülün tamamen dekoratif
bu kadar çok yalana inanmaya güç yetmez
merhametten yoksun yüreğin alternatif
yahu başkan bırak yıkıl karşımdan
musa'yı bu kadar mı yanlış anlar insan!?

seni hakklamak istiyorum bay başkan - alper gencer
kurreder kurreder
numan kurtulmuşa yazdığı şiirle siyaset bilgisini, milli görüş ve misakı milli sınırlarına teslimiyeti ile muhalefet çapını, doğup büyüdüğü kentin tarihine ve sosyolojisine biganeliğiyle entelektüel sefaletini çok iyi ortaya koysa da şiirlerin büyük bir kısmı özellikle biçim ve müzikalite bakımından okunasıdır. yukarıda adı geçen konunlardaki dikatte minare çapsızlığını bu topraklarda iktidarla barışık ve yalaka olan bir aidiyetten gelmenin dayanılmaz ağırlığı ile ölçülebiliriz sanırım.
mavi mavi
başka yazan adam,
okudukça başkalaşan
yazdıkça başkalaşan.

"bir trapezin durması gibi suya
içime çok yüksek bir yerden atlar mısın leyla
başın kaşın yarılsa diplerime çarparak
kanın karışsa suyuma
yerin bütün kanunlarına kusarak
ben sana bulanayım sen bana...

kapımı çalmanı istiyorum leyla
o kadar evde yokum ki anlatamam
insan insana aşık olmaz güzelim
insan insanın yanında bile durmaz
bak hala görmedin mi yoksa mecnunu
sen sanıp çölün öpmedi mi kumunu
şundandır her dem kalbe yayılan sızı
neyi sevdiysek dolandı kanatarak
dikenli bir tel olup seven her tarafımızı
elbet her fani gibi ben de bir faniyim
sen de bir fanisin leyla jiletin varsa göstereyim

yine de kapımı çalmanı istiyorum leyla
evde yokum evim yok dışardayız cümbür cemaat
seni de istemiyorum beni de bu başka
öyle bir yol ki nasıl güzel nasıl dar
benim de bu dünyada ödünç bir kapım var
olmuyor tutamıyorum kendimi leyla
kapımı çalmanı istiyorum hepsi bu kadar"
sade bir sessizlik sade bir sessizlik
“yeni arabam nasıl?” bacım

bu şiiri yazmak için söküp attım pansumanı yaramdan
tam olarak bıçağa kaptırdığım tarafımla sancıyorum al
al bu hayat kiminse billahi ben yaşamıyorum
al bu hayat kiminse billahi ben
sarılan bir yarayı fışkıran bir damardan daha çok sevmiyorum
...
tam ağzını bozduğun tebessümlü bir sıra
parantezler basacak cümlelerimi
peşimizde bağlamdan kopmuş bir güruh
eğer hakkım olsaydı yağmuru yağdırmaya
bana tufan derlerdi sana ise nuh!

kaçıp kaçıp sana geliyorum, ne diye?
gidecek bir yerim olmadığından değil
bir yerlere senden gidiyor olmamdan belki de
borç olsak geçirmişiz tarihimizi
çoktan kalkmış bir treni bekliyoruz biletsiz
yabana atılacak şeyler var bavulumuzda
şu havuza çakılırım şu ummana nefessiz
şu kazanda yakılırım şu nazarda hevessiz
gitmiyorum diyorsam ve ne kadar gidiyorsam
yüzme bilmiyorsam ve ne kadar yüzüyorsam*
şu yüzmediğim suların da cümlesinin dibisin
çok sarhoş olsam dediğim her dakika
şaraba testisiz yakalanmak gibisin

sonra bir süre her yanıma dökülüyorsun -dökül!-
ne önemi var geçmeyen bir izin unutkanlığımız karşısında

zaten kırık bir gökyüzüdür artık mutlu olmanın damı
hayat böyle dımdızlak ortada bırakır işte adamı
ben bir kere görmüştüm çokça cenazelerde
...

ben ölümden gayrı yazmayı bilmiyorum
sen hırkalara bakıyorsun şallara niçin?

havalar ısınıyor yar bahar diye
ölümlü şeylerle avunmamak vaktidir
gözlerin çocukluğumun bozulmamış aktidir
ve üzerime dökülmenin üç kurşunu vardır mavzerimde:

1- dökene kurban olayım.
2- dökülen dökendendir.
3- hiç çıkmasın izin benden.

tam da bu yüzden
dol ya da dökül
şaraba meyyal bir üzüm gibi serpil
hiç çıkarmasan da üzerinden yine de bil
yine de bil yine de bil yine de bil
onlar hırka değil, pil!

*

devrim ve çay bu şiiri yazmak için söküp attım pansumanı yaramdan tam olarak bıçağa kaptırdığım tarafımla sancıyorum al al bu hayat kiminse billahi ben yaşamıyor... alpergencer
1 /