amok koşucusu

1 /
karakancalos karakancalos
polinezya ve endonezya adalarına has bir sinir krizi neticesinde adamımızın (genellikle erkeklerde olur) eline geçirdiği öldürücü bir silahla ortalığı kan gölüne çevirerek koşmaya başlaması durumudur. rivayete göre ölene kadar koşmaktadır kendisi. adalarda yaşayan insanlara has ruhsal rahatsızlıklardan biridir. öğrenilen bir davranış olmadığından dolayı, bir sendrom olarak değerlendirilebilir.
hınkmınk hınkmınk
içinde kitaba ismini veren amok koşucusu ile beraber 7 öykünün bulunduğu stefan zweig eseridir.kahramanların ortak paydası intihar.stefan zweig ın karısıyla beraber intihar ettiği de düşünülürse kendi yaşamındaki intihar denemelerini bu öykülerde buluşturmuştur denebilir.


aynı zamanda şu sıralar ülkemizde de görülen bir hastalık sanırım.
wildboy wildboy
malay dilinde öfkelye dellenme zıkkımıdır aslında. hastalığa yakalanan adam(erkeklerde görülür) etrafında kill bill 3 ü çekerken ortalığı cidden kan gölüne çevirir. afrika civarında görülen versiyonlarında hastamız kabiledeki bütün karılara çakma eğilimini gösterip, önüne geleni erkeği kesmekten alıkoyamaz. sonrasında da kendisini keserek hikayeye son verir. aslında kıl bir hastalıktır. adama "ulan bu ibne bana ters ters bakıyor, arkadan emaneti çıkarıp beni kesmesin" mantığını aşılar ki, kahramanımız da battal gaziden bile daha iyi alet kullandığını o an anlar zaten.

(bkz: running amok)
çünkü çünkü
sokaklarda her gün görüp, ana haber bültenlerinde izlediğim kan kokulu yaratıkların toplu adı.
sözlerime hisli ve hicranlı bir şarkıyla son veriyorum: uzaklarda aramammm, çünkü sen icimdesin...

söyleyeni bilmiyorum ama konuya 'cuk' oturdu valla. du bi bakayım, kimmiş söyleyen...
bombacı kazım bombacı kazım
amok, malezya ve hindistan'a has bir tür çıldırma durumu olarak görülse de, tarih boyunca bütün diktatörlerin kronik hastalığıdır.

hastalığa yakalanana, "amok koşucusu" denir.

amok, sürekli cinnet halinde olma ve sonuçlarını hesap edemeden şiddet kullanma durumu içeren bir disosiyatif bozukluktur.

basit bir örnekle, bir amok hastası elinde dolu bir silahla tükenene kadar koşar ve koştuğu güzergahta önüne kim çıkarsa ayırım gözetmeksizin öldürür. ve nihayetinde son mermiyi de kendi kafasına sıkar.

tarihi doğru okuyabilen herkes hak verecektir ki "amok", teşhisleri ve sonuçları ile bütün diktatörlerin ortak kronik hastalığıdır. tedavisi de yoktur.

her "amok koşucusu" yolun başında kendisini haklı olduğuna ikna eder, ama diktatörler için bu sadece biraz daha farklıdır.

egemen güçler (ki günümüzde buna rahatça "küresel sermaye" diyebiliriz) diktatörü haklı olduğuna inandırıp eline silahı (güç) verir ve yolu da gösterir.

yakın tarihe bakınız; "amok koşucusu" diktatörler hep hayatı ıskalamış ezik tiplerden seçilir ki, kaybedebilecekleri fazla bir şey olmasın. işte bunun adı da "vasıfsızın hegemonyası"dır.

amok diktatör, elindeki silahla koşar, koşar, koşar... koştuğu yol boyunca, fark gözetmeksizin karşısına kim çıkarsa kafasına sıkar. çünkü kendi geçmişinde acizdir, vasıfsızdır, yeteneksizdir, eziktir, zavallıdır. ve bütün bu noksanlıklarının sebebinin hakkının yenilmiş olmasına inan(dırıl)mıştır. bu yüzden acıma hissi yoktur, sadece kendine acır.

amok koşucularının çoğunun sonu yolun bitiminde ölümdür, tarih de böyle yazar.

eceliyle ölenlerin ızdırabı ise çok daha büyüktür.

http://milliiradebildirisi.org/index.php/component/k2/item/92-diktatörlerin-kronik-hastaliği
psikopatpapatya psikopatpapatya
amok koşucu nedir önce onu anlatayım. amok nedir zweig'in tanımıyla

???? "amok mu?... galiba hatırlıyorum.... malezyalılarda görülen bir tür sarhoşluk.."

"sarhoşluktan öte bu.. çılgınlık, insanın öfkeden gözünün dönmesi... insanın korkunç, delice bir saplantıya kapılması, öyle ki hiçbir biçimde alkol zehirlenmesiyle kıyaslanamaz... ben oradayken bunun gibi birkaç vaka incelemiştim- başkaları söz konusu olunca insan her zaman mantıklı ve nesnel davranabiliyor- ancak bu vakaların kaynağının korkunç gizini çözememiştim... iklime bir bağlantısı var bunun, sinirlerin üzerinde fırtına gibi baskı yapan ve sonunda patlama noktasına getiren o boğucu, yoğun havayla... işte amok... evet amok, şöyle oluyor:bir malezyalı, herhangi bir siradan, kendi halinde adam içkisini içiyor... ruhsuz, ilgisiz, donuk bir biçimde oturuyor oracıkta... tıpkı benim odamda oturduğum gibi... sonra ansızın ayağa fırlıyor, hançerini kapıyor, sokağa fırlıyor... dosdoğru koşuyor, dosdoğru... nereye gittiğini bilmeden... yoluna ne çıkarsa, insan olsun havtan olsun hançerini saplıyor, akan kan onu daha da çıldırtıyor... ağzı köpürüyor, kudurmuş gibi uluyor... ama koşuyor, koşuyor, koşuyor, ne sağa bakıyor ne sola, acı acı haykırarak, elinde kanlı hançeriyle korkunç koşusunu sürdürüyor... köylerdeki insanlar bu amok koşucusunu hiçbir gücün durduramayacağını bilirler...o gelirken uyarmak için 'amok! amok!' diye haykırırlar ve herkes kaçışır... ama o bunları hiç duymadan koşar, hiç duymadan koşar, görmeden koşar, önüne çıkanı devirir.. sonunda kuduz bir köpeği vururcasına vurup öldürürler onu ya da ağzından köpükler çıkararak yere yığılıp kalır..."


zweig sen nasıl güzel bir adamsın, kısa yazıp da bu kadar yoğun olayların olması benim zweig in selendeki en büyük etken. kitabın içeriğinden bahsedeyim biraz. eski bir doktorun yolculuk sırasında tanıştığı birine sırf içinde tutmaktan yorulduğu için başında geçenleri anlatmasıyla başlıyor kitap. kendinden yardım isteyen bir hastaya yardım etmeyen doktorumuz, vicdan azabıyla beraber aşka tutuluyor, vicdan ve aşk o kadar iç içeydi ki ayıramiyorsunuz bile. burda aşkın ne kadar hastalıklı mantık dışı bir duygu olduğunu görüyorsunuz. doktorun kibirli kadınlara karşı ilgili olması da garip bi fanteziydi. yine bir intihar vardı, zweig in vazgeçilmez olgusu intihar. genel olarak kitabı çok sevdim ben.
hu huu hayat çok güzel hu huu hayat çok güzel
uzun zaman sonra bitirdiğim ilk kitap. kitabı anladığımı düşünüyorum. evet anladım ama sevmedim. bana hiçbir şey hissettirmedi, zihnimi zerre kadar meşgul etmedi. okuduğum ikinci kitabı bu, fakat bu yazarın neden bu kadar beğenildiğine anlam verebilmiş değilim hâlâ. fazlasıyla sıkıcı olduğunu düşünüyorum.
5
tuzukuruhahahi tuzukuruhahahi
bir stefan zweig kitabı.
kitabı daha önce okudum ve şu an görüyorum ki benim için hiçbir şey ifade etmemiş.
bu tür psikolojik romanlarda çeviri dili önemli işte.
bir tür hastalık halinden bahsediliyor ama ne??
duygusu bana geçmemiş anlamamışım romanı.
tekrar okumam.
ince bir kitap 50-60 sayfa. merak edenler bir solukta bitirir.
1 /