anı yaşamak

1 /
mothman mothman
hayatta en can alıcı kurallardan biridir, benim sevdiğim ve benimsediğim bir düşüncedir. "dünün pişmanlığı ile, geleceğin kaygısı ile yaşanmaz" bu yüzden vardığım sonuç şudur; dünü oluşturan, yarını da belirleyecek olan; içinde bulunulan zamandır yani an'dır. bu yüzdendir ki şimdiki zamanı yaşamak, boşvermişlik ve vurdumduymazlık gibi lanse edilse de aslında dünümüzün ne olduğunu, yarınımızın ne olacağını belirlemektedir. bu yüzden işin sırrı ve zorluğu dünü ve yarını düşünmekte değil, an'ı yaşamaktadır.

zaman düzlemde değil noktada hissedilir ve yaşanır, düzlemi oluşturan noktalardır.
çekirdekailem çekirdekailem
"eğer yeniden dünyaya gelseydim" daha çok güneşin doğuşunu izlerdim.
daha çok denize girer, daha çok bakardım sevdiğimin gözlerine.
anı yaşamak bunlardır işte, geçmişin hüznünü ve geleceğe ait kaygılarımızı, çok kısa bir an yüreğimizden, beynimizden söküp atabilmektir!
yaşamı bir ceza olarak değil bir armağan olarak hissedebilmektir!

nefret edilesileri değil, sevilesileri öne çıkarmaktır bir an bile olsa!
derya derya
daha doğduğumuz andan itibaren, hayata başlarken biri bize ölmekte olduğumuzu sık sık söylemeli..o zaman hayatımızın her anını dolu dolu yaşardık. mutlaka yapmalıyız. yapmak istediğimiz neyse, şimdi yapmalıyız. yarınların sayısı çok değil...şimdi yapın hadi..anı yaşarken sorumluluklarımızı da unutmadan, ertelemeden hayatı yaşamak..bunu yapmalıyız...
heidi heidi
durdurursun yaşarsın sonra gene hayıflanma, aman be, ne biçim hayat safsataları... memnuniyetsiz insanoğlu işte, kıymetini bilemez "an" ların...
l3 l3
eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
ikincisinde, daha çok hata yapardım.
kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
çok az şeyi
ciddiyetle yapardım.
temizlik sorun bile olmazdı asla.
daha çok riske girerdim.
seyahat ederdim daha fazla.
daha çok güneş doğuşu izler,
daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
görmediğim bir çok yere giderdim.
dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.

farkında mısınız bilmem.

yaşam budur zaten.
anlar, sadece anlar. siz de anı yaşayın.

hiçbir yere yanında termometre, su,şemsiye ve paraşüt almadan,
gitmeyen insanlardandım ben.
yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
eğer yeniden başlayabilseydim,
ilkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
ölüyorum...

(bkz: jorge luis borges) arjantin-1985
oneo oneo
anıların yaşanmadığı ve yaşanılanların anında yaşayan insanın anlık terennümlerle hayatla bağlatılarını tamamladığı zamansal masal
bouuww bouuww
küçücük bir çocugun niye gelicegi düşünüyosunki..biz daha burdayız daha kaç saat var gelicek için sen takma kafana demesiyle aslında geçmişe takılıp kalmanın yada gelecegin tasasını kurmanın hiç bişeye yaramadıgını farkettim.daha kaç saat vardı gelicek için ama şimdi kayıp gidiyodu zaman ve karar verdim.20 sene geçsede anı yaşamak için harekete geçtim...
lets not kill the karma lets not kill the karma
bir hata yapmadığına güveniyor ama yapmayacağına güvenmiyordum işin aslı. ve affedilemeyecek hatalar yapmanı istemiyordum. bütün gücümle ipleri tutmaya çalışıyordum. tanrı görüyor ya palandöken’in buzlanmış zemininde kontrol sağlayamamış bir amatörün kendini bekleyen sona çığlık çığlığa kayışı gibi; yüzme havuzundan çıkmış birinin su olmayan yana doğru flip floplarıyla kaygan zemine basışı gibi; birinin farketmeden sandalyenin bir ayağını boşluğa koyup oturuş anı gibi kötü akıbetlere gebe yaşıyordun sen. istenmeyen ve keyifsiz; öldürmeye ramak bırakan ve güldürmeyen sonlar... ne hayatın tadına dair ne de atın ölümü arpadan olsun mantığı. kapasiten buydu; bu kadar becerebiliyordun sen hayatı. bir saniye öncesi yalanlar söylemediğine inandığım an, bir saniye sonrası beni aldatmayacağına inanmadığım an; şu ansa aman bir şey yapmasın engel olayım diye cebelleştiğim an... hata yapmadığın geçmiş, yapmayasın diye çırpınılan şimdi, hata yapacağına duyduğum inanca bulanmış gelecek... böyle yaşadım koskoca zaman, kilometrelerce gittiğin halde aynı tarla toprak manzarasının değişmediği uzun yollar misali; sıkıldım tolare edemedim bu amaçsız yolu. “şimdi”de yaşamak dipsiz bir kuyuydu bıktım. geçmişten kopuk gelecekle ilgisiz bir şimdi yalan dostum.
charliez charliez
gelecek endişesiyle fazla bunalıp her şeyi sorgular hale geldiğinde insan, sıkıntılı bir telefon görüşmesi esnasında karşı taraftan bir tavsiye olarak çıkabilir insanın karşısına bu cümle. hiçbir şeyi düşünme, anı yaşa". yapabilen için oldukça rahat bir hayat tarzı haline gelmiş gibi görünüyor düşününce. ama hayatının hiç bir evresinde bunu aklından bile geçirmeyip, sürekli geçmişi sorgulayıp, gelecek için endişe eden bir insan nasıl becerebilir ki bunu? aslında hiçbir şeyi ne gereğinden az ne gereğinden fazla düşünmemekle başlanılabilir. düşüncelere ne kadar ket vurulabilirse artık. endişesiz ve bunun yan etkisi olarak belirsiz bir hayat. kontrol hastası ince fikirli bünyeler için oldukça meşakkatli olsa gerek bunu hayata geçirmek.
1 /