atari

2 /
kutlus kutlus
80 yıllarda çocukların hayalini süsleyen.. günü geldiğinde "bisiklet mi? atari mi?" sorusunun koşulsuz cevabı olan, günümüzde gelişmiş yeni nesil benzerleri olan sanal alem oyuncağı...
th3r4p1st th3r4p1st
heheeeeeeeeeyt
nasıl bir adaptörü varsa bikaç saatlik çalışmadan sonra hemen yanacağına inanılırdı. adaptör biraz ısınınca hemen dinlenmeye alınırdı. çabuk soğusun diye buzdolabına koyduğumu hatırlıyorum lan!
bide atarinin televizyonu bozduğuna inanılırdı bunun doğruluğunu hala bilmiyorum.
televizyona o kadar yakından bakmak gözleri olumsuz etkileyeceği için babam elektrikçiye atarinin kablolarını götürüp elektrik ve görüntü kablolarına 10ar metre eklettirmişti ki artık normal tv izler gibi karşı koltuğa geçip oynayabiliyoduk gözlerimiz bozulmadan hheeeyt be efkarlandım çıkarıp super mario oynayasım geldi şimdi dur bakayım nerdeydi o!!..
zaraki zaraki
çocukluk eğlencesidir. gerçi yakın zamanda oynamışlığım var ama aynı tadı alamadım hayvan gibi grafikli oyunlara alıştığımdan olsa gerek. ama o zamanlar başında saatler harcardım. ördek dudaklı prensesi kurtarmak içi az mario kasmadım üstelik save sistemi diye bişey olmadığı için başına geçtin mi bitirmek zorundaydın belki de atarinin güzelliklerinden biriydi. fakat tüm oyunları arasında contra, circus ve olimpiyatları tek geçerim. iyi icattı be
tripnazzz tripnazzz
buaralar delicesine ikinci elini aradığım çocukluğumun vazgeçilmezi olan karakutu! bit pazarına girmeye cesaretim olsa vallahi gidip alacağım... ne özledim yahu! playstation,bilgisayar oyunları vs. şöyle dursun da onun yeri hep ayrı be!
mustaj mustaj
çocukluğunu 90’lı yıllarda geçirmiş her çocuk gibi benim için de atarinin yeri çok ayrıydı. gördüğüm ilk atari mahallede beraber takıldığım kendimden 4-5 yaş büyük bir abinin “atari 2600” yani halk arasında “kara kutu” denilen atarisiydi. kocaman bir kasası vardı ve çok ısınırdı. ilk joysticki de orda görmüştüm. evlerine gittiğim zaman atariyi gördüğüm an götüm geçerdi. yanında oturup bakardım acaba oynar mıyız diye ama genelde üstünden örtü pek açılmazdı. açıldığı zamanlar da o oynar ben izlerdim. bazen kolay oyunlarda bana da oynatırdı ama hiçbir zaman tam anlamıyla doya doya oynatmazdı.

bir süre sonra “micro genius atariler” yayılmaya başladı. ilk zamanlarda mahallenin zengin çocuklarında vardı. bizlerde olmadığı için oynayan çocuğun penceresinin önüne doluşup izlerdik. çocuk bazen çok isteyenlere demir parmaklıkların arasından uzattığı joystick ile oynamalarına izin verirdi ama annesi görünce kızıp pencereyi kapatıp çocukları dağıtırdı. günler böyle geçip giderken artık ben de babama atari alalım diye ısrar eder olmuştum. bir gün eminönü’ne alışverişe gittiklerinde sürpriz yapıp atari almışlar. gördüğüm an evde bir bayram havası esti. hemen kurup oynamaya başladık. tabi bu arada annem “çok oynamayın bozulur” diye uyarınca hemen kutusuna güzelce koyup kaldırdık.

artık bizim de atarimiz vardı ve o saatten sonra hemen kaset takas etme çalışmalarına başladım. benim kasetim “99999999 in 1” denen kolpadan bir kasetti. hesapta kasette milyonlarca oyun vardı ama açtığında 3-5 dandik oyundan başka bir şey yoktu. o zamanlar “nikita” denen bir kaset vardı onun peşindeydim ve bir arkadaşımda bulup değiş tokuş yapmıştık. bu arada hala çoğu insan gibi benim de akıl sır erdiremediğim, aslında o gizemini hep korusun diye merak etsem de pek araştırmadığım, silahla ördek vurma oyunu aklımızı başımızdan almıştı. genelde çabuk bozulurdu o silah ve o oyundan mahrum kalırdık hep. artık mahallede neredeyse her çocukta atari vardı ve kaset çeşidi de baya artmıştı. her ne kadar çok fazla kasetimiz olsa da biri vardı ki tüm çocuklar deli oluyordu. o kaset meşhur tsubasa’nın oyunuydu. evet bildiğimiz akula şutu filan vurulan bizleri mest eden bir oyundu. bir çocukta vardı ve gözü gibi bakardı kasete kimseye vermezdi. bütün gün oynayıp şöyle gol attım böyle gol attım diye de anlatırdı. tsubasa’yı sadece onlara gittiğimizde izleyip oynayabiliyorduk. bir gün bu çocuğun abisi evlendi ve sokakta yapılan düğün gecesi herkes oynarken bunu fırsat bilip çocuktan tsubasa’nın kasetini istedim bir umutla. hiç beklemiyordum ama çocuk çıkarıp verdi kaseti ve sevinç içinde eve deparı bastım. hemen atariyi kurup kaseti taktım ve oynamaya başladım. daha yarım saat bile geçmemişti ki çocuk aşağıdan “mustafaaaaaaa” diye bağırmaya başladı. o sesi duyduğum an dünyam başıma yıkılmıştı. ağlamaklı halde balkona çıktığımda “kaseti ver” diye bağırdı. biraz daha dursun diye yalvarsam da aldı pezevenk. sepetle saldım ve alıp oynamaya gitti. ulan insan abisinin düğününde bile evde atari oynar mı lan. böyle de değerli bir kasetti işte. yıllar böyle geçerken “sega” fırtınası esmeye başladı ve bir gün kardeşimle bayram harçlığımızı birleştirip kırtasiyeden sega aldık. evet o atariden çok daha iyiydi. hem görüntü hem oyun kalitesi olarak bir çığır açmıştı gözümüzde. o aralar mortal kombat’ı çok oynardık. hatta rakipleri eşleştirdiğindeki gerçek fotoğrafları görünce bir kez daha hayran kalırdık sega’ya.

sega’yı da yıllarca oynadık ve sonra playstation çıktı. ilk zamanlarında bir çocukta vardı ve onu görünce ufo görmüş kadar şaşırmıştık. evet görüntüler harikaydı, mükemmel bir aletti bu ama atari ve sega sahibi olduğumuz gibi playstation sahibi de olamadık zira çok pahalıydı. onu olan birine gittiğimizde oynayabiliyorduk sadece. zaten ondan sonra playstation’un öncülüğünde oyun konsolları da aldı yürüdü. evet atari 90’larda çocuk olmuş her çocuk için ayrı bir yere sahiptir. en eğlenceli vakitlerimiz onun başında geçmiştir. ebeveynlerimiz her ne kadar okul zamanı oynamayalım diye kolları saklasalar da onlar evde yokken o kolları bulup oynayıp sakladıkları yere aynı şekilde geri koyan bir nesildik.
kurgusal insan kurgusal insan
fırsat buldukça hala duck hunt oynarım. gerçi silah konsolu biraz tutukluk yapmaya başladı ama bu oyundan aldığım zevki ne pes 2012'den ne de call of duty'den aldım. bozulana kadar oynar, sonra gider 15 liraya yenisini alırım. yanında da 2 tane atari kasedi bedava!
2 /