atonement

1 /
soulforged soulforged
opeth'in nelere kadir olduğunu gösteren bir başka eser. buram buram ingiliz melankolik/saykadelik rock'ı kokan, mellotrondan viyolonsel tonundaki keyboardlara, darbukadan akustik gitara fantastik enstrümanlarla müthiş bi atmosfere sahip olan öte bişi. ama bence asıl vurucu noktası ana gitar riffi. insanı alıp başka diyarlara götürüyo şerefsizim. ilaç niyetine tok karnına günde iki defa.

cleared the fog that has veiled around me
and blurred my sights
suddenly, i'm no longer aching
to honor my plights

rising moon and my skin is peeling
past undone
suddenly, i can't justify
what i had become
şiirbaz şiirbaz
etkisinden uzun süre kurtulanamayacak bir film.

olay örgüsünün mükemmel kurgulandığı ve karakterlerin bu kadar iyi anlatıldığı çok az film vardır. romanı okuyanlardan öğrendiğim kadarıyla, yazar bol miktarda betimleme yaparak karakterleri ve sahneleri oldukça iyi canlandırmış. sanırım filmde bunların bir etkisi vardır çünkü bazı sahnelerde uzun uzun karakterin yaşadıklarını görüyoruz. hatta bu nedenle film öyle kolayca akmıyor, yavaş yavaş işleyerek gidiyor.

film, sonlara doğru çok keskin bir dönüş yaşıyor ve içine girdiğiniz bu sıkılgan hava bir anda çok vurucu bir sahneyle değişiyor. öyle ki, o ana kadar sabrederek izleyip de olayları hafızaya kazımışsanız, sonunda anlatılanlar çok derin etkiler bırakabiliyor. özellikle de küçük kızın gençken yaşadıklarını düşününce, nasıl bir kefaret ödediğini anlayabiliyorsunuz.

joe wright'ın edebiyat uyarlamalarına devam etmesi önemle rica edilir. zira filmdeki savaş sahneleri, kamera açıları, geçişler... olağanüstü. öyle ki film tam bir roman havası veriyor. daha önce pride and prejudice'te de çok başarılıydı. tarihi atmosferleri çok iyi yansıtıyor. bugüne dair ne yapar bilemem tabi.

son söz de müziklerine... tek kelimeyle: muhteşem. iki kelimeyle: acayip deli.
jenesaispas jenesaispas
ingilizlerin klasik aşk ve savaş temalı kitabından iyi bir sinema uyarlaması. bir çocuğun aşkının etkilediği, daha doğrusu mahvettiği yaşamlar. kurgusu da klasik ama iğreti durmamış. bir de şu come back to me repliği var ki, cold mountain filminden sonra burada da kültleşiyor.
setheleh setheleh
joe wright'ın stili olan bir yönetmen olduğunu gözler önüne seren,bir keira knightley-joe wright buluşması.pride and prejudice'dan sonra başarılı bir film daha yapan joe wrigt'ın filmlerindeki şiirsellik,büyüleyici manzaralar ve güzel planlar ilk göze çarpan şeyler.çok farklı bir film(başka bir dönemi yansıtan,başka türde filmler) yaptığında ortaya çıkacak şeyi ise açıkçası çok merak ediyorum
meerjungfrau meerjungfrau
bir veletin bir anlık kızgınlığının ve aptalca bir davranışının kendisi ve çevresindekilere ne kadar zarar verebileceğini , nelere mal olabileceğini gösteren film .
13 yaşındaki briony tallis ' in içten içe aşık olduğu evin hizmetkarı ile ablasının yakınlaştığını görmesi ve bunu yanlış anlaması üzerine süregelen olaylar yıllar boyu briony 'nin kefareti olacaktır.

sonuç olarak,çocukları ciddiye almamak lazım bazı konularda.çocuk hayal gücünün genişliği bilinen birşey.
frayedendsofsanity frayedendsofsanity
imdb klişe bilgilerine felan girmeden direk söyleyeceğim. gerçekten çok başarılı bir film.
en önemlisi ise söylenmesi gerekenlerin; çok üzüldüm ben yahu gerçekten yazık ama ya orospu briony çocuk mocuk değilsin, orospunun kaltağın önde gidenisin, bak gördün mü yediğin bokun nelere mal olduğunu, açmayacaktın o mektubu işte bok var sanki. kaltak karı. orospu, şerefsiz.
cellman cellman
filmde robbie'nin 2 askerle birlikte askerlerle dolu sahile çıktığı bir sahne var ki insanın sarıp sarıp baştan izleyesi geliyor. filmin bu sahnesini izlerken kameranın hangi haraketlerle o kadar insanın arasından geçtiğini ve sahnede bulunan oyuncu ve figüranların nasıl rollerini nizami ve eksiksiz yaptığını aklım almadı açıkçası. benzer bir sahne children of men'de de vardı. onda da ağzım açık izlemiştim. ancak atonement'ın bahsettiğim sahnesi bu zamana kadar gördüğüm en etkileyici, en komplike sahneydi.

dikkatimi çeken diğer bir sahne ise, filmin başında evin küçük kızının ablasıyla kahyanın oğlu arasında geçen diyaloğu yanlış anlamasının izleyiciye aktarılmasıydı. çok başarılı ve çok orijinaldi. ben bile anladım yanlış anlamayı yani.

lakin tüm etkileyici müzikler, daktilo efektleri ve özenle hazırlanmış sahnelere rağmen filmin orta yerinde "lan bu bi çocuğun götlük yapmasından ibaret bir hikaye olamaz" diyerek filmin hikayesi hakkında şikayette bulunsam da finaldeki güzel sürprizle -ki bu da filmi orijinal kılan üçüncü şey oluyor- tüm olumsuz düşünceler kafamdan uçtu gitti.
tangocu kedi tangocu kedi
boğazın boğumlarını saydıran film.kendini sıkar ya insan ağlarken kendinden geçmemek için,işte bu film öyle bir etki yaratıyor insanda.film üzerine söylenebilecek pek laf yok.çok farklı değil ama anlatımı yerinde güzel bir sıraya konmuş.ayrıca savaşın üzerine eğilişi onu anlattığı sahnelerdeki mükemmellik takdire şayan.bir erkek olarak film bitiğinde tek istediğim şeyin sevişkirken bile durup ağız dolusu:"ı love you" diyebileceğim ve beni her türlü yolumdan döndürebilcek söz olan "come back to me" diyecek bir kadın.
ceyyar kermit ceyyar kermit
tek kelimeyle harika bir film.
başarılı bir uyarlama. çekimler, kurgu, kullanılan müzikler, oyunculuklar, kostüm ve makyajın dönemle uyuşması ve gerçekçiliği sağlamış olması... hepsi de mükemmel. bir insanın pişmanlığı ve günah çıkartma isteğinin onu ne kadar derinden sarsabileceğini anlatıyor. tabi yapılan ufak bir hatanın, insanların hayatlarına malolacağını da. izleyip, pişman olunmayacak bir film.
1 /