bezik oynayan kadınlar

oyledegılo oyledegılo
edip cansever'in aynı evde yaşayan birbirlerinin acılarını bilen fakat konuşamayan dört kişinin karanlık, buhranlı ruh hallerini anlatan muhteşem eseridir. özellikle,seniha ve ester'in bölümü harikadır. eserde hüznün simgesi olan seniha otel odasına kapatır kendini ve ölümünü bekler. ölümü, kendi hayatını sorgular. ester ise daha umutludur fakat o da çabalarına rağmen çemberin içinden çıkmayı başaramaz.

içinde şu şahane dizeler bulunuyor ;

seniha'nın günlüğünden

...
iv

've ölüm bahçesini buldu'
oteller imzamdır benim
-ah güzel yaşam! sevgilim ölüm!-
şimdi bir otelin apacı sevinciyim.
ey bardak taşıyanlar, kış ustaları
sonbaharda ne yaparsınız
ben ne yaparım
kendime başka biriymiş gibi bakmaktan
arta kalan bir çift gözü de
kimbilir nerde bıraktım.
ah güzel yaşam! sevgilim ölüm!
göğsümden bir düğme daha çözdüm
saçlarımı taradım
yüzümdeki beni koyulaştırdım
pudra süründüm biraz -hayır, iğrenmiyorum artık-
kırıştı göz kenarlarım çoktan
çantamı açtım kapadım -neler yoktu ki-
bir ayna
bir katedral fotoğrafı -renkli-
sonbahardan da büyük
boş bir tabut deseni
anahtarsız bir anahtarlık
adresler -hepsini yırttım attım-
bir şiir kitabı nerval'den
-ölünce tanrının
bir tanrının bir ikinci yaşamım
yaşamayı uman nerval'den-
telefonu açtım -bilmem ki neden-
rastgele çevirdim: iğrenç bir kadın sesi
tanrım!
hemen kapadım.
ah güzel yaşam! sevgilim ölüm!
ben yalnız ikinize hayranım
bilin ki gitmiyorum 'başka evler'e artık
o günden bugüne hiç çağrılmadım
kapandım kapandım kapandım
kabuklu bir deniz hayvanı gibi demin
yağmurluğumun içine
fırladım caddelere çıktım
günaydın, dedim sütünü esirgemeyen
eski bir mezar taşına
günaydın!
ne güzel bir duruşun var senin
doğayı kımıldatmadan
islandım
kıyılara indim, ıslak kumlara bastım
ayak izlerimi sevdim, okşadım
dolaştım dolaştım
bir bankaya girdim çıktım
biri bacağımı elledi tramvayda
ses çıkarmadım
ah güzel yaşam! sevgilim ölüm!
seniha!
seni bugün kıskandım
otele döndüm akşama doğru.
not: ben bugün biraz
yaşamı kımıldattım
bir bardak konyak içtim ve
ölüme kurulandım.

v

işte
gördün
demek ki böyle
pencere pervazını -kirli çok-
boyası dökülmüş yer yer
lekeler lekeler lekeler
işte, gördün, demek ki böyle
koruklar sarkmış her yandan
donuk, tozla kaplı koruklar
ve lacivert bir görülmeyle
ve
limanın insan kokulu gürültüsüyle
işte
gördün
demek ki böyle.
gördün, görüverdin hemen
demir arabayı rayların üstünde
ve tahta bacaklı adamı -güneşe bakan-
bakışlarında bir zamandışılık -öyle-
gördün
demir arabayı
rayların üstünde
ve tahta bacaklı adamı
gürdün, görüverdin hemen.
duydun
duydun ki o boşluk sendin. katedral
ayrıca bir boşluktu senin içinde
senin senin senin
hayır!
dudaklarını büzme
ayaklarını -evet- daya oraya
oraya oraya
tezgaha koy dirseğini -koydun mu-
iyi tut bardağını -iyi tut-
bir iki kez döndür avucunda
seniha!
gördün mü bak
buğulu bir hiçliktir, değil mi
aynada titreşen bardak
ve her şey
değil mi, budur
bir ölünün bir ölüye sorduğunu sormak.
üç çiçek koymuşlar üç ayrı vazoya
şuraya şuraya şuraya
kalbindeki buruk pembelik
bundan
işittin işitmedin -ne çıkar-
konuşur gibi onlar satıcısıyla.
iki kişi durmuş köşede -tam köşede
düzenli bir biçimde konuşuyorlar
sen dişlerini vuruyorsun birbirine
titreyerek yalnızlıktan
-sanki istinye'yi dönünce
porselenler yapıştıran bir ermeni var-
kuşlar kuşların yanına, yapraklar
yaprakların yanına
hiçbir şey yalnız kalmıyor
insandan başka dünyada
seniha!
duymuyorsun sen kendini
başıboş bir müzik gibisin kırlarda,
gün kendini yiyor -gün bile-
üç çiçekle akşam oldu, ne yapsan
kapıdaki çıngırak yaşam ne çabuk geçiyor
çıngırak
gün erkek oldu seniha
denizden çıktıktan sonra
giyinmek kadar güzel
gün erkek oldu
gün senin oldu seniha
upuzun gözlerin ki -lacivert-
örtüldü akşamın asmalarıyla
unutma, yaşamından iyisin
yaşamın senden iyi
kutsalsın, görkemlisin, kendine verilmişsin.

vi

- kapının arkasında ne var
- hiç!, hiçliğin adı
- kapının arkasında ne var
- kapının arkasında mı? tanrı
- kapının arkasında ne var, kapının
- bilmem ki ne var arkasında kapının
- kapının arkasında ne var
- bir bahçe, bir su kovası, içi boş
- kapının arkasında..
- incil
- kapının arkasında ne var
- bir tepe, boşaltılmış onun da içi
- kapının arkasında ne var
- bir duvar, tuğlasız, unutmuş dülger malasını
- kapının arkasında ne var
- havası kaçmış bir deniz yatağı
- kapının arkasında ne var
- bir çift kadın ayakkabısı -siyah-
- kapının arkasında..
- sökülmüş bir laterna, kutusu kalmış
- kapının arkasında ne var
- kurumuş böcek kabuklan, suyu çekilmiş bir deniz
- kapının arkasında..
- bir kuru kafa
- kapının arkasında ne var
- kapının arkasında mı? hiç!.
belli belirsiz bir şarkı.
odamdan çıktım
koridoru geçtim -kimseler yoktu-
merdivenleri indim -kimseye rastlamadım-
(muhassen'den son kez çıkarken
kimseye rastlamadım)
bara baktım -kimseler yoktu-
bir kadeh aldım, konyak doldurdum
kadehi iki parmağım arasında tuttum tuttum
kısarak gözlerimi kendime baktım
otel, ben, konyak -neden olmasın-
tanrı - isa - ruhülkudüs, dedim
ben böyle dedim, acaba
kimlerin avuntusuydum.
dünyaya bir kere daha baktım cam kapının ardından
dünyanın kokusunu duydum
kendi kokumu?
elbette duydum
geçmeyen bir kokuydu -yaşlılık kokusu mu-
çıkardım çantamdan chanel'imi
biraz süründüm.
dedim ki,bugün de bitti gündüzüm
otel, ben, konyak
tanrı-isa-ruhülkudüs
vahşetin son öyküsüyüm
belki ilk öyküsüyüm
işığımı söndürdüm: beyaz karanlık.

vii

özür dilerim dünya
ben bu otelden çıkamam
imza: seniha

...
bitiş

ester'in söyledikleridir
yalnızlığına korku vurma

ester'in söyledikleridir
ve gelsin ve geçsin bütün sözlerim
gelsin ve geçsin

ester'in söyledikleridir
insanların içinden
kendim olup taşayım

ester'in söyledikleridir
insanlara uzaklık vurma
ama herkes ki kendisi olsun
sonra herkes kendisi olsun
bir gün herkes kendisi olsun

ester'in söyledikleridir
dünyada bakınıp durma
bütün ol ve ayrı tut 'ki kendini
zaten öyledir
çünkü öyledir.
karyatid karyatid
edip cansever harikası. yutkunarak okur insan çokca şaşırarak. bazen utanır kızarır yanağı bazen kahrolur bazen susar bazen gördüğünü haykıramamanın sıkıntısına boğulur. kadındır bu şiir, aldatılmışlıktır, üç maymunu oynamaktır bazen, bazen öylece hayatın oyununa ayak uydurmaktır.ve tabiki de yalnızlıktır, var olunduğunun farkında olunmayan kadınların tüketilişidir...

"kimse görmüyor bizi
göremezler ki
uçup uçup konuyoruz yerlerimize
bir konfeti demetinden kopmuş gibi
düşlerimizden saçılmış gibi..."
mr bloom mr bloom
edip cansever'in öteki dramatik şiir kitapları arasında kanımca en başarılı olanı. tragedyalar ile ekilen ben ruhi bey nasılım ile sulanan kök bezik oynayan kadınlar ile dal budak salmıştı son kitabı oteller kenti ise bu 'yalnız-yabancı-uyumsuz-(u)mutsuz' ağacın adeta çiçeklenişi olmuştu.
seanvictorydawn seanvictorydawn
yirmi yedi…
yirmi sekiz…
yirmi dokuuuuz…
otuuuuuuzz…

diye diye saya saya 31 çekmenin icat edilmesinden önce ellerine verilen kadinlarin başarisiz kaldiklari el işi becerisi oyunlaridir oynadiklari. ama onlar bunu çok ciddiye alirlar ve ne kendileri zevk alirlar ne de zevk vermesini bilirler. esas mesele de budur ya!