bir akıl hastasının günlüğü

1 /
magnetic resonance magnetic resonance
kan ter içindeyim. dudaklarım çatlamış içimdeki ateşten, yatakta bir o tarafa bir bu tarafa dönmekten yorgun düştüm. zaten son günlerde elimi kaldırmaya bile mecalim yok. boş boş tavana bakıyorum çoğu gece. çünkü yapabilecek daha iyi şeylerim yok! gözlerimi bir an kapatabilmek için neler vermezdim ama ne mümkün. bazı geceler tavana uzun süre baktığımda şekiller görmeye başlıyorum. bazı gölgeler görüyorum. allah'ım sanırım aklımı kaybediyorum.. ve belki de çoktan kaybettim. birileri adımı sayıklıyor, uzun uzun çağırıyor beni. dönüp bakmaya korkuyorum. öyle çok korkuyorum ki artık her şeyden.. karanlıktan, gözlerimi kapamaktan ( üstelik bir an uyuyabilmek için neler vermezdim ), biriyle konuşmaktan, sokağa çıkmaktan ve nefes almaktan...

beynimi kapatmak isterdim, hiç bir şey düşünmemek. böylesi daha iyi olurdu gibime geliyor. bedenim bir demircinin potasında eriyip gidiyor sanki. elimde tuttuğumu sandığım tüm hayatlar hiç benim olmamış zaten. abidin mutluluğun resmini neden çizemedi şimdi daha iyi anlıyorum; mutluluk belki de hiç var olmadı benim için. mutluluk diye yaşadığım etkileşimler birer aldanmacaydı belki...

düşünmemem gerek, düşünmemeliyim. " düşünmemeliyim! ". neyseki karanlık odamın içine günde birkaç kez sızan, gözlerimi kısmama sebep olan, başıma ağrılar sokan bu ışık düşünmememi sağlayacak vaadlerle geliyor bana. neyseki her seferinde hemşire elindeki o ilaçlarla beynimi uyuşturuyor da bir nebze olsun huzur bulduğuma inanıyorum.*
dedim ve noktayı koydum dedim ve noktayı koydum
bugün yine onu gördüm. hani şu kimsenin varlığına inanmadığı insanı..

sen inanıyorsun bana dimi? inanmalısın sen de gördün onu çünkü. ne güzel bakıyor insana değil mi? içim kıpır kıpır oluyor onu görünce. onu gördüğümü söylediğimde iğne yapıyorlar bana, uyutuyorlar. ne olur söyle onlara gerçeği.. söyle seninde gördüğünü. uyutmasınlar beni, ayırmasınlar gördüğüm en güzel gözlerden..

hasta diyorlar bana öyle duydum. şu sürekli beni uyutan varya öyle dedi doktora. umutsuz dedi. ne demek bu sahi? umutsuzmuyum ben, imkan yok mu hiç? konuşsana, susma sen de. sende bırakma böyle çaresiz. sen de gidersen, böyle susarsan, yardım etmezsen kim kalıcak yanımda.

bu aynalarda fayda etmiyor artık..

bekliyorum onu yine görmeyi, bu sefer bir şey söylemeyeceğim, izleyeceğim sadece. uyutmalarına, beni bu güzellikten mahrum bırakmalarına izin vermeyeceğim. gül ey gördüğüm en güzel sıfat daha çok gül. bana hasta diyenlere inat, tüm aklımla sorgulayacağım varlığını...
theraflu theraflu
bir şizofrenin günlüğünden:
ulen neden kimse inanmıyo bana? peşimdeler diyorum, öldürcekler beni diyorum kimse kıçına bile takmıyo aq. dün akşam yine ana haber bülteninde pezevenk spiker mesaj gönderdi bana, onu da mı kimse anlamadı yani? beni bu hastaneye tıktılar ama burda da güvende değilim,kaldığım odanın her tarafı gizli kamera dolu. çok yakında bulacaklar beni.

bir manik depresifin günlüğünden:
ölmek istiyorum. bu hayatta beni mutlu edebilecek hiç bir şey kalmamış. dünyanın en değersiz insanıyım zaten ben,yokluğumun kimseye bir zararı dokunacağını düşünmüyorum. günlerce uyusam uyusam, hiç uyanmasam keşke...
--bi kaç zaman sonra--
yine aşık oldum ben. allahım ne büyük mutluluk. aşkımı anlatan şiirler yazdım defterler dolusu. hem zaten hiç uykum gelmiyor ki geceleri, bende üreterek değerlendiriyorum o vakti. yazıyorum bol bol. bi de bu aralar biraz hesapsız davrandığımı söylüyorlar,alışveriş olayını fazla abartmışım. yani tamam kredi kartlarımın limiti doldu ama napayım modacılar o kıyafetleri benim için tasarlamışlar sanki,almamak olur mu?
kadın giyinmiş zaman kadın giyinmiş zaman
"yalnızlık.
her kimliğe doğuştan yazılı tek uğraşıdır insanın bir yaşama sırasında.
tek sermayesi, sahip olduğu tek şeydir,
kıymetini bilmelidir, dedi.

yalnızdır insan;
hep kalabalıklara karışma telaşı bundandır.
kalabalık yalnızlıklar, yalnız kalabalıklar oluşur, şehir şehir ülke ülke.
kalabalık arttıkça artmaktadır yalnızlık da.
insan bir ölümü istemez, bir de ondan beter bir yalnızlığı.
ama ikisi de muhakkak gelir başına bir yalnız yaşama sırasında.
ölümün değil ama yalnızlığın bir tek çaresi var, dedi.
tek çaresi aşktır bir yalnız yaşama sırasında nefes almanın.
aşk da zaten iki yalnızın ortak bir yalnızlıkta buluşmasıdır, dedi.

aşık olun!
gösterin birbirinize yalnızlıklarınızı.
nasılsa ayrılık insanın tek kişilik yalnızlığını özlemesi.
sade ölüm değil, ayrılık da yaşamın emri.

evet söyledi.
ya da ben duydum.
duyduğuma göre elbet bir ses söyledi bu söylendikçe usulen söylenir olan sözleri.
evet duydum söyledi.
her duyduğumda ağladım.
pek çok ağlayışım sırasında duydum.
kalbim tutanak tuttu duyduklarıma.
"soruldu" dedi, cevap alındı.
"yaşamak" dedi, "tek marifetiniz biraz özen gösteriniz."
"zulüm kimse zalimlik yapmayınca biter -mazlumlar dahil" dedi.
"ama yapmayın, o daha bir çocuk" dedi tanrı.

ya gördüm neyleyim?
insanlar vardı duvarın içinde.
ya ben hep duvara konuştum
ya da duvar değil konuştuğum, içinde insanlar var.
nedense beni anlasın istedim içinde insan olan duvarlar.

bilmiyorum,
belki de ben gerçekten delirdim.
onlar haklı belki de.
içinde değil duvarların insanlar.
sadece arasındalar."

(bkz: yılmaz erdoğan)
(bkz: altan erkekli)
(bkz: bana bir şeyhler oluyor)
w w
not: noktalama işaretleri akıl hastası tarafından kullanılmamıştır. yazı buraya aynen aktarılmıştır.

08.08.2004
büyük güne az kaldı hala hasta olmadığıma inanmıyorlar yapabileceğim her şeyi yaptım onları inandırmak için artık elimden başka bir şey gelmiyor bunca zaman zamanımı onları inandırmaya çalışarak harcadım şimdi ise onları inandırabilecek başka ne yapabilirim diye düşünmeye harcıyorum bütün vaktimi

09.08.2004
büyük güne çok az kaldı bugün onları inandıracak hiçbir şey bulamadım sadece oturdum sessizce gezintiye çıktığımda derince çektim nefesimi içime gökyüzünü hissettim içimde çok güzel kuş sesleri duydum akşam uyuyamadım yazıyorum

10.08.2004
büyük gün yarın ama aslında küçücük bir gün olacak benim için sabahtan itibaren çok az bir süre yaşayacağım çünkü artık onları inandırmaya çalışmayacağım için mutluyum şimdi yarına kadar kendimi inandırmaya çalışacağım ben akıl hastasıyım diye ve kendimi inandıracağım artık uzun bir uykuya dalmam gerektiğine sonra başaracağım herkesi inandırmayı öldüğüme

11.08.2004
..................................
sleeping with ghosts sleeping with ghosts
"yine bu beyaz odaya koydular beni.. kıyafetlerim de hep beyaz.. ben beyaz giymek istemiyorum ki.. hemşireye bunun nedenini sordum dün, "huzurlu olabilmen için" dedi.. ben beyazla huzurlu olmuyorum ki ben siyah kıyafetlerimi istiyorum... bir tek pijamalarım biraz renkli onlar da saçma sapan renkte.. ama ben dünyamın siyah olmasını istiyorum beyaz değil... dünyada siyah olmasını istiyorum beyaz değil.. benim yerime benim dünyamın rengini seçmesinler..hayır..."
pennywise pennywise
şair ruhlu birinin aşka gelip ses kaydı yaptığını düşünürsek şöyle bir eser çıkabilir ortaya:

offfffff.....üzülme bebeğim, sakın üzülme
olmadı işte. ayrıldık.
kızmadım sana, kızamıyorum.
yeter ki sen üzülme..
ben sana hiç kıyar mıyım,
yani o kadar da hıyar mıyım?
hıyar dedim de aklıma geldi;
yeni sevgilinle aran nasıl?
o da seni, benim seni çok sevdiğim gibi seviyor mu?
ara sıra görüşelim olur mu?
misafir ol gel bana, yumurta kırayım sana.
param pulum yok ama, borç yazdırırız bakkala.
seni nasıl sevdiğim senin hiç şeyinde eee... umurunda değil.
hatırlar mısın bilmem, o mahur beste çalar
müjganla biz fenalaşırdık.
ha, sahi geçen gün bekledim seni.
saza niye gelmedin?
seni bilmem ama ben acaip gaza geldim,
sonra soda içtim, geçti.
hatırlamalı, sevgiyle anmalı, unutmamalı, incitmemeli,
uçan memeli, kaçan memeli, tutan memeli..
öbürü de gelmiş, hani bana, hani bana demiş..
biliyorsun, ne yapsam ayrılamam senden asla
hafife alma aşk vurur insana
bir de yer vurur sonra
masatenisi, bu kadar kolay sanma
ilvanlım, ilvanlım, ilvanlım, ilvanlım amaaan neyse...
sen çok güzelsin, a acaipsin, b acaipsin, c hiçbiri, d hepsi, senin mi?
hatırlar mısın sazlar çalınırdı çamlıca'nın bahçelerinde
benim de arabanın teybini calmışlardı,
şimdi de seni çaldılar benden.
ve şimdi içiyorum her gece.
her gece başka bir işkembe,
paça, tuzlama, kokoreç, kelle.
gel beni kısmen yelle.
ha unutmadan,
ebabil bir kuşsa, saka daha kuştur.
saka kuş olarak kalacaktır.
kuştur, kuş olacaktır.
kuştu, kuştunuz, kuştular, kuşarlar..
şiiriime burada son verirkene
{bi dakka doktor bey geliyorum}
şiirime burada son verikene
seni çok sevdiğimi söylemek istiyorum.
ha bir de yeni bir kedi aldım o da çok şeker.
gidişim suskun olmuştu ama dönüşüm muhteşem oldu.
yaslı gittim şen geldim, aç koynunu ben geldim...

(bkz: aşığın şiiri)
ahmak ı hayal ahmak ı hayal
"günlüğü olmadığını kabullendiği gün iyileşmiş olacak."

doktor tarafından günlüğe düşülmüş bir not

bakma boş boş, düşün artık nasıl bir hasta olduğunu.
maia maia
deliliğimi sığdırdığım küçük kağıtlar vardı eskiden, yani bundan önceydi. ben lisedeydim, hastanenin bahçesinde oturur gündüzlü akıl hastalarını izlerken elimdeki kağıdı küçük küçük parçalara ayırırdım. vakit geçerdi işte. sonra kıyamadım kağıtlara. aldım o küçük ve yere düşmüş yaprakları damarlarından küçük küçücük parçalara ayırmaya başladım –üniversitedeyken cam bardakları alıp gömme dolabın üstünde parçalamak olarak tezahür edecekti bu alışkanlığım, şu aralar durmaktayım sadece-. sonra canını yaktığımı düşündüm o kağıdın da, ağacın da, bardağın da. “ama buna hakkım yok.” dedim, vazgeçtim. ondandır hala, canım yansa da kimsenin canını yakamam bile isteye. hep şaşırtmıştır beni böyle insanlar. anlam veremem bir türlü, neden bunu yapmak istesin ki biri?
bakmayın ama… göründüğüm kadar da masum değilim ben. anlık kararlar içinde yine de hesap yaptığım zamanlar oldu. “hesapçı kahpe” diyor biri, bir ablam, “kahpe kötü biri değil ki.” diyor ısrarla. öyle denirmiş, eskiden kalma alışkanlıkmış..her neyse.. yine dağıldı. elbette benim de intikam almak istediğim zamanlar oldu. “öyle bir yakacağım ki canını nefes alamayacak acıdan.” dedim kendi kendime, üstelik defalarca. yine de yapamadım, artık ruhumdaki iyilikten midir yoksa üşengeçlikten midir, bilemedim-karar veremedim de hala.
her aldığım nefesle büyüdüğümü düşündüm, her yaptığım hata ve peşisıra gelen dibe vurma-toparlanma çevriminde dibe vurma kısmı daha kısa sürmeye başladı. neler yapmadım ki? birçok insanın onaylamayacağı şeyler belki de.. oysa hiçbirinde içimde kötülük yoktu zaten bu anlamazlığım ondan biraz da, içine bakınca kötülük görmediğim insanların kocaman bir kötülük abidesi olduğunu göremememden..öyle garip geliyor ki bazen hayat..
bir sevgilim vardı, hani ilklerden, hani en çok sevilen ve en iyi dost olunanlardan..derdi ki bana –ısrarla hem de- “ne kadar gülersen o kadar ağlarsın. her şey eşit aslında, zamanla sırası değişiyor hepsi bu.” “yok.” derdim, “çok karamsarsın ya sana öyle geliyor. ben hep daha çok gülüyorum.” “sen gülerken ağlıyorsun da bazen ama fark etmiyorsun. ben biliyorum.” derdi. inanmazdım, kızardım.. sonra zaman geçti, eşitledik birbirimize yaptıklarımızı, ödeştik diyelim. hatırlayınca çok özlemekten ve arayıp “iyi misin?” demekten fazlası kalmadı bize..yıllar geçmiş, çok insan geçmiş hayatımızdan ve tükenmişiz aslında. lisede ezber çalışan kız gitmiş, “ben erberk ajans’ta mankenlik yapıyorum, çekimim var.” diyen adam gitmiş, işkadını olma çabasında biri ve hiç sevmediği askerlikten atılmış başka biri kalmış geriye..
neyse dağıldım yine, dağıttım da biraz sanki. ne diyordum ben? bu aralar inancımı geri kazanıyorum, yaşamın göründüğü kadar adil olmadığını ve benim sandığımın çok ötesinde bir şeyler olduğunu kavrıyorum. daha sakin, biraz daha mutlu, içimde az biraz kırgınım..
verdiğim hediyenin kabul edilememesini anlayamıyorum hala.. tüm iyi niyetimin çöpe gitmesini ve en yakınımdaki insana bağırabildiğimi kabul edemiyorum. nerede hani huzur ve sakinlik? ne zaman kirlendim ben? ne zaman bitti kağıtlar, yapraklar ve bardaklar? sözcüklerin bu kadar çabuk tükenebildiğini bilmezdim, “ben sözcüklere inanıyordum oysa..” sözleri söyleyen dillerin yalan söyleyebildiğinden habersizdim, görünenin ötesini görmek iyiyse eğer daha kolaydı sanki..
şimdi anlamıyorum. iyi niyetle başlanılan bir şey nasıl kötü sonuç verebilir? bazen kendimi ruh kanseri için tedavi görürken tüm yan etkiler yüzünden iyileşme olasılığı ortadan kalkıp ölüveren biri gibi hissediyorum… ruh değilse bile, kan kanserinden ölen birini hatırlıyorum.. hani o da çok sevilenlerdendi, hani ölmezdi.. “önemli değilmiş. başındaymış.” dediğimiz o yaz gününü ve okul başladığı zaman cenaze evinin önünde oturup ağlayışımızı hatırlıyorum … yaşamın kısalığını hatırlıyorum.. hediyem kabul edilmedi diye kırdığım kalbin hakkını nasıl ödeyeceğimi düşünüyorum, öfkeme nasıl yenik düştüğümü düşünüyorum…
ne kadar çabuk geçiyor oysa zaman, biraz önce yanındayken biraz sonra yok oluveriyor insanlar… bunu bile bile üzebiliyorum hala birilerini, hala şımarıklık yapabiliyorum, suçlu-masum/iyi-kötü rollerini aymazlıkla ve şaşırtıcı derecedeki bir hızla değiştiriyorum. neden, hangi roldeyim anlayana kadar diğerine geçiveriyorum, durduramıyorum.
“sen gülerken ağlıyorsun.” diyen kişiyi hatırlıyorum. çok gülerken acaba ağlıyor muyum bazen merak ediyorum. iyi başlayan şeylerin kötü bitebilmesini anlayamıyorum, hangi günahlarımın bedelini ödediğimi biliyorum yine de. siz bilmeseniz de, kimseye belli etmesem de içimde biliyorum. en çok vicdanım rahatsız oluyor zaten..
namaz kılarken mesela bitmesin istiyorum. hayat, yapılacak işler listesi dursun bir kenarda ve ben orada öylece “iyi” rolünde durayım ve hep af dileyeyim…tüm yaptıklarım ve yapmadıklarım için, en çok da yapabilecekken yapmadıklarım için..
içimden insanları da affediyorum yaptıkları için, kırdığım kişilerin de beni affetmesini istiyorum. bir şekilde hiç olmayan o koca fihristi çıkarıp tek tek “özür dilerim.” demek istiyorum.. ama benden tüm aşağılık davranışlarına karşın özür dilemeyenlerin zavallılığını düşündükçe.. geri dönmek istiyorum sadece kendi affımı dilemeye, kendim için olanı. benden üstün varlıktan af dilemek dışında başka bir şey yapmak istemiyorum, insanlar umrumda olmuyor o zaman işte.. “ya kul hakkı?” diyorum sonra, yine de en yakınımdaki insanlardan özür dileyemiyorum..ne gurur, ne kendini beğenmişlik, ne başka bir şey.. kendimi “seni kırdığım için..” cümlesini söylerken düşünemiyorum. benim kadar iyi birinin başka birini kırabileceğini düşünemiyorum, “kağıt bile kesemem ben, bardak bile kırmıyorum artık.” demek istiyorum. yanıma gelip “sen beni hiç kıramazsın ki.. yapamazsın.” desin istiyorum o kişilerin.. benim inandığıma inanmalarını istiyorum…
çünkü her şeye karşın var böyle kişiler, canımı yakanlar, geçmişte kalanlar..hala her şeye karşın “beni kırabileceğini düşünmedim ki hiç.” diyebileceğim kişiler. ama sayıları az, ama kırgınlığımı anladılar zaten, ama gönlümü almak için ellerinden geleni yaptılar zaten. yapmayanlarsa zaten hiç olmayanlar…
şimdi ne istiyorum biliyor musun? gitsem bir yere, uzağa değil, mesela odamdan çıkmasam ve dilimde bildiğim ve bilmediğim dualarla af dilesem ve dua etsem..bana bağırıp, öfkelenebileceğim insanlar verdiği için allah’a şükretsem şöyle uzun uzun.. kimsesizliğimi büyütmesem ve yalnız olmadığımı anlasam…ben anlatamam belki, anlatamıyorum.. elimde değil işte, o kadar iç içeyim ki sözcüklerle, en yakınlarım olunca konu, kendim olunca lal oluyor dilim susuyorum büyük harflerle.. sırf bu yüzden ben anlatmadan da anlayacak birileri olmalı..var zaten… “sadece hatırlaman gerek..” hatırlamaya çalıştıkça unutmaktan ve korkudan korkmaktan sığınmam lazım, bunlardan emin olmam lazım bu gece… bağışlanmayı diliyorum sadece.. tüm yaptıklarım için sadece bu kez… yapmadıklarımı ve yapamadıklarımı boşver gitsin..
1 /