bir insan nasıl hissizleşir

1 /
balkanlardan gelen soğuk hava dalgası balkanlardan gelen soğuk hava dalgası
korku ve çaresizlikten sevgili insan kardeşlerim.

doğunca başlıyor aslında her şey. eskiden insanlar küçük bir dünyada yaşarlarmış. ufak bir köyde, bir kasabada mesela. ve orada ne varsa onu bilirmiş. ama biz dolu dizgin bir dünyaya geldik birden. kötülüğü çokça gördük, ölümleri çokça gördük, zulümleri çokça gördük ancak dur diyemedik; çünkü ya gücümüz yetmedi ya da cesaretimiz. sustuk ve izledik her şeyi; çok ölümle az ölüm arasında bir fark olmadığını öğrendik. ya da fanatik birer ideoloji magandası olarak ölümlerden zevk alarak izledik olayları. birilerinin yok olması bizi mutlu ediyordu ama her insanın bir hikayeye sahip olduğunu düşünmedik bile bu yüzden. fark etmeden duyarsız birer zombie olduk adeta.
the ademm the ademm
her şeyi çok hızlı yaşıyoruz.

hemen yükselmek hemen bir şeyleri başarmak, hemen her şeyi sonuçlandırmak istiyoruz. bu da bizi hissizleştiriyor.
house md house md
bir zen anı her şeyi değiştirir de ondan.

o zen anıdır ki salt iyi bir insan olma idealinizi sorgulatır ve nötrler. gökten fil yağsa şaşırmayacak, ornitorenkler parti kursa üye olacak konumdasınızdır artık.

neden? "yukardan bakmaya" başlamışsınızdır; yukardan derken burnunuz büyüdüğünden insanları aşağılamak anlamında değil, "üstten" bakmak... "yörünge seviyesinden" bakınca dünyaya, bütün eylemlerin gitgide anlamsızlaştığını gözlemlediğinizden, zeniniz "koyulaşmaya" başlamıştır. bu da "farkındalığın" uyuşturucu etkisini ortaya çıkarır, hissizleşirsiniz.

nietzsche reyiz, boş konuşmaz: "bir uçurumun içine baktığınızda, uçurum da sizin içinize bakar!"
nyks nemesis nyks nemesis
kötü tecrübeler, iyi niyetin suistimali ve yediği kazıklar hissizleştirir. aynı yerden defalarca kırılamaz da bir insan. eskiden ayağına taş değse koşa koşa yanına gideceğiniz kişi, şu an ölüyorum dediğinde arkanızı dönüp umursamadan gidiyorsanız hissizleşmişsiniz demektir. yapımda ve yayında emeği geçen herkesin amk.
suck my nick suck my nick
kişinin bütün yaşam alanı taciz altında ve yapabileceği hiçbir şey yoksa kurtuluşun tek yolu hissizleşmektir.

bazen tercih,
bazen itilmişlik,
bazen de herşeyin bokunu çıkarmaktan kaynaklanır.
lora blood lora blood
her şeyi çok hızlı bir şekilde tüketiyoruz da ondan.
araba almak için çaba harcamıyoruz, para biriktirmiyoruz çünkü kredisi var,
tatile gitmek için kılı kırk yarmıyoruz çünkü kredi kartı var,
sevgi için emek harcamıyoruz çünkü sosyal ağlar var ve istediğimiz her türden insanla konuşup tek gece de bütün her şeyi bitiriyoruz.
sonra bir bakıyoruz ki her şey tam ama bir şeyler eksik. o eksik şeyin peşinden koşup, ne olduğunu bulmaya çalışalım derken daha çok dibe batıyoruz.
yapmayın !
eşyalara ve hayatlara bu kadar çabuk ulaşmayın. imkanınız bile olsa, kendinizi frenleyin. über hayatları izleyip onlara özenmeyin !
her şeyin sahibi olmaya çalışmak, hiçliğin sahibi olmaktır. kendinize bu kötülüğü yapmayın. elinizdekilerin ve hayatınızdaki insanların kıymetini bilin. özellikle de sevgiyi hor kullanmayın. sevgi önemli..
portatif düşün portatif düşün
hissizlik deyip geçmeyin çağın vebası mı dermanı mı ben şüphedeyim. bunca rezillik içinde, bilinçli bir ruhun kendini koruma çabası olarak görüyorum ben durumu. bu dünyada yaşamın karşısında olan bir kitle var çünkü yaşamayı seven, insanca hassasiyetleri olan, içten gülen, duru olanların karşısında bir kitle. ne zaman yaklaşsan kokuşmuş nefesler, buz gibi tenler. öyle ki senin tahayyül edemediğin bir kötülüğün esiri olmuşlar. şairin dilinde engerekler, çıyanlar, ekmeğimize aşımıza göz koyan puştlar bunlar. hissetmeyin arkadaşlar, hissetmeyin ki ciğeriniz solmasın.
''hiçbir şey ummuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm''
lost control again lost control again
hissizleşmek, beklentinin küçülmesinden kaynaklanan bir sonuç değil aksine beklemenin sonucu etkilemediğine dair farkındalığın artmasının bir neticesidir. yani mutlu olabileceğin bir kara parçası bulamıyor oluşun, seni hissiz bir insan yapmıyor. seni eskisi kadar hevesli bir insan olmaktan ayrı koyuyor, bu da sanırım bir süreliğine. yaşıyor olmanın dinamiğini hiçbir yıkım sekteye uğratamıyor ne yazık ki. çok ebesinin amı günler geçirdin diye, olması gereken insanla yanlış bir zamanda karşılaşmanın heyecanını sözcüklerle saklayabiliyorsun belki bir nebze, tavırlarla gizleyebiliyorsun, aslında hissetmediğin biriymiş gibi davranabiliyorsun evet ama bu içeride dengelerin oynamadığı anlamına gelmiyor. en iyi sen biliyorsun. içindeki oyuklardan nefes alır kişi. felaketlerden beslenen bir vahşiyle yaşar hatta ömrü boyunca, ehlileşir belki... ama hissiz olmak betona, çeliğe mahsus. asla insana değil.
topalkırkayak topalkırkayak
daha önce yaptıkları şeye istediği gibi karşılıklar alamayarak. örneğin, etrafımda insanları önemseyip, onlar için bir şeyler yapmaya çalışıyorsam ve onlar beni umursamıyorsa bi yerden sonra bana ne lan ne halleri varsa görsünler diyip tepki vermemeye başlayabilirim

ya da sürekli birilerini sevip karşılığında bir şekilde kazık yemişsem, yine bi yerden sonra sikerim lan, bundan sonra merhaba merhaba moduna geçebilirim. bu da, ileri zamanlarda hissizliğe sebep olur.

işle ilgili bir şeyleri düzeltmeye çalışıyorsam ve beni dinlemiyorlarsa bi yerden sonra bana ne amınakoyim memleketi ben mi kurtaracağım havasına girebilirim. bu saatten sonra oluşacak hiçbir durum beni ilgilendirmez.

özetle, hayal kırıklığı hissizleştirir arkadaşlar. konular farklı olsa da sonuç benzerdir.

(bkz: screw you guys i m goin home)
kızıl kurt kızıl kurt
herkes yaşanan kötü tecrübelerden sonra oluşan hissizliği anlatmış ama sadece kötü tecrübeler insanı hissizleştirmez.

aynı zamanda yaşamak istediği, ama bir türlü yaşayamadığı o güzel duygular da belli bir süre sonra ulaşamamanın verdiği hayal kırıklığı ve inançsızlıkla uçar gider, birey hissiz bir şekilde kalır. hissiz olmak güzel bir şey değil, sonrasında yaşanacak olumlu olayları da nötrleyip yaşanması imkansız bir hale getirip bireyi kronik bir dert batağının içine itebiliyor.
1 /