bir kadının ruhundaki yaralar

1 /
fantastik fantastik
bir kadın ki eğer yaralandıysa taa derinlerden önceleri susar.. yarasını sarmaya bakar, kendine geldiğinde yapacakları listesini oluşturur ve tek tek uygulamaya koyar. aslından amaç belli değildir ama yaralayan geri dönse diye yolları gözleyebilir. gözlemeyebilir de aslında.. amaç belli değildir işte.. şimdi benim de ruhumda yaralar olabilirdi eğer saramasaydım.. yapacaklarım listesi ise yok. yapmaya değer göremedim çünkü.. ruhumdaki yaralar maziyle beraber çok derinlerde..
just perfectt just perfectt
zamana karşı dirençli yaralardır. zaman, ne yaraları sarar sarmalar, acısını azaltır da bir bu yaraları kapatmaya yetmez kudreti. kadın, yüreğini teslim ettiyse şartsız, koşulsuz, hesapsız ve kitapsız birine, bunu da göze almıştır, kabullenmiştir zaten ta en başında; o yüzdendir ki ne o yaradan şikayetçi olur, ne de kapanmasını diler çaresizce; yani zamandan bir beklentisi yoktur, sızısı dinsin diye.

yaralarla yaşamaya alışır, yarayı açanı da acısına rağmen saklamaya devam eder kanayan yüreğinde, bir şansı daha olsa, biri gelip sorsa; tereddütsüz teslim eder yüreğini aynı adama elindeki hançeri göre göre...
zsa zsa zsu zsa zsa zsu
çoğunlukla aslında yarabandı olabilecek bir adamın açtığı yaralardır. kimi zaman sevgili, kimi zaman baba olur bu yarabandının adı.
zulem zulem
haksızlık, ayrılık, aldatma bu gibi şeyler kadınları derinden yaralar. birde şu vardır ki onu hala seversiniz ama söyleyemezsiniz.
bunların hiç birini dışarıdan göstermeyiz biz.

bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya... en az erkekler kadar yani! ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe! - işte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. gözleri buğulanır kadının sonra. ağlamayacağım, der içinden. ama engel olamaz işte. çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. ince ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli... ve kadın ağlar; hem de çok! sanmayın ki gidene ağlar kadın! gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. o yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. her damla, daha çok kadın yapar kadınları. her damla bir derstir çünkü.bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. bilmediklerindendir böyle demeleri. çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. içlerindeki zehirdir onları öldüren! ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki! çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları.dönüşmemesi lazımdır oysa. o yüzden de bolca ağlarlar. zaman geçer sonra. kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı... çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden. güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan... insanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar. zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar. çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. e.. o zaman niye sarılsınlar ki! niye sarılalım ki! etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur. bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır. bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır. bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır. o da kim, ne diye sormayın artık. çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!

aziz nesin
castiel castiel
anlaşılması güç kavramlar silsilesidir bir kadının ruhundaki yaralar. bugüne kalkıp anılarında tazelenen hikayeler cümbüşünde yarının korkularını kimi zaman yaşarlar. ruhunun en derin noktalarında yaşanmış tüm hikayeleri yeni beraberliklerinde "acaba?" sorusu içinde boğuşup dururlar. bu yaralar bir gün öyle kabuk bağlar ki o zaman kadın tek bir göz yaşı bile akıtmaz kırdıkları ve yok ettikleri için. evet en tehlikelisi budur. evet en tehlikelisi bir kadının ruhundaki yaralardır. hayatta canını acıtan herşeye ithafen bir senaryo yazmaya başlar düşlerinde. belki bir sevgilidir senaryosunun baş kahramanı, belki de babasıdır. ne acıtıyorsa ruhunu o yara izi artık bir yerlerde hep kalacaktır. unutmamacasına..
1 /