birey

esbjorn esbjorn
genel anlamda boyutları belli ve sınırlı hayvansal ve bitkisel canlı varlık olarak tanımlansa da; grup, toplum ve ortaklık karşıtı insan olarak kullanılır.
aquila aquila
sözlük anlamı olarak; toplumu oluşturan ve topluluk içinde bağımsız bir varlığı ve kişiliği olan, düşünsel, duygusal, davranışsal nitelikleri toplum içinde belirlenen insanların herbiridir birey. fakat ülkemiz de birey olmak/olmaya çalışmak sık sık bireyci olmakla karıştırılmaktadır kanımca.
nott nott
sallantılar arasında iç dengesini, iç huzurunu, son olarak da kendisini kaybedebilen varlık.

üç tane siz vardır karşınızda, üçüyle ayrı ayrı vedalaşırsınız her gece uykuya dalarken. birinci olarak hayatın size biçtiği rol vardır siz olarak karşınızda. örneğin vefalı bir evlat, çalışkan ve hırslı bir iş adamı ya da elinden her iş gelen bir anne gibi... size biçilmiş rolü ne kadar başarılı oynarsanız, o denli saygın olursunuz toplum içinde.

ikinci olarak kendinizi ve rolünüzü saklamaya yarayan maskenizle karşılaşırsınız. bu maske gerektiğinde aptalı oynar etrafındakileri kandırmak için, gerektiğinde ise safı . maskeniz ne kadar inandırıcı oynarsa, siz o denli az zararla çıkarsınız girdiğiniz tüm yükümlülüklerin altından.

üçüncü olarak sizle karşılaşırsınız. hayatın ona biçtiği rol altında ezilen ve maskenin üstünü örterek kapattığı sizle... o kadar kaybolmuştur ki diğer sizler yüzünden, en az onu tanırsınız.

bu üç siz arasında gelip giderken, yani rolünüz, maskeniz ve kendiniz arasında çırpınırken ne iç denge bırakırsınız kendinizde ne de iç huzur. bir nevi intihardır aslında bu. yavaş yavaş içinizdeki huzuru öldürürken, kendinizi boğazladığınızın farkına varmazsınız. sonra bir gece öyle bir derin uykuya dalarsınız ki, bir daha gözünüzü açıp bu üç sizi de göremezsiniz.

(bkz: hamlet)
dalgalandım da duruldum dalgalandım da duruldum
türkiye'de az bulunandır. memleketimizin yapısı birey olmaya pek müsait değildir. bazen 50 yaşına da gelse hala karar vermekte zorlanan insanlar görürüz. sonuçta biz her işi en az 2 kişi yapmayı seven ya da en az iki kişite onaylatmayı seven bir milletiz.
şirinimin kenarı şirinimin kenarı
kitapları hoş olan, birey b matematik ve geometrisi bayağı bi kasan,ancak dershaneleri hafiften tırt olan yayınevi. konu anlatımlı kitaplarından çok soru bankaları tercih edilir.
madface madface
insan. kişi bazında secme, karar verme gibi yetileri olan, düşüncelerini serbestce ifade eden, sorgulayan, eleştiren, reddebilen, kendini ifade ettiği oranda toplumun özgürleşebileceğine inanan tekil şahıs. tanımdan dan anlaşılabileceği üzere özgürlüğün ne olduğunu bilen insandır. sosyalist ideolojistler tarafından bu yönüyle sevilmeyen kimsedir. çünkü proleteryanın yarattığı veya yaratmaya çalıştığı koyun sürüsüne dahil değildir. kendi kararlarını kendisi verebildiği için özgürdür ve kendisini kısatlayıcı hiç bir şeyi kabül etmez.
özgür özlem özgür özlem
kolayca olunamayan şey.
köküne kadar tüketim kültürünün pompalandığı bir ortamda, kendi tercihlerini tespit edecek, kendi iradeni şekillendirecek, kendi düşüncelerini oluşturacaksın. bu kolay değildir.

ayağını sıkmasına rağmen, sırf "havalı" diye fiyakalı ayakkabıyı alan genç kız, evde kahvaltılık peynir yokken, başbakanlık bursuyla öderim hesabıyla bilmem kaç taksitle gidip en pahalı cep telefonunu alan öğrenci, pantolona, gömleğe, tişörte değil markaya para veren delüğanlılarla bunların kalçalarına değil, kalçalarındaki jean markasına bakan genç kızlardan oluşan koca bir güruh vardır "birey" olma mücadelesi verme durumunda olan. kolay değildir.
karmaşa karmaşa
birey nasıl olunur ? bknz tutunmayanlar ne yapmalı?

"ne yapmalı? bugüne kadar sürdürdüğüm gibi, çevremdeki kişilerin davranış ve tutumlarını bilinçsiz bir aldırmazlıkla benimseyerek bu renksiz, kokusuz varlıkla yetinmeli mi; yoksa, başkalarından farklı olan, başkalarının istediğinden çok farklı, köklü bir eylem isteyen gerçek bir insan gibi bu miskin varlığı kökten değiştirmeli mi? en basit sorunların çözümünde bile bocalayan bu sözde devrimci gölgeyi, hiç düzeltmeden, biraz olsun çekidüzen vermeden, amaç edindiğimiz ülküleri gerçekleştirmek için hemen kavganın ortasına atıverelim mi? kendini yönetmeyi beceremeyen kişileri, toplumları yönetmek, onlara yeni yollar göstermek için hemen başa geçirelim mi? yoksa, toplu eylemlerde kütlelerin başına bela olan zayıf kişilikleri önce sert ve sıkı bir sınavdan mı geçirmeli?"
peynir gemisinin kaptanı peynir gemisinin kaptanı
avam ve havas diye zaten ayrılabilir tabii ki ama şöyle de ayrılabilir:

1. uygulayıcılar: kendi fikri olmayan veya yok denecek kadar az olan bireyler. güzel gelenek, adetler, aile öğrenmesi ile hayatını devam ettirir. siyaseten de düşüncesi bu minvalde oluşur. fikir olarak sloganizedir. avam halk tabakasını bu grupta sayabiliriz.

2. düşünürler: bu düşünürler, beyninde kıymıkla doğmuş, o kıymığı atıp yolunu çizememiş, eser olarak sanat ve fikir eserleriyle kendisini ifade edebilmiş kişiler. kendileri uygulamaya çok fazla geçemezse de etkileri çok derin olmuş, sonradan gelenlerin uygulamalarına vesile olmuş. şairler, ressamlar, fikir adamları bu grupta sayılabilir.

3. düşünür ve uygulayıcılar: bu kişiler sağlam bir fikri altyapı oluşturmuş ve dünyada "somut" eserler bırakarak bu dünyadan göçmüş. hem fikri olarak hem de somut eserleriyle kendisinden sonrakileri etkilemiştir. bunlar iyi birer taktisyen ve stratejisttir aynı zamanda. mimar sinan, atatürk gibi isimleri bu grupta sayabiliriz.

bu saydığım gruplar katı şekilde ayrılmıyor tabii ki, geçirgenlik var. veya iki, üç grubun özelliklerinden de kendisinde bulunanlar vardır.