büyük istanbul depremi

1 /
simon muhasebeci gemide gelir simon muhasebeci gemide gelir
bugünlerde olursa, yani ki van-erciş depreminin hemen ardına denk gelir ise arama-kurtarma ekibinden tutun, çadıra, çadırdan tutun sıcak aşa kadar sıfıra sıfıra sıfır elde var sıfır ile hakkın rahmetine kavuşacağımız deprem.

ha pardon, devlete deprem vergisi vermiş idik, bir yandan kızılay'ı övüyor idik, devlet yine de bulur buluşturur di mi?
he evet.
hayde bakalım.

(bkz: tesadüfen yaşamak)

edit: ha olum şey yea, deprem vergisi şey yani ee, şey o şey:
(bkz:
)
nommo nommo
sanılanın aksine bu 7-8 arasındaki büyüklüklerde beklenen "o" deprem değildir. jeolojik süreçte geçen "büyük istanbul depremi", tüm o bölgenin jeolojik formasyonunun oluşmasına neden olan, gerçekleşmesi durumunda geride çok canlı bırakmayacak depremdir ki istatistiksel olarak insan hayatı ile ölçülemeyecek -ortalama- periyotlara sahiptir. burada bahsedilen deprem ise var olan, yeterliliği öyle çok kuşku yaratmayan mühendislik yönetmelik ve kontrollerinin düzgün sağlanması durumunda belki bir elin avcu kadar kayba sebep vermeyecek depremdir. deprem öldürmez, mühendislik bilgi ve uygulamalarının etkin olmaması öldürür
kahve içmeden sarhoş olamıyorum kahve içmeden sarhoş olamıyorum
bu tarz haberler ve yorumlar bana hep amerikan filmlerindeki kıyamet senaryolarını hatırlatır. adamların her filminde sular coşar, dev binaları alır götürür. bi gün böyle filmler çeke çeke başlarına gerçekten büyük bi felaket gelecek diye endişelenmekteyim.

neyse asıl konumuza dönelim. yukarıdaki habere göre çadır kurulacak alan azalmış. öyle bi felakette esas önemli olan şeyin bu olacağını sanmam. çünkü istanbul da yaşayan büyük bir çoğunluğun, ait oldukları ve başlarını sokabilecekleri bi memleketi var. benim gözümü asıl korkutan o manzara. düşünmesi bile tüyler ürpertici. hatta öyle bi felakette ölen mi daha iyi durumda kalan mı diye düşünülebilir. öyle bi manzara karşısında sanmam ki insanlar giden evlerine üzülsün, yıkılan binanın altında kalan en sevdiği kitabın kaybına ya da. bi yakının ölmesine belki her durumda üzülebileceği kadar o da. hani kıyamet için tabir edilir ya anne kucağındaki bebeğini unutacak o an korkarım ki istanbul depremi, bu psikolojiye sokacak çok insanı.

felaket boyut değiştirecek.
beyinnakliyapılır beyinnakliyapılır
ölenlerin kurtulacağı sağ kalanların ise yağma,talan,hırsızlık,tecavüzle karşı karşıya kalacağı depremdir.trafikte bile tahammülsüz,halı silkeleme veya cocuk kavgası nedeniyle insanların öldürüldüğü bir toplum için felaket olacaktır böyle bir durumda ölümden değil sağ kalmaktan korkun bence
karamuratbenim karamuratbenim
hasan sabbah alamut kalesinin arkasına yaptırdığı cennet bahçeleri ile kandırırmış fedailerini. fedailerine haşhaş verir, fedailerin kafaları güzel olunca bu bahçeye sokarmış onları. bir yanında adriana lima öteki yanında yvonne strahovski, yediğin önünde yemediğin arkanda, garsonların bile moldovyalı hizmetçiler gibi. tabi dişi sinek bulsa hallenecek olan fedailer, ayıldıklarında kendilerini koğuşlarındaki yataklarında bulurlar ve o zamanki algıyla* *bu yaşadıkları ile ölüme güle oynaya giderlermiş. öldüklerinde oraya* gideceklerini düşünürlermiş.

bu deprem çok can alacak. bu deprem olduktan sonra da çok can yakacak. "bitse de gitsek" demek hasan sabbah'a inanma aşamasıdır. ben her gün yatarken kuş uykusu ile yatıyorum. deprem olursa diye her gün kendime ve aynı odayı paylaştığım kardeşime sağlam yerlerin koordinatını çıkarıyorum. cep telefonumu sürekli olası bir deprem olduğunda hemen alabileceğim bir yere koyuyorum. bir şekilde enkaz altında kalırsak birilerine ulaşabilelim, birileri bize ulaşabilsin diye. evimiz eski, yeni bir yapıya geçecek ekonomik gücümüz yok. ama şu eski yapıyı yenileyecek imkanlar arıyoruz (bkz: #8900754). öyle kolay değil kurtulması. şili, meksika, japonya gibi bir ülke değiliz. deprem sonrası rezilliği, kalanın mı, ölenin mi şanslı olduğunu sorgulatıyor. deprem ajitasyonu yapmak istemiyorum ama "bitse de gitsek" küstahlığını da kabul etmiyorum.
karamuratbenim karamuratbenim
türkiye'deki depremlerin hemen hepsi ufak çaplı depremlerdir. endenozya'da, japonya'da olan depremler gibi değildir. onlar dalma batma zonu içinde olan bölgeler içindeler. bizim fay hatlarımız yanal. yani yanal bir zonda öyle yüksek yıkımlı depremler olmaz. fay hattında çok uzun bir kırılma olması gerek. tsunamiler olmaz. ama binalarımız da japonya'da, şili'de yapılan binalar gibi değil. ben depremden korkmam, oturduğum binadan korkuyorum.
dünyaya aduket çeken kelebek dünyaya aduket çeken kelebek
gölcük depreminden bu yana dört gözle beklenen sarsıntı.
ulan o deprem olana kadar milletin psikolojisi mahvolacak. her yıl aynı terane. olmuyor işte, neyi zorluyorsunuz? madem deprem olacak ,bok mu var o binaları ebesinin nikahına kadar yapıyorsunuz.bok mu var hala göçe izin veriyorsunuz.ah ülkem güzel ülkem ...
1 /