casino royale

1 /
rafael rafael
valla film nasıl olur onu bilemem ama yeni james bond'un* tipinden, tarzından gördüğüm kadarıyla bir şey söyleyebilirim:

yapımcılar bu filmde termodinamik kol düğmeleriyle dünyayı kötülerin elinden kurtaracak bir bond'dan ziyade bond kızını becermeye odaklanmış bir bond yaratmaya çalışmışlar..

yani şuna bir bakın ve kararı siz verin..

http://img159.imageshack.us/img159/3808/cr7ex.jpg
telperion telperion
efendim trailer henüz applea düşmediğinden özürlerimle:
casino royale trailer (casino royale (2006)) - ımdb title: casino royale trailer (casino royale (2006)) description: trailer for casino royale related titles: casino royale related names: caterina mu... ımdb
kendimi affettirmek için:
apple - trailers - casino royale - podcast casino royale is the 21st james bond film adventure and stars daniel craig in his debut as '007.' the film is based on creator ıan fleming's first ... apple
aynı zamanda:
http://www.sonypictures.com/movies/casinoroyale/site/
şimdi daniel craig abimizin oyunculuğuna pek bir lafım yok. ancak kendisini sarışın olması babında bond olarak pek gözüm tutmamıştır. malumunuz bir sean connery dururken. ancak şu ana kadar en çok bond filmi çevirmiş olan roger mooreun da bir sarı kafa olmasını göz önünde bulundurarak daniela tekrar bir alıcı gözüyle bakarsak kötünün iyisi olduğunu görebiliriz. burada aç parantez roger mooredan hiç hazzetmediğimi de eklemek isterim. kapa parantez.
konuya gelirsek. şimdi bu daniel pierce brosnandan sonra pek çömez kaçtığından, kendisini alemlerin kralı, ortalığı yemiş bitirmiş bond olarak göstermeyi yapımcıların götü yememiştir. bu yüzden hikayeye baştan başlamayı tercih etmişler. yani bu filmde james bondu çiftsıfırlı rakama yeni terfi etmiş bir yarıçömez olarak göreceğiz. kendisi yaşınında getirdiği gazla ortamlardan ortamlara aksiyondan aksiyona zıplayacaktır zannımca. zira pierce brosnan göbek yapmıştı en son hatırlarsanız. bond kızı olarak eva greeni görür gibi oldum, mesut oldum. judi denche ancak şapka çıkarabilirim zaten. uzun lafın kısası casino royale eğlencelik, patlamış mısır filmi olarak göründü bana burdan. 17 kasımda gelecekmiş. hayırlısı.

edit: eşşeklik etmişim efendim, buyrun:
casino royale - movie trailers - itunes casıno royale introduces james bond before he holds his license to kill. but bond is no less dangerous, and with two professional assassinations in... apple
twinkle twinkle
bond kızı: gözümü hükümetin paralarından ve mükemmel şekilli kalçalarından ayırmayacağım.
(ekrana denizden çıkan bir adet james bond gelir.)
james bond: demek farkettin?

yaz-zıklar olsun. koskoca james bond lan bu.
spyder spyder
ian fleming'in bu ilk bond romanı evvelden televizyona uyarlanmış (1954) ve daha önemlisi 1967'de aynı isim ve zengin bir kadroyla parodik komedi tadında filme çekilmiş. david niven'ın bond'u oynadığı filmde peter sellers, ursula andress (ilk bond kızı), orson welles, woody allen, deborah kerr, jean paul belmondo gibi büyük yıldızlar mevcut. isimlere göz gezdirince merak ettim açıkçası. bulup buluşturup seyretmek lazım bir ara.

malumunuz yan sanayi ürünler hariç 21. bond olarak bilinen casino royale başrol seçiminden ötürü tek sahnesi dahi çekilmeden yargılandı ve çöpe atıldı. hakikaten de sean connery ile karşılaştırılan ve tipiyle karaktere cuk oturan pierce brosnan'dan sonra daniel craig'in yaşadığı büyük talihsizlik. kendisini ilk kez bond tanıtımında görenlerin yadırgaması ve şövmesi çok doğal. ne var ki baştan söylemeliyim craig bütün handikaplarına rağmen kalıbının çok çok ötesinde bir performans sergileyerek karaktere kendini başarıyla oturtmayı becermiş.

her ne kadar imtina etsem de burdan sonrasında spoiler mahiyetinde bilgiler, detaylar sunabilirim. takıntılı olanların zaten başlıkta ne işi var he mi?

fleming'in ilk bond hikayesi olması hasebiyle film, bir nevi batman begins konseptinde, köklerine inerek adeta sıfırdan başlıyor. (lan bu "adeta" da ne pis bir kullanıma büründü. kullanamıyoruz gönül rahatlığıyla. adeta gerçek mk.) siyah-beyaz sahnede james'in "00" (double-oh) statüsüne yükselişini görerek giriyoruz. bilmeyenler bu titrin mi6 için öldürme yetkisine (bkz: license to kill) sahip üst düzey seçkin ajanları simgelediğini öğreniyor. ardından madagaskar'da bombacı rolündeki sebastien foucan muhteşem atletizm hünerlerini [(bkz: parkour) ya da (bkz: free running)] görkemli sahnelerde sergilerken seyircinin ağzını açık bırakıyor. işte burada daha filmin ilk sahnelerinden james bond'un aksiyon konusunda koşmaktan öteye geçemeyen sınırlı duruşu yıkılıyor ve baştan tanımlanıyor. daniel craig'in yapılı ve atletik biçimi foucan'ın peşinde sırıtmadan başarıyla işlevini görüyor. sinema seyircisinin istekleri doğrultusunda gerçekleşen bond'un karakteristiklerindeki ana değişim teknolojik zamazingo ve silaha dayalı aksiyon anlayışının gerçek hayata yakınsıyarak fiziki aksiyona ağırlık vermesi. bu bağlamda film boyunca q'nun da görünmemiş olması fark ediliyor. aksiyon sahnelerindeki fiziğin önemi ve hareketin zorluğu (extreme-sports, parkour tatları), yakın dövüş, delilik derecesinde gözü karalık, kontrol sorunu gibi niteliklerin vin diesel'in xxx'indeki "yeni nesil ajan"dan -filmin başarısı üzerine- aparıldığı inkar edilemez. craig'in de ihtiyaçlar gereği yeniden tanımlanan karakterle uyumu burda. çok yönlülüğü (bkz: versatile) sayesinde smokin içinde özgüveni yüksek, kültürlü, soğuk snobu, kan ter içindeyse güçlü, çevik, cesur atleti perdeye yansıtabiliyor; hem emmeye hem gömmeye gelebiliyor (bkz: 2 in 1). kontrol sorunu, acemiliği, yanlış tercihleri gibi önceden alışık olmadığımız için eğreti karşıladığımız durumlar da bond'un hikaye gereği "00" statüsünde ilk zamanları olmasıyla açıklanıyor.

oldukça yüksek tempolu ilk bölüm, casino royale'in ağır ama sürükleyiciliğin düşmediği kumar ve strateji kısımlarıyla devam ediyor. sponsor firma ürünlerini, aralarda bol bol markaları göze sokulacak şekilde kullanıldığından, kaçırmak imkansız.

her bondseverin ilk sahnelerden yadırgayacağı daniel craig, çok kısa sürede karakteri hakkıyla etüt ettiğini ve özümsediğini belli eder şekilde bond ismini sırıtmadan hatta yeniden tanımlanan öğelere uyarak başarıyla taşıyor. bakışları ve mimikleri james'in zeka pırıltısını, cazibesini, karizmasını oluşturmakta mükemmelliği yakalamış. aktör-karakter tezatının dikkat çektiği filmlerde yaşananın aksine karakterden kopup, filmin çekiminden uzaklaşarak kendisini yer yer aktörden ibaret görmek oldukça güç. seyredenlerin büyük kısmı, hakkını teslim edip en iyi bond olarak lanse edilen emektar sean connery ile karşılaştırırken, kimileri de hala dış görünüşe kitlenmiş biçimde serinin yüz karası olan timothy dalton'la yarıştırıyor. elbette gönül ister ki brosnan suretinde craig vücudunda muhteşem bir oyuncumuz olsun, bond karizmasını havada karada yaşatsın. ammaa brosnan ya da connery'nin yakaladığı ilk bakışta bondla özdeşleşmeyi sağlayamaması burun kıvırmak için yeterli değil paşalar.

bond kızlarına gelicek olursak burda da belirgin bir değişim söz konusu. nefes kesen fiziksel güzelliklerin vurgulandığı sahneler gitmiş. oyuncu seçiminden direkt teşhis edilebileceği gibi daha doğal, daha dokunulabilir, hissedilebilir, gerçek hayattan tipler üzerinde çalışılmış. serinin genel konseptinde modifikasyona gidilerek görkemli sahnelerle, teknoloji ve etkileyici güzellik gibi yan öğelerle hikayenin ön plana çıkarılması bırakılmış. gerek bond'da gerek kızlarda karakter üzerine biraz yoğunlaşılarak kurgudaki eskiye nazaran daha gerçekçi bir dünya ortaya çıkarılmış. özellikle james'in soğukluğu yer yer yumuşatılmış. trendeki diyaloglarında vesper'ın gözlem ve tahminlerini hatırlatırım: öksüzken seçilerek özel eğitim gören, özel kuvvetlerde yer alan ve ajanlığa geçmiş biri. işte eva green de senaryonun ilerleyişiyle aşama aşama burnu havada tripleri, sarkastik zekayı, samimiyet, masumiyet ve yanıltıcılığı yansıtmayı kotarmış. yine de bondsever olarak kızlardan yana tatmin olamadım. oldschool veya değil, en azından araya şöyle göz dolduracak birkaç güzellik eklenebilirdi. quench my desire diyorum, datmin edin diyorum.

efendime söyleyeyim, geleneği bozulmayarak açılış sekansında duyulan theme song, you know my name. chris cornell'in seslendirdiği parça vurucu değil, büyük bir hit olmayacak ama (loopa alıp onlarca kez) dinledikçe güzel tatlar veriyor. cornell seçimi memnun etti beni.

uluslararası piyasada tanıtımı nasıl gerçekleşti takip edemedim ancak türkiye'de maalesef filmin hakkının verilmediğini söylemek zorundayım. yeri gelmişken kritiğini okuduğum alin taşçıyan'a seslenicem. alin abla, ablam, kıvırcığım, gözünü seveyim festival filminden başka bir şey yorumlama rica ediyorum. her film berbat, hiçbir şey olmamış. ama avrupa'dan ne kadar absürd film gelirse başının tacı. her basit sahneye binlerce anlam yüklemede bu kadar başarılısın bonduma niye aynı özeni gösteremiyorsun. samimi ol canımı al.

bottom-line, sinemadan mutlu ayrıldım. gidip önyargılarınızın yerle yeksan edilmesine fırsat tanıyın. sıkmayın kendinizi.
twinkle twinkle
tempoyu yüksek tutan bir film. daniel craig'in bond'un gençlik dönemi için iyi bir seçim olduğu gözlerden kaçmıyor. film bitti sanılırken, büyük sürprizler çıkıyor meydana. poker sahneleri çok süper çekilmiş, kovalamaca sahnelerinden daha heyecanlıydılar bence.
esbjorn esbjorn
you know my name adlı theme şarkısı eşliğinde sunulan giriş jeneriği etkileyicidir. iskambil kartları, kupa, maça, karo, sinek figürleri ile oluşturulan konsept şahsi kanaatimce oldukça başarılıdır. bunun herhangi bir filmde değil de, bir bond filminde yapılması ise ayrıca övülmelidir.
madagaskar'daki kovalama sahneleri ise bond filmlerine getirilmiş bir yenilik olarak göze çarpar zira free running mefhumu son yıllarda popüler olmuş ve kendisini bir bond filmine kadar sokmayı başarmıştır.
007 konseptinden hoşlanan kişiler tarafından mutlak seyredilmesi gereken, diğer sinemaseverler için ise patlamış mısır* eşliğinde izlenmesi gayet uygun olan bir filmdir.
fizban fizban
güzel film, iyi film ama bir bond filmi değil. öncelikle bu adam james bond değil, hem hikayede hem perdede. davranışları, tepkileri, lafları bambaşka. filmin sonunda ihanete uğrayıp, sevdiği kadını da kaybedince bildiğimiz hale geliyor -öyle olsa gerek yani- ama bu hali benim bildiğim 007'ye inanılmaz uzak. çok üzgünüm ama karizma sıfır. kavga sahnelerinde iyi kapıştı hakkını yemeyeyim ama karizma, zerafet hiç yoktu. duvarların içinden falan geçti ki, oha dedim. ha... amma??! hikayede de böyle biri, yeni terfi almış, çaylak çift sıfırlı bir ajan; daha kalbi ölmemiş. işte bu noktaya inandığım için hala craig'e kötü demiyorum. sonrak filmde de böyle oynarsa olmaz ama. bond demek karizma demek.

başta ki koşturma sahnesi iyiydi de aklıma hep yamakasi geldi. garipti yani, bu filme hiç uymamış.
kötü adam, kötü adam değildi. nerdeyse acıyacaktım adama. bond filmlerinin kötü adamında olan ürkünç özellik vardı hatta bayağı iyiydi de kullanım yeri kötü idi. tam dünyayı yok edecekken falan olmalı o gözyaşı, poker masası ne yahu, alla alla. ayrıca bond kanasta oynar.
bond kızı süperdi, her haliyle. çok güzel, çok seksi, çok masum kesinlikle bravo. ikinci bir bond kızı daha vardı ama hem racona uygun şekilde kötü değildi hem de cart diye öldü. ivana milicevic gözüktü biraz ama o da aktif değildi.
jeffrey wright hoş bir süpriz oldu. kendisini yine göreceğiz sanırım.
jaguar'lar, aston martin'ler filme yakışır seviyede idi. anahtarlık kötüydü yanlız. o ne lan, küçük araba figürü.

bir de, ayrı paragrafta şu söylenmeli ki, şarkı çok ama çok hatta iğrençlik seviyesinde kötüydü. bu ne lan. bond şarkısı dediğin gümbürder böyle. sesler zirve yapar falan. lan en kötü bağrılır. berbattı. normal bir şarkı için bile çok kötüydü. yeterince kötü diyemem, o derece. kötü.
stone cold stone cold
bildiğimiz bond filmlerinden biraz farklı bir film.filmin başındaki kovalamaca sahnesini görünce aklıma(sahnelerin uzunluğundan dolayı) saving private ryan geldi(elbette kıyaslanamaz).ama onca hengâmeden sonra esas oğlanın başında ufakcık bir çizik olması kastırmış,"hadi leeen" tepkisi verdiriyor elbette(artık normal bunlar,hangi filmde abartı yok ki).

en çok canımı sıkansa cânım güzelim aston martin'in tırt bir araba olarak gösterilmesi.elemanı sağa sola götüren otobüsten farkı yok.önceki bond filmlerinde öyle miydi?yeri geldiğinde sancaktan roket filan atan,görünmez bile olabilen araba gitmiş;yerine 2.defa sürüldüğünde haşatı çıkmış bi' araba gelmiş.q'nun filmde olmaması buna etken olabilir ama gönül isterdi ki o sağlam araba ecza dolabından farklı bir şey olsun.
chixculub chixculub
bu filmdeki james bond smokini 12 bin sterline müzayede de satılmış. elde edilen para telefon hattı aracılığıyla problemli çocuk ve gençlerin sorunlarıyla ilgilenen yardım kuruluşu childline adlı yardım kuruluşuna bağışlanmış.

kaynak: cnnturk.com
pedagojik formasyon pedagojik formasyon
21. bond filmidir. daniel craig in bond olamayacağını, bir türlü benzetemediğimi söyleyip durdum ben de evet. ama filmi izlediğimde gördüm ki her ne kadar james bond a benzemesede çaylaklık dönemini oynaması için iyi biri seçilmiş. bir defa, yok canım bu diyaloglar nedir, bond filmi değildir bu diyenleri anlayamıyorum. zaten bond daha yeni 00 (çift sıfır, ya da sıfır sıfır) ön adını alıyor. çok iyi bir ajan olmasına rağmen çok tecrübesiz. bu filmde bond'u bond haline gelirken görmeye başlıyoruz. vodka martini içerken shaken veya stirred olması umurunda bile değil henüz. sürekli dayak yiyor, bol bol kan revan içinde kalıyor.

benim fikrim, bond'un çaylak dönemleri ele alındığında filmin çok iyi yapılmış olduğu. tamam çok iyi, zeki, vs bir ajan olduğu gösterilmiş ama beceriksizleri üstüne de çok gidilmiş. hele ki güzelim aston martin den füze, taramalı tüfek, görünmezlik vıdısı gibi şeyler çıkmaması bile memnun etmeye yetti. bond kızı da masum görünüşlü, çok güzel bir kız seçilmiş * ki normalde vamp karakterleri ya da silahlara alışkın kızları görürüz. daniel craig ise bence çok iyi oynamış ve benzemeyişini biraz da olsun kapamış. genel olarak baktığımda tatminkar bir bond filmi ile karşılaştım.

ilerideki bond filmlerinde de bond'un sallama teknolojik aletler kullanması yerine küçük ve akıllıca ajan hareketlerine girişmesini diliyorum.
togisama togisama
james bond'un film boyunca pozitif hiçbir katkısının olmadığı film. bir el kazanıyor o da şansına. soruyorum size bu adam film boyunca başka ne yapıyor. tamam daha yeni ne adını söylemesini biliyor ne ne içeceğini. ama sokaktan adam tutup da 007 yapılmaz ki arkadaşım. filmin başında m yapıyor zaten en güzel yorumu: "seni çok erken terfi ettirmişim". bitti o kadar.
1 /