celal şengör

1 /
radiance radiance
kendisinden hiç ders almadım. arada bir koridorda ve televizyonda gördüğüm bir adamdı. kuşların uçuşu, meteorolojik durumlar veya medyumların kıçından salladıkları deprem tahminlerini usanmadan yalanlayan, bilimsel gerçeklik taşımadığını insanların kafasına şap şap vuran ama yine de insanların kafasına bir şeyleri sokamayan bir kişi.

gölcük depremiyle beraber deprem konusunda uzman akademisyenlerin kaçınılmaz popularitesinden doğal olarak nasibini almıştır... ancak bildiğim kadarıyla konferanslarda konuşmacıya soru sorucağı zaman, "bazı kişiler gibi" konuşmacı değil de aksi tarafta duran kameraya dönerek soru sormak yerine olması gerektiği gibi davranmıştır. olay ne hülya avşarın derin hayat bilgilerinden ne de gülşenin kalçasından kaynaklıdır. türkiyenin en köklü üniversitelerinden birinin akademik bir çalışma yerine medyanın bir malzemesine verdiği pirimden kaynaklanmaktadır.

şöyle de hiç bahsi geçmeyen bir ayrıntı söz konusudur. iki konferansın tanıtımı eşit güçle mi yapıldı acaba ? öyle veya böyle şu okulda bulunduğumdan beri pek az event'ten kendi kendime haberim olmuştur. ya sınıflardan öğrenciler toplanır, özel olarak çağırılır. ya da yeterli duyuru yapılır. acaba hülya avşarın konuşmasına yönetim tarafından daha ağırlık verilmiş olabilir mi ? dünyada hiç bir şeyin tek bir sebebi olmaz. yazık falan demiyorum, teknik üniversite celal hocadan önce de vardı sonra da varlığını sürdürecektir. celal hocanın itü den ayrılmış olması ne kendisine ne okula yıkım getirir. ancak ortada bir gerçek var ki o da bir şeylerin yanlış olduğudur. bir okul mümkün mertebe bir okul olarak kalmalıdır zira, tribünlere oynamak zarar verici olabilir. okulumuz tribünlere oynamanın sonucu olarak değerli bir hocasını kaybetmiştir. işin başka yönlerini bilemem ancak bu yönünün gerçekliği aşikar.
themummy87 themummy87
türkiye'nin dünyaca ünlü jeologu. mükemmel kişilik, bazen saçmayalan kişilik.
sadece yer bilimlerinde değil, bilim felsefesi ve tarihi konusunda da engin bilgileri olan bilim adamı.
ağzı çok bozuktur, el hareketi çeker, deli sigara içer. papyonsuz çıkmaz, altın saatin zinciri de her daim görünür. bağırarak konuşur, diksiyonu fazlasıyla yerindedir. çok iyi yabancı dil(ler) bilir.
söylediğine göre, fransızca'yı kendi başına, sadece kitap okuyarak öğrenmiştir. bir müdde paris'te yaşamıştır.

buyrun, bu da özgeçmişi:

a. m. celâl şengör 24 mart 1955’te istanbul’da doğdu. 1973 yılında robert academy’yi bitirdi, 1978’de state university of new york at albany’den jeolog olarak mezun oldu. 1979’da master, 1982’de de aynı üniversiteden doktora aldı. 1981’de itü maden fakültesi, genel jeoloji kürsüsüne asistan oldu. 1984 yılında londra jeoloji cemiyeti’nin “başkanlık ödülü”nü, 1986’da tübitak’ın bilim ödülü’nü aldı. aynı yıl itü maden fakültesi genel jeoloji anabilim dalında doçent oldu. 1988’de neuchâtel üniversitesi fen fakültesi’nden şeref bilim doktoru (docteur ès sciences honoris causa) pâyesi aldı. 1990 yılında academia europaea’ya ilk türk üye olarak seçildi, aynı yıl avusturya jeoloji servisi muhabir üyesi, 1991 yılında avusturya jeoloji derneği şeref üyesi oldu. 1991 yılında kültür bakanlığı’nın bilgi çağı ödülü’nü kazandı. 1992 yılında itü maden fakültesi genel jeoloji anabilim dalı’nda profesörlüğe yükseltildi. 1993 yılında türkiye bilimler akademisi kurucu üyesi oldu, akademi konseyine seçildi, aynı yıl tübitak bilim kurulu üyeliğine seçildi. 1994 yılında rusya doğa bilimleri akademisi üyeliğine, fransız ve amerikan jeoloji dernekleri şeref üyeliğine seçildi, ayrıca kendisine fransız fizik cemiyeti ve école normale supérieure vakfı tarafından rammal madalyası verildi. şengör 1997 yılında fransız bilimler akademisi tarafından yerbilimleri dalında büyük ödül (lutaud ödülü) ile taltif edildi. 1998 mayıs ayı içerisinde şengör collège de france’da misafir profesör olarak bir kürsü işgal etti, burada “xix. yüzyılda tektoniğin gelişmesine fransız jeologlarının katkısı” konulu bir ders verdi ve 28 mayıs 1998’de collège de france’ın madalyasını aldı. 1999’da londra jeoloji cemiyeti kendisine bigsby madalyası’nı tevcih etti. 2000 yılının nisan ayında amerika birleşik devletleri ulusal bilimler akademisi yabancı üyeliğine seçilen ilk türk oldu. şengör, collège de france dışında ingiltere’de oxford (royal society araştırıcı bursuyla), abd’de california institute of technology (moore distinguished scholar olarak) ve avusturya’da salzburg lodron-paris üniversitesi’nde misafir profesörlük yapmıştır.
şengör jeolojide bilhassa yapısal jeoloji ve tektonik dallarındaki çalışmaları ile ün yapmıştır. bu konuda 6 kitap, 175 bilimsel makale, 137 tebliğ özeti, pek çok popüler bilim makalesi, tarih ve felsefe ile ilgili de iki kitap ve 300’e yakın deneme yazısı yayınlamıştır. bunların 1997-1998 yılları arasında cumhuriyet bilim teknik dergisindeki “zümrütten akisler” köşesinde çıkmış olanları yapı kredi yayınları tarafından 1999’da zümrütnâme başlığı altında kitaplaştırılmıştır. şengör ayrıca pek çok uluslararası dergide editör, yardımcı editör ve yayın kurulu üyeliği yapmıştır ve yapmaktadır.
şengör 1986 yılında oya maltepe ile evlenmiştir. tek çocuğu olan oğlu h. c. asım şengör 1989 yılında dünyaya gelmiştir.
not: özgeçmiş, biyografi.net'ten alıntıdır.
ali kamber ali kamber
benden uzak "science"a yakın olsun diyeceğim insan (bkz: science save us).

neyse ki değerli bir bilim adamı ve iyi bir hatip olmak için hor görücü ve aşağılayıcı olmanın gerekmediğini gösteren yeterince güzel örnek biliyoruz. yoksa bilim adamı olmanın papyon takıp hoşumuza gitmeyen her şeye kin kusmak olduğunu zannedebilirdik.
karahisari karahisari
show ana haber bülteninde gördüğüm, madenci olduğunu öğrenince neden türban meselesine daldığını anladığım kişi. kendisi hakkında fazla bi şey söylemek istemiyorum, adam bbc'ye filan çıkmış heralde o konuda da doğru yorum yapmıştır. ama meseleye fransız olduğu kesin.

edit: üak tarafından yök üyeliğine aday gösterilmesi hazine bulduğunu gösteriyor...
küller küller
ismet berkan ve mümtazer türköne'den sağlam ayarlar yemiş kişidir. biraz taş toprak eşelesin, börtü böcekle konuşsun, en azından biraz rahatlar, ferahlar.

'dünyamızın sorunu, aptalların kendilerinden çok emin olması, akıllılarınsa şüphelerle dolu olması.'

radikal

gerici profesörler bilimi bir din olarak anlayan 19. yüzyılın vülger materyalistlerinden biri karşınıza çıkmış, bilim ile ilahî dinler arasında kurduğu basit ve ilkel... zaman

özel edit: celal şengör'e 'dünyamızın sorunu, aptalların kendilerinden çok emin olması, akıllılarınsa şüphelerle dolu olması.' diyen ben değilim; bu söz ismet berkan'ın yazısından alıntılanmıştır ki bu da bize, insanların, kendi çapında, kendi aklınca dalga geçtiği girilerin okuyucuyu yönlendirdiği mecralara gitmeye tenezzül bile etmediğini kanıtlıyor. en azından, atıfta bulunulan girinin tamamen okunacağı ve yönlendirdiği yazı veya makalelelerin şöyle bir gözden geçirileceğine dair beklentiler oluşuyor insanda. ama hayatı; celal şengör tarzı "bilim" adamlarının bilimperestliğiyle kuşatılmış, köşelerinde tekkültürcü, tektipleştirici akademisyenlerin bilimsel dogmatizm şarkıları söylediği bir pencereden okumaya ve gözlemlemeye çalışanları gördükçe bu beklentilerinin ne kadar iyimser olduğunu farkedebiliyor insan. o meşhur söz ismet berkan'a da ait değil; bertrand russell'e ait (hmmm, bu nasıl gözden kaçar ya, oldukça entelektüel biriydik oysa ki, olmuyor, olmuyor..); yazının sonuna kadar okuma zahmetini gösterebilirsek görebiliriz. yani bu giride, alıntı da değil, "alıntının alıntısı" söz konusu; suyunun suyunun suyu.

hakkında yaptığım yorumda mezkur vecizeye ters düşecek nitelikte sözler söylediğimi ima eden cümlelerine alaycı bir tebessümle yaklaşıyorum. zira ben bu vecizeyi sağlam bir şekilde benimseyen, russellin yolundan giden bir insan değilim, böyle bir iddiam yok; giride yazdığım haliyle ismet berkan'ın celal şengör'e verdiği ayarın özeti mesabesinde bir cümle olarak iliştirilmiş oraya. neticede, muhatabımızın celal şengör seviyesinde ve zihniyetinde olduğunun açığa çıkması beni rahatlattı, diyebilirim.

demek ki fazla kasmamak lazımmış.

edit 2: edit ahlakı dediğimiz oldukça önemli bir kavram var. edit ahlakı; giriyi, imla ve noktalama yönünden düzeltme hariç, editlediğinizde bunu "edit", "ilave" ya da "ek" gibi alt başlıklarla, şekil 1-a'da ve 2-a'da görüldüğü üzere, belirtmenizi gerektiriyor ve böylelikle okuyucuyu aldatmamanızı sağlıyor. bu aşamada hayati öneme sahip başka bir mesele ise giriyi ikinci kez editlediğinizde, ilk editinizin ardından koyduğunuz "edit" ibaresinin şemsiyesi altına sığınmaktan kaçınıp, "2. edit" ya da "edit 2" gibi ibarelerle girinin 2. kez değiştirildiğini ve içeriğinin, 1. değişikliğin ardından bir kere daha ekleme/çıkarma/budama işlemlerine tabi tutulduğunu okuyucuya ifade etme zorunluluğudur. daha doğrusu, zorunluluk değil, ahlaki bir tavırdır; "ben önce editleyip şunu şunu yazmıştım, ama sonra 2. edite ihtiyaç duydum, sonra da bunu bunu yazdım, bak haberin olsun" demeye getirmektir.

gerek işbu giriye atıfta bulunduğunuz giride gerekse başka birçok girilerinizde yukarıda sözü edilen ahlaki tavrı gösteremiyorsanız, gayri ihtiyari de olsa okuru aldatmaya teşebbüs ettiğiniz sonucuna ulaşır ve bu şartlarda muhatap olarak kabul edilmenizin ne kadar zor olduğunu hatırlatırım.

(o kadar bahsettik, bari bu editlerin hangi giriye binaen yapıldığını söyleyelim:
(bkz: #2205051))
rhgy rhgy
sanırım aklı başında hiç kimsenin bilim adamlığına, jeoloji alanındaki saygınlığına laf edemeyeceği insandır celal şengör. lakin din ile bilimi biribirinin rakibi ilan eden, kendisini bilimperestliğin neferi ilan etmiş, tebliğ vazifesini de bağnaz bir pozitivizm ve yobaz materyalist tavırla yapmaya kalkan bir şahsın nesnelliği de "eleştirel akılcılığı" da bugün olduğu gibi tartışılır. pozitif bilim yapacağım derken hayata bu derece siyah ve beyaz bakan bir bilim insanı albert einstein'ın ancak kemiklerini sızlatır.

düşüncesi ne olursa olsun, bu ülkenin insanlarının üniversitesini, kendince bilimsel dürüstlük ve samimiyetine güvenmediği insanlara kapatmayı düşünebilmek ve hatta bununla toplumun ve devletin bir kesimini tehdit edebilmek belki bir seçkinciye, belki bir totaliteriste, belki bir yobaza, belki proletarya diktatörüne, belki bir göbeğini kaşıyan adama, belki bir militariste, belki de bir anarşiste yakışabilir, ama bir bilim adamına asla...

ifrat ve tefritler ülkesi bu memleket, bu kadarını haketmiyor...
badangel badangel
son günlerde dikkatimi çeken maillerden biri kendisiyle ilgili yeniden çelişkiye düşmeme neden olmuştur. herkeşle paylaşmak istedim ben de.
yüksek öğretim kurulu'nun boş bulunan üyeliklerinden birine yerbilimci prof. dr. celal şengör aday gösterildi. şengör de kendisini aday gösteren üniversitelerarası kurul'un 219 üyesine
birden şok bir mektup gönderdi. işte o mektup:
"temsilciniz olmamı isteyerek bana verdiğiniz şerefin her türlü sevinç ve tatmin hissinin üzerinde olduğunu belirtmiş, bunun yaşamımda bana verilen en büyük mükafat olduğunu arzetmiştim. bunu çok zor bir zamanda, uygarlığa arşı yöneltilmiş saldırıların fütursuzca geliştiği bir ortamca cesaret ve haysiyetle yaptınız. bu saldırıların en son örneği adalet ve kalkınma partisi ile milliyetçi hareket partisinin ortaklaşa başlattıkları üniversitelerde türban serbestisi atağıdır. bunu yakından izlemekteyim.

bizim açımızdan, üniversitelere dini bir sembolün girmesinin hukuk cephesinin, kamuoyunda öne çıkartıldığı kadar belirleyici olduğunu sanmıyorum, çünkü hukuk nihayet aksiyomatik bir sistemdir. baştan kabul edilen aksiyomlara bağlıdır. bu açıdan hukukun rölativist bir temeli vardır ve bu temel onu bazı durumlarda pek tehlikeli bir tahakküm aracı yapabilir. bunun en meşhur misalleri katolik engizisyon mahkemeleri olmakla beraber, onu aratmayacak güncel örnekleri, sovyetler birliğinden nazi almanyasına, çin halk cumhuriyetinden amerika birleşik devlelerine kadar değişen çok geniş bir yelpazede görülmüş, pek çok insanın en feci şartlarda katledilmesine, toplumların sefalet ve felaketine neden olmuştur. halbuki üniversitede dinin 'şakırdatılması', bizzat üniversite kavramıyla çelişir. dünyada katolik, protestan veya islami üniversitelerin olması veya üniversitelerin orta çağ'da dinsel kurumlardan türemiş olması bu gerçeği değiştiremez.

din, belirli dogmalar çevresinde kurulmuştur ve yanılmaz olduğu iddia edilen bir veya birkaç tanrının vahiyleri olan dogmalarından vaz geçemez. bilim ise sürekli olarak gerçeği arayan ve gerçekle bağdaşmayan hiçbir şeyi kabul etmeyen bir düşünce sistemidir. bilim, bitmeyen bir deneme-yanılma süreci içerisinde daima yanlışları eleyerek hakikate asimtotik olarak yaklaşır. ancak hepinizin bildiği gibi, tek bir ters veri en ihtişamlı teoriyi çöpe atmaya yeterlidir. dinin pek çok dogması bilimin isbatları karşısında bu şekilde çöpe gitmiştir. bugün artıkne dünyanın yedi günde yaratıldığına, ne nuh tufanına, ne de havva ile adem masalına inanmak mümkündür.

´üniversitede yasak olmaz' diyenlerin, üniversitede yanlışlığı isbat edilmiş fikirlerin artık kullanılamayacağını ve öğretilmeye devam edilmelerine izin verilemeyeceğini anlamış olması gerekir. bu nedenle coğrafya derslerinde düz bir dünya veya fizik derslerinde aristo fiziği öğretmeye kalkan hocalara izin verilemez. karşımıza dinin dogmalarını reddeden bilimi öğrenmek için geldiğini iddia ederken, o dogmalara bağlı olma sembolünden inatla vaz geçmeyenlerin bilimsel dürüstlük ve samimiyetine nasıl inanacağız? akla açık bir ihanet olan bu davranışın temsilcilerini, aklın ve bilimin geliştiricisi olan üniversitelerimize nasıl alacağız?

böyle kişilere, öğrettiğimiz bilimi öğrendiklerine itimad ederek nasıl not veya diploma vereceğiz? günün birinde öğrendiklerini, aklı ve bilmi ve dolayısıyla insan uygarlığını boğmak için kullanmayacaklarına nasıl güvenebileceğiz? bu nedenle üniversite tüm dogmatik inanç sistemlerini işlevine temel yapmayı reddeder. onları bilimsel olarak inceler, ancak temsilcilerini üyeleri olarak kabul etmez.

militan dogmatiklerin, üniversite bünyesine kabul edilmemelerinin nedeni budur.

kimse bize bu açıdan ´bilimperestlik yapıyorsunuz' diye bir eleştiri yöneltemez, zira, büyük felsefeci lord bertrand russell'ın dediği gibi, insanlığın gerçekten bildiği fakat bilimin bulmuş olmadığı hiçbir şey yoktur. bir başka deyişle, bilim dışında insanlığın hiçbir bilgi kaynağı yoktur. türban yasağının kaldırılmasını temelde yalnızca bu nedenle kabul etmemiz mümkün değildir. bu konuda ne karşımıza çıkarılacak hukuk sistemleri, ne de dünyadan gösterilecek örnekler bizi ikna edebilir (sui-misal, misal olamaz). bizim düşüncemizin ve faaliyetimizin temeli eleştirel akılcılıktır.

aklı ve eleştiriyi kabul etmeyen hiçbir sistemi üniversite kapısından içeri alamayız. icab ederse, ülke yöneticileri akıllarını başlarına alana kadar o kapıları kapatırız. bu bizim tarihsel geleneklerimizden gelen hakkımız ve hem insanlığa hem de öğrencilerimize karşı görevimizdir. bu düşüncelerimi muhterem kurulunuza en derin saygılarımla arzederim."

-----
itüsever itüsever
celal şengör, kuşkusuz itü'nün en önemli akademisyenlerinden biri. jeoloji'de dünya çapında bir isim. bilim tarihi ve felsefe konusunda ise müthiş bir bilgi birikimine sahip. celal şengör'ü eleştirmeye niyetlenen en sivri kalem bile o'nun bilimsel kariyerine atıf yapmaktan kendini alamıyor, fakat sosyal ve güncel konulardaki sert ve radikal açıklamaları çok eleştiriliyor. eleştirilebilir, doğaldır. yıllar önce yaptığı "kalitesiz öğrenciye ders vermem" açıklamasının ve ardından istifaya niyetlenmesinin şengör'ün itü'ye olan saygısı, bağlılığı ve samimiyetinden kaynaklandığını düşünüyorum. itü'nün geçmişteki başarılarını, yetiştirdiği olağanüstü insanları, verdiği kaliteli eğitimi çok iyi biliyor ve şu an itü'nün içinde bulunduğu duruma bu şanlı tarihi yakıştıramıyor.

çok iyi bir hatiptir. kendisini ilk defa "permiyen'in katili tetis mi ?" isimli konferansında dinleme şansı buldum. her dinleyicinin gözünün içine bakarak, mükemmel diksiyonu ve anlatım gücü ile yaptığı konuşma, jeoloji ile uzaktan yakından ilgim olmamasına rağmen bana çok şey öğretti. işin ilginci daha sonra hoca ile tanışma fırsatı bulduğumda beni tanıyıp "siz geçen günkü konferansa gelmiştiniz, değil mi ?" sorması oldu. gerçekten de dumur olmuştum...
karamelize ekmek karamelize ekmek
kendisi hakkındaki değişimi ahmet hakan'a yazdığı bir mektupla şahane bir şekilde açıklayan bilim adamı.




"muhterem hakan bey...

yazınızda çok doğru bir gözleme yer vermişsiniz: ’celal şengör tuhaflaştı!’ ne kadar doğru!

ben bile kendimi tanıyamaz oldum. asabi, tahammülsüz.

bunun nedenini düşündüm.

yirmi beş yıldır dersine türbanla giren öğrencilerine gık demeyen, onlarla herkesle olduğu gibi şakalaşan celal’e ne oldu diye...

sonunda şunu buldum:

tehdit altında olunduğu hissi...

akp ne yazık ki hepimizi tehdit eder bir hava getirmiştir ülkemize.

gruplaşma ve karşılıklı suçlamalar gündelik haberler olmuştur.

o kadar ki, meslektaşlarınız benim tüm dindarları üniversiteden atmak istediğimi yazdılar.

halbuki en yakın çalışma arkadaşlarımdan xavier le pichon koyu bir katoliktir.

naci görür çok önemli bir nakşi şeyhinin torunu olup, dini bütün bir müslüman’dır. bunlarla aramızda dinin konusu bile olmamıştır.

ama işte anahtar kelimeler bunlardır: ’dinin konusu bile olmamıştır.’

halbuki akp ve onun atası olan ve milli nizam ile başlayan partiler, ülkemizde din barışını bozmuşlardır.

ben bir ateistim. tüm dinlerin insanlığa büyük zararlar verdikleri kanaatindeyim. bunlar arasında marksizm ve nazizm gibi modern dinler de vardır. abd’de marksizm’in bilim aleyhtarlığını gösteren bir de kitabım çıktı.

tüm bunları bir kez bile söylemek gereğini duymadım yakın zamana kadar.

başka kimsenin de dinini sormak aklıma bile gelmedi.

ta ki, ders verdiğim koridorda bağırarak namaz kılmaya kalkanlar oldu.

(hayatımda ilk kez bağıra bağıra namaz kılındığını gördüm!)

ta ki evrim düşmanı müzeler, köşe başlarında peyda oldu.

ta ki milli eğitim bakanı kendisini darwin düşmanı ilan etti.

bunlar modern bir cemiyette olacak işler değildir ve hepsi bir grup insanın marifetidir. o grubun üyeleri bugün iktidardır. siz bu güruhu benden iyi tanırsınız.

bizim sıkıntımız, inancını samimiyetle hissedip, o inançla beraber bilim okumak isteyen kız ve erkek çocuklarımız değildir.

bizim derdimiz onları silah haline getirenlerdir.

bunu asla gözden kaçırmayınız ve bizimle birlikte onlarla mücadele ediniz.

en büyük korkum bu zevatın türkiye’yi bir iç savaşa sürüklemesidir.

ben politikacı değilim. politikacı olamayacak kadar da politikadan nefret ederim.

içinden geçmekte olduğumuz bu pek feci günlerde, gündelik didişmelerle nihai amaçlarımızı kaybetmeyelim.

amacımız, içinde hür ve aydın olarak yaşanan, insanları kendi sorunlarını çözme yeteneğine sahip, birlik bir ulustur.

akp ve onun öncüleri buna büyük bir darbe vurmuşlardır. sorun bundan ibarettir.

saygılarımla..."



kaynak: (bkz: tanrım! acayip bölündük - ahmet hakan - hürriyet "muhterem hakan bey... yazınızda çok doğru bir gözleme yer vermişsiniz: 'celal şengör tuhaflaştı!' ne kadar doğru! ben bile kendimi tanıyamaz oldum... hurriyet )
dr conners dr conners
an itibariyle siyaset meydanı'nda "din, bilim ve darwin" başlıklı tartışmada en ikna edici, en derli toplu konuşan kişidir. tüm nezaketiyle ince ince fırça çekmektedir.
1 /