charles baudelaire

2 /
ohannesburger menu ohannesburger menu
hiçliğin tadı

ey hüzünlü ruhum.
ihtiyar budala.
kanının kanatlarında hırçın bir kıvılcım yanardı,
umudun mahmuzu yavaşça dokunsa şaha kalkardın.
ey şimdi her adımda derin derin soluyan hasta
işe yaramaz beygir
uzan olduğun yere dayanmasını bil.
sönmeyen yanı var mı dünyanın...

ruhum, acılarını örtün.
ağır mermer tabutlarda uyanacak zamandır.
yenilmiş yaralar içindesin kocamış bunak
artık ne kavganın tadı
ne de aşkın dinmeyen fırtınası ulaşmaz sularına.
elveda kavalın türküsü
flütün iççekici elveda
somurtkan ve karanlık kapılarımı çalmayın artık
ey hazların derinliği duyumların ateşi elveda..

ruhum sevgili baharının bitti.
o çılgın kokuların tükendiği zamandır..
ayaklarımın altında yusyuvarlak dönüyor dünya
issız dağların karlı ağzında donmuş bir yolcu derinlere kayıyor
geçmişin titreyen eli sazdan örülmüş rüzgarlı kulübesi
gerek yok sığınmaya
ey her solukta gövdemi yutan zamanın muazzam ürperişi
ruhum dünyanın çığlarını çağır.
seni sarıp döne döne götürecektir zaman.

charles baudelaire
ohannesburger menu ohannesburger menu
hep sarhoş olmalı. her şey bunda; tek sorun bu.

omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken zaman’ın korkunç ağırlığını duymamak için durmamacasına sarhoş olmalısınız.

ama neyle? ...

şarapla,
şiirle
ya da erdemle,
nasıl isterseniz.
ama sarhoş olun...

ve bazı bazı, bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üstünde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız, sorun, yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun, her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun; “saat kaç?” deyin. yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir yanıtı size: “sarhoş olma saatidir! zamanın inim inim inletilen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına!.. şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz...
obsession obsession
bir düz yazı şiirinde okumuştum ''çok şükür kendimleyim'' dediğini..

belki de biten ya da kötülümcül düşüncelerin arasında yıpranılmış ilişkinin arkasından diyebilirim diye düşünürken hiçte kolay olmadığını anladım.

nasıl bir karakter gerektirir diye düşünmekteyim..

güçsüzlük abidesi olan ben gibi değil, kesin.
pelagos pelagos
sartre'ın hakkında;

"hak ettiği gibi yaşayamadı. ne o anneyi, ne ömür boyu katlandığı rahatsızlığı, ne vasi mahkemesini, ne cimri metresi, ne de firengiyi hak etmişti. hele erken ölümünden daha haksız ne olabilir ki?"

dediği fransız şair.
divine spleen divine spleen
güzellik marşi ( hymne a la beaute )

derin gökten mi geldin uçurumdan mı çıktın,
ey güzellik? bakışın, can alıcı ve kutsal,
mahcup mahcup döküyor iyiliği ve cinayeti
bunun için seni şarapla kıyaslayabiliriz.

şafağı ve gün batımını gözlerine doldurmuşun;
tufanlı bir gece gibi parfümünü saçıyorsun;
öpücüklerin filtre ve azgın bir amfor
kahramanları alçak çocukları cesaretli kılıyorsun.

kara uçurumdan mı çıktın yoksa yıldızdan mı indin?
büyülenmiş kader bir it gibi eteklerinin peşinden geziyor;
neşeyi ve felaketi tesadüfü serpiyorsun,
bir şey değil derken her şeyi yönetiyorsun.

güzellik, alay ettiğin ölüler üstünde yürüyorsun;
mücevherlerin iğrençlikten daha güzel değil
ve cinayet, incik boncuğunla beraber,
dans ediyor sevdalı kibirli göbeğin üstünde

kamaşmış fani sana doğru uçuyor, şandel
kıtırdayıp, tutuşmuş diyor ki: meşaleyi kutsayalım!
çırpınan sevdalı eğilip güzelliğinin üstüne
bir marazlı gibi mezarını okşuyor,

ne önemi ver gökten ya da cehennemden gelsen de,
ey güzellik! kocaman canavar, ürküten saflık!
gözün, gülüşün, ayağın bana açıyorsa eğer
tanımadığım ama sevdiğim bir sonsuzluğun kapısını!

şeytandan ya da tanrıdan, ne önemi var, deniz kızı ya da melek,
ne önemi var, kılıyorsan şayet, - kadife gözlü peri
ritmi, parfümü, ışığı ey yegane kraliçem!
anı daha az ağır ve evreni daha az hırçın!
2 /