cin düğünü

avendesora avendesora
yalan. gündüz tarlada marlada çalıştıktan sonra akşam olup hava kararınca, karanlıkta birbirlerine korku hikayesi anlatmış üç beş köy insanı. düşün, teeee gaz lambası kullanıldığı zamanlarda olmuştur muhtemelen. e tabi milletin karanlıkta işi gücü yok, anca dedikodu, anca laklak. bizim de insanımız sever cinle periyle uğraşmayı, o yüzden kuşaktan kuşağa aktarılır bu tür geyikler.

hayır anlamadığım şu;
inançsız adamın böyle şeylerle işi olmaz. kıçıyla bile gülmez. inançlı korkar bundan, e madem inanıyorsun o zaman hangi akla hizmet cinlerle aramızdaki perdenin durduk yere zayıfladığına ya da yok olduğuna kanıp bu saçmalığı gerçek sanıyorsun. cehalet!
drsculptr drsculptr
böyle bir şey için interbette sayfalarca yazı olduğuna inanamadığım anadolu efsanedi.

cinlerle evliymiş lafını kesin herkesin annanesi zamanından birileri duymuştur. ama düğünü ilk kes duydum

müzik grubu sanıyordum.

kesin uluyan tilki/çakallar , birbirine vuran ağaçlar ya da en kötü uzaylılardır.

(bkz: korkunç hikaye anlatmak)
ropte ropte
memlekete gittiğimizde akşamları tütün dizerken yapılan enfes sohbetlere konu olan metafizik organizasyon.

geceleri cin düğünleri olurmuş. davullarla zurnalarla köyün içinden geçip giderlermiş. görenler falan olmuş. hatta kimileri davet bile edilmiş, denk gelince katılmış falan.

e peki artık neden olmuyor bu cin düğünleri, yoksa cinler evlilik kurumuna olan inancını yitirdiler de birlikte yaşamaya mı başladılar minvalindeki sorularıma bir yanıt alamadıysam da tütün dizerken zaman geçirme babında keyifli bir sohbet oluyor.

lan bu arada tütün demişken, tütün dizerken insanın eli zift gibi oluyor. sanki böyle sıcak asfalt ellemişsin gibi. insanın elini öyle eden ciğerlerini kim bilir nasıl eder. etmeyin, içmeyin şu zıkkımı!!


ccc yeşilay ccc
ürkek ürkek
hem ananem hem dedemden farklı hikaye dinledim bununla ilgili, ikisi de gördüğünü söyledi. inanmak güç olsa da, ak sakallı minnoş dedemin yalan söylemesine inanmaktansa gördüğüne inanmak daha masumane geliyor.

dedemin anlattığına göre; gece vakti bahçe sulamasından gelirken, asfaltın altı diye tanımladıkları bir yol var oradan geçiyormuş. davul zurna sesi gelmeye başlamış, çevresine bakmış kimse yok. önünden cüceden kısa dedeler diye tanımladıkları davullu zurnalı geçmiş. dedemin dediğine göre; küçük dede kılığına girmiş cinler. benim gözümde direkt şirinler minyatürü canlandı. babaneme anlattığında, kimseye anlatma herkese görünmezler demiş.

ananemin anlattığına göre; dayım çok hastaymış, ne yapsalar düzelemiyormuş. eskiden herkesin imkanı yok tabi. köy yeri, dağın başında evleri. kendi hazırladığı karışımlarla ilaç olurmuş çocuklarına. dayım yine bir gece ateşler içinde yanıyormuş, dudaklarında uçuk çıkmış hali harap. dedeler bir gece dayımın yattığı odanın küçük penceresinden içeri giriyor, davullu zurnalı. dayıma sus işareti yapıp, bir kase içiriyorlar. dayımın ertesi güne hiçbir şeyi kalmıyor.

doğruluk payı ne derecedir bilemem ama eskilerin çok hikayesi vardır buna benzer. ananem çok anlatırdı bize çocukken. evleri dağın başında, elini uzatsan yıldızları tutacakmışsın kadar yakındı sanki. dama serilmiş kilimin üzerinde, yıldızları izlerken çok hikayeler dinledik ananemdem. ara ara anımsıyorum bazı şeyleri. insanın içini ürpertiyor biraz.

mekanları cennet olsun minnoşlarımın.
dumrul dumrul
ateistlerin asla davet edilmediği düğünlerdir. bu cinlerin yaptığı ayrımcılığı kimse yapmıyor. ulan biriniz de bi gün şu ateistlere görünün arkadaş. iki satır muhabbet edin, bi musallat olun filan...

bi ateistleri bi de kameraları sevmiyor bu onun bunun çocukları.

neyse davul zurnayla nereye kadar. umarım onların da teknolojileri azıcık gelişiyordur.


gibigibi gibigibi
aga şimdi islam ve diğer dinlerin teolojilerini aklıma getiriyorum. islam'dan yürüyeyim; şimdi bir imtihandan bahsediliyor. şeytan ve türevleri burada bizimle uğraşıyor. yani telkin ediyor. bunlar yüzeysel bilgiler tabi ki. hatta şeytan'ın cehennemdeki konuşması diye bir metin var. orada diyor ki; "ben size hiçbir şeyi zorla yaptırmadım, tavsiye/telkin ettim, siz de bana uyup yaptınız" tarzında. buraya kadar tamam. şimdi benim anladığım/duyduğum/okudğum şeytan'ın da bir cin olduğu. tamam, şeytan ve zürriyeti bizimle uğraşıyor. ondan sonra cinler ayrı olarak olaya katılıyor. bunlar bizim gibi mükellef yaratıklar. mesela musallat olayları. deniyor ki cinler çeşitli nedenlerle insanlara musallat olabiliyorlar. peki en yapıyorlar? benim bildiğime göre diye artık demyeceğim. zaten benim duyduğum ve oluşan fikirlerim bunlar.

diyorlar ki, insanı direkt olarak öldürmeye yetkileri yoktur. telkin verirler. zaten bunu yapanlar müslüman cinler değilmiş. onlar yasak olanı yapmaz, bu alemden birileriyle özel durumlar harici irtibata geçmez. yani musallat olan cinler ya kafir ya da diğer dinlerden. kuralları çiğniyorlar.

konuya gelelim tekrar. şimdi böyle rastgele bir nedenle cinler benim imanımı götürecekse, pisliğe, kirliğe meylettirecekse. hatta istedikleri en sonunda insana kendini öldürtmekmiş. neyse bu "imtihan dünyası" kavramıyla pek örtüşmüyor. eğer tüm cinler şeytanın zürriyetiyse, ki değil. cinlerin adem'inin "can" adında bir cin olduğu söyleniyor. bize şeytandan ekstra müdahale eden bir mahluk veya "şey" var.

onlarla anlaşma yapılabiliyor. define arayanlar oluyor, duyuyoruz. bazı defineleri korudukları söyleniyor. bu şekilde insanların söylediği gibi, bu mahluklar bize etki edebiliyorlarsa, mantıklı bir yaşam sürmemiz zor. mesela her gün mucizeler olsaydı. ölenler dirilseydi, bir cin bize altın dolu bir küp getirseydi. sürdürülebilir bir yaşamdan bahsetmek zor olurdu.

cinler konusunda fazlasıyla fikir ayrılığı var. tabi bunu teoloji içinde değerlendirenler için söylüyorum. azımsanmayacak kadar insan tıbbi olarak ya psikoz içinde ya da gerçekten bir şey gördüler. ve anlatılanlar da hep köyde, metruk evlerde geçiyor. çok cin filmi izledim, oradakileri söylemiyorum. onlar film. gerçi filmler de görüşlerden alınıyor. ama sıkıntılı bir konu.