cinsiyet eşitliği dünyayı nasıl kurtaracak

bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
meslektaş catherine mayer'ın kaleminden çıkmış güzel bir mücadele kitabı.

kadınların eşitliği partisi'nin manifestosu niteliği taşıyor. gelişmiş ya da gelişmekte olan hangi devlet olursa olsun kadın hakları ''medeniyet'' dinlemeksizin sömürülüyor. özellikle kadın - erkek acımadan ezen kapitalist sistemin yarattığı yaşam biçimi ve esnekleştirilmiş dayatmalar (seçme hakkında özgürsün ama tek seçeneğin bu mantığı) ingiltere'de londra merkezli, kuruluşu tasarlanan kadınların eşitliği partisi'nin kadın haklarının çiğnenmesine karşı bir refleks olarak oluşturuluyor oluşu da içinde bulunduğumuz büyük bir yanılsamanın sınırlarını önümüze koyuyor. kadınların siyasallaşması süreci ve bireysel hayat ve ekonomik hayatta yer almalarının mücadelesi şeklinde iki kolda yürümektedir.

2015'ten sonra avrupa genelinde dipten gelen bir dalga var kadın hakları mücadelesi üzerine. konunun bizi bağlayan kısmı ise ''cinsiyet eşitliğini'' savunmak gibi oldukça insani bir duruşa sahip olması.

dediğim gibi bir mücadele kitabı bu. var olanın ağırlığı altında yılmak yerine olması gereken üzerine düşünce ve direnç sağlıyor. resmen bir direnç çiçeği sevgili mayer..
platonun ütopyası platonun ütopyası
cinsiyet eşitliği eğitimi verdiğim 30 kişilik bir grupta bile ortalığı menekşe kokulu yumoş ferahlığı kaplıyorsa dünyanın tamamına versem bu eğitimi ölmeden cenneti görürüz.
azwepsa azwepsa
bazı erkekler için de kurtarıcı görülüyor bu mesele. kadınların çoğu farkında olmadan bu tuzağa çekiliyor. ser de feministlik var, geri de dönemiyor.

tuzak şu: eşitlik bahanesiyle erkek rolü ve sorumluluklarını devrediyor. kadına eşitliğin ötesinde boş alan bırakıyor. kadınlar da "erkek yaparsa ben de yaparım, vuuuu!" gazıyla atlıyorlar. sonuçta sorumluluklar, yükler açısından yine eşitliksiz durum oluşuyor. kadınlar sosyal, ekonomik ve politik hayata tam entegre kadınlar olmanın yanında bir de erkek durumunda kalıyorlar. resmen kazıklanıyorlar. bir adamla eşit olmak isterken bir oğlan çocuğuyla eğitimsiz bir halde buluyor kendini. merhaba maço kadınlar.

buna karşı da iki tepki doğuyor. birincisi cinsiyet rollerini hepten yok edelim. cinsiyetsizleşelim, böylece diğer cinsiyet rolü de eline kakalanmış avanak gibi kalmayız. hatta erkeklere de azıcık kadın rolü kitleriz diyorlar. kadınsı erkekler, erkeksi kadınlar...

bir diğer tepki de şu: eşitliği hiç bozmayalım, erkekler geri çekiliyorsa biz de geri çekiliriz. ortadaki sorumluluklar, haklar, imkanlar ortada boşta kalsın. böylece eşit adamlar ve kadınlar yerine eşit oğlanlar ve kızlar oluyorlar. olgunlaşamıyor, yetişkinleşemiyorlar.
dumrul dumrul
cinsiyet eşitliği dünyayı kurtarmayacak. dünyayı herkes açısından biraz daha katlanılabilir hale getirecek. bana yüklenen roller beni de gönendirmiyor ki fiili durumun sürdürülmesinden yana olayım.

"erkek rolü ve sorumlulukları" denmiş. asıl mevzu zaten bu.

benim erkek olmamdan kaynaklı bir takım yönelimlerim var. hormonal müdahale vs gibi yöntemlerin dışında bunları ortadan kaldırmak zaten olası değil. ancak bunlar da tek tek her insana eşit derecede dağılmıyorlar. kadın - erkek eşitliğine karşı dile getirilen istisnasız her söylem erkek - erkek eşitliğine karşı da dile getirilebilir. sınıfsal ayrımlar, statü farkları, milliyetler, inançlar vs'ye karşı da dile getirilebilir. ayşe'yle ben bir değiliz, evet... ama ahmet'le de bir değiliz. oysa eşitlikten bahsettiğimiz zaman kurumlar, yapılar, yasalar önündeki bir eşitlikten söz ediyoruzdur. buradaki eşitlik aynı zamanda aradaki farkları da gözetir. yani kör, ampute ya da obez bir kişi ile benim kanun önündeki eşitliğim, hizmete erişim olanakları açısından eşitlik anlamına gelir. dezavantajlı olana verilecek bir takım özel haklar bu eşitliği bozmaz. bana otobüste özel alan ayıramazsın ama ampute vatandaşa ayıracaksın. aksi halde onun hizmete erişimi mümkün olmaz. körün okula erişimi için özel kaynak ayıracaksın. gebelik halinde kadına sonrasında da çalışma hakkını ortadan kaldırmayacak ya da gebelikten caydırmayacak bazı haklar tanıyacaksın. tüm bunlar eşitliği ihlal eden değil, pekiştiren uygulamalar olur. eşitlik budur. birbirinin kopyası olmak değildir.

mevcut cinsiyet rolleri ise toplumsal ilişkilere dair katı iş bölümleri oluşturuyor. bu rolleri savunan insanlar genellikle eşitliğin hukuki bir norm olduğunu dil çabukluğu ile gizlemeyi seçiyorlar. oysa mantığı tersten alıp sınarsak biyolojik olarak herhangi bir kadından farklıyım ancak herhangi bir erkekten de farklı olabilirim. potansiyellerimiz vs bir değil. dahası davranışsal yönelimlerim de dönemden döneme, kişiden kişiye fark gösterebiliyor.

aynısı kadınlar için de geçerli. maço kadından kasıt fiziksel olarak "maskülen" davranış kalıpları gösteren kadınlar ise bu pekala hormonal denge vs ile de ilgili olabilir. bu da genlerinizden, coğrafi şartlarınıza, beslenme rejiminize kadar pek çok faktörün etkisi ile şekillenir. yok kültürel davranış kalıpları ise eril toplumun kendisine biçtiği rolü oynayan kadının zihin dünyası gayet erkeksi oluyor. sonuç olarak malcolm x'in "ev kölesi" tarifine uyan bir kadın tipidir bu. kültürel olarak köleci beyazın aklıyla düşünür ama tam da o zihin dünyasının kendisine çizdiği zencilik sınırları içinde yaşar.

düz nene tipolojisi... olaya salt toplumsallık açısından da bakmıyorum. kişisel yönelimlerimi de etkiler bu. sonuçta ben nenemle sevişmek istemem, kendi nenemle istemezsem seninkiyle niye sevişeyim? kafatasında nenemin beynini taşıyan kadın bana itici geliyor. bana diş geçiremeyecek, meydan okuyamayacak kadınla ne işim olabilir yani? maçodan kasıt buysa ben maço seviyorum. bu niye tuzak olsun?

her neyse, tekrar topluma dönelim. toplumsal cinsiyet eşitliği işte bu zihin dünyasının dışına çıkmayı amaçlar. oturmuş bir sistemin dışında hareket etmek de elbette verili dengeyi bozduğu için beraberinde pek çok "tuhaflığı" getirecektir. bunlar yeni bir denge hali oluşana kadar kaçınılmazdır. "kadın köle olmasın, erkek köle olsun" diyen birileri çıktığında sen fiili durumu savunmadan da buna karşı direnç geliştirebilirsin. sonuçta aklı başında bir insan olarak özde serkan inci gibi bir dangalakla benzer bir pozisyon alman gerekmez.
clitor eastwood clitor eastwood
"cinsiyet eşitliği" kavramını tartışmak elzemdir.
zira başta biyoloji, ardından psikoloji olmak üzere doğada erkek ve dişi eşit değildir. ki zaten olmamalıdır da; zira birbirlerinin dengi değil, tamamlayıcısı, bütünleştiricisi olma görevi taşırlar. her iki türün de vizyonu, misyonu, sorumlulukları ayrı; gayeleri ortaktır. birbirlerine eş ve yoldaştırlar.

hadise cinsiyet eşitliği değil; demokratik özgürlük bağlamında yürümeli. bunun da en büyük etkeni eğitim ve bireydir. birey maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinin üçüncü basamağını "tamamlamadan" ürerse, daha kendisi medenî yetkinlikte olmadan bir sonraki nesli yetiştiremez.

yani erkek bireylerde "kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyecen, sikecen olm" zihniyeti, kadın bireylerde "erkektir sonuçta evine ve sana bakmalı kızım, senin istediklerini yapmadan verme" zihniyetiyle nesil yetiştirme devam ettikçe bu böyle sürer gider. zira kişi karşısındakini ya sikilecek obje ya da arada ağzına bir parmak bal çalınarak yolunacak kaz olarak gördükçe sadece bir çember içinde, olduğumuz yerde döneriz insanlık olarak.

daha ormandan yeni çıkmış sayılan homo sapiens olarak kendimizi medeni sanmamız, en küçük olumsuzluğa kadar. en küçük terslikte offlar, pufflar çekiliyor, sinirler geriliyor, kavgalar çıkıyor, sinsilikler baş gösteriyor.
cinsiyetle dünyayı kurtarmadan önce konuşulacak daha ciddi problemler olduğu kanısındayım. önce kendine ve başkasına saygı, ardından kontrol öğrenildiğinde bu sorunlar kendiliğinden çözüme gidecektir.
topalkırkayak topalkırkayak
bir kitap adıymış. kitapla değil de, bu cümleyle ilgili bir şeyler yazmak istiyorum.

cinsiyet eşitliği diye bir şey yok aga, olmasına da gerek yok. erkekle kadın hiçbir yerde eşit değildir. bu doğada da böyledir. bazı konularda erkek, bazı konularda kadın daha üstündür. olay ne peki?

bizim için insan olmak. hayvanların böyle saçma dertleri yok zaten. üstün olduğun yerlerde ezmeye çalışmayıp, gerekirse el vermek. iyi olmadığın konularda da karşıdakinin bilgisine saygı gösterip, gerekirse destek istemek. yani, yukarıda da yazıldığı gibi karşılıklı saygı. cinsiyet eşitliği bize daha iyi bir dünya getirmez ama karşılıklı saygı ve birlikte yaşamayı öğrenmek getirir.
acarabi acarabi
cinsiyet eşitliği olamaz çünkü, kadın ve erkek birbirlerinin eşiti değillerdir. ancak, karşılıklı saygı, empati kurabilme, hoşgörü ve birbirlerini tamamlamak için yeterli özveri gösterilir ve gerçek anlamda dayanışma sergilenebilir ise işte o zaman bu konuda bir çok sorun çözülme aşamasına girecektir.
bu da cinsiyet eşitliği değil, karşıt cinslerin birbirlerini tamamlayarak dengelemesi olabilir.
avangard jazz avangard jazz

Kadınlar Nasıl Kazanacak? – Güneş Gümüş
anglaclel anglaclel
dünya ve insanlar daha kötü durumlara düşmezse eğer, anca o zaman cinsiyet eşitliğini torunlarımızın torunları görür. cinsiyet eşitliği demek sırf kendini düşünmek değildir. cinsiyet eşitliği karşılıklı dişi ve erkeğin birbirlerine saygılı ve ahlaklı olmasıdır.
2
nihaven nihaven
cinsiyet eşitligı tek basina dunyayi kurtarmaz yeryüzünde halledilmesi gereken daha onlarca problemler varken. ama.biryerden başlamak lazim