çocukların için kocanın adatmasına katlanmak

kır bahçesi kır bahçesi
nice yuvalar çocuklar huzursuz ortamda büyümesin diye yıkılmıyor.


nice analar kadınlar erkeklerin bu durumuna katlanıyor.


çocukları için bunlara katlanırken kendilerinden ne çok şey feda ettiklerini bilselerdi.
ürkek ürkek
genellikle ekonomik özgürlüğü olmayan kadınlar ne yazık ki katlanmak zorunda kalıyor. ekonomik özgürlüğü olan bir kadının buna katlanacağını sanmıyorum, katlanmıyor zaten. çocuğun psikolojisi, mutsuz bir evlilik sürdürülmeye çalışırken de bozulacaktır. o yüzden çocuk biraz bahane.
2
tekil kişilik tekil kişilik
o işin bahanesi.
çocukları için katlanmıyor kadınlar kendileri için katlanıyor.
pek çok vakıada görülmüştür ki, kadınlar korunma ihtiyacı içinde aldatan kocalarına muhtaç hissetmektedirler kendilerini.
para olabilir geçim derdi olabilir mesele.
çocukların sorumluluğunun ağırlığı da olabilir ayrıca.
yine korku, ölüm korkusu, tehdit ve benzeri nedenler de ayrı bir sebeptir.
zaten dötüne güvenen borazancı başı derler bizim orada...
kadın kafasına koyduysa ölümüne gider katlanmaz arkadaş...
nice ölen, öldürülen kadınlar gördük biz bu yolda!
katlanıyorum çoçuklarım için diyen kendini aldatmasın.
adam olmak için kadın ya da erkek olmana gerek yok!
adamsan yaşar, adamsan yaşatırsın arkadaş...
çocuğunu da kendini de yaşatırsın!
lö şuhane lö şuhane
uzaktan hoş gelir gelişine vurulan davulun sesi, tokmağı yiyen deri bilir o sesi çıkartirken derinin nelere katlandığını.

mutsuz evliliğine gömülüp gün deviren kadınlar tanıyorum, çocuklarıni evlendirene kadar hayatını-mutluluğunu donduran nice kadınlar.
günümüzde komşuluk kalmadı, yukari dairede kadın dayak yese televizyonun sesini açar olduk. ama eskiden öyle değildi işte...

benim babam çok dayak yedi, çok imzasız tehdit mektupları buldu bahçemizde...neden? alkolik, kari kız ayağı olan kocasından her dayak yediğinde ya da yiyeceğini anladığında bize sığınan hülya teyze ve 3 çocuğunun akrabalari yüzünden. kapıyi kitler beklerdik ne olacak? çocuklar öyle korkmuş oluyorlardı ki; dört duvar yetmiyordu korkularini örtmeye; biri vitrinin içine girerdi, biri masanın, digeri perde arkasina, o tanıdık sesi duyunca.

bağırırdı "seni de yaşatmayacağim, seni evine alanları da!". hızli hızli konuşurdu o gür sesiyle ama çocuklar daha gür aglardi anlamazdık. annemin elini tutardı kadın, gözündeki yaş yüzündeki şişik yerden sekerek düşerdi yere. "birak" derdi annem, "çocuklar" derdi kadın.

"bırak, yeni bir hayat kur?"
"bulursa beni öldürür, çocuklar eline düşer" derdi.

ölümden ziyade ölümün getirdiği beceriksizlikten korkardı. yeni hayat burnunun ucundaydı ama ölürse çocuklarını kim kaçıracaktı onun dayaklarından?

yok olmuyor , devlet var, ceza var, kanunlar var la olmuyor. olsaydi gün aşırı kadın can vermezdi boşanmak istiyor diye.
imzayı kim attıysa her istediğinde o sikecek, istedigi kadar, istediği zamana kadar o sikecek, istiyorsa dövüp sikecek. kadının amına namus gömen bu pezevenkler her katli "namusumu temizledim" diye bertaraf ederler vicdanlarından. öyle ya en iyisini yapti, ya o kadın başkası ile sevişseydi?