coğrafya kaderdir

1 /
king james king james
ibn haldun'a ait bir sözmüş. ben geçenlerde yanlış hatırlamıyorsam zülfü livaneli'nin serenad kitabında okuyup dakikalarca takılı kaldım bu söze. dünya'ya ve insanlara ait soruların belki de %90'ını tek nefeste özetleyen bir söz...

düşünsenize, dünya'ya geldiğiniz mahallenin, ilçenin, şehrin, bölgenin, ülkenin, kıtanın farklı olduğunu. ne kadar farklı çevrelerde, ne kadar farklı şartlarda hayatınızı sürdürme ihtimaliniz var. siz bu milyarlarca ihtimalden sadece birinin sonucunda bir coğrafyada dünyaya geliyorsunuz ve hayatınız şekillenmeye başlıyor.

ne zaman bir insan başkası hakkında doğup büyüdüğü, yetiştiği coğrafya hakkında atıp tutsa aklıma bu söz geliyor artık. kimse doğacağı coğrafyayı seçemiyor, mühim olan düşüncelerini seçip filtreleyebilmesi!
kertenkelebek kertenkelebek
mesela çok kötü doğa koşullarının ortasına doğan maymunlar da aynı şeyi diyo mu acaba?

yok. bence "hayvanlar" bile beğenmedikleri şartları değiştirmek için bişeyler yaparlardı. bence azıcık akılları olsa, kader gibi insanlara bazı şeyleri kabullendirip susturmak adına ortalığa atılan saçma sapan bi kavrama inanmak yerine dünyayı değiştirmek için bi şeyler kesin yaparlardı.

kader deyip pislikleri insanlara normalleştirmeye çalışana kadar elini bi taşın altına koysana ya. kader falan değil. kader falan yok. kötüler var. kötü canlılar var o kadar.
katip bartleby katip bartleby
evet iradeyle bu sikinti cozulebilir dogrudur. ama bunu yapabilen, yapabilecek kosullara sahip olan vs vs kac kisi vardir acaba her ulkede %10? naaa i dont think so. dolayisiyla onerme %+90 dogrudur bidi bidi etmeye gerek yok.
kesyapistirmikelanj kesyapistirmikelanj
freud'un anatomi kaderdir diyerek başka bir boyuta taşıdığı mevzu.

çevre ve biyolojinin etkisi karmaşık ve tahmin edilmesi güç gibi görünüyor.

bana göre birbirini etkileyen bir durum. cinsiyet kimlikleriniz, fiziksel görünüşümüz, nasıl toplumda ihtimallerinizi, iletişim biçiminizi değiştiriyorsa, hormonlar sizi mutlu edip zıvanadan çıkarabiliyorsa pekala fiziksel koşullar da etkiliyor.

eğer otomatik pilotta yaşarsanız böyle. zira bireysel bazda etkileri göz ardı edilebilecek kadar küçük.

aşırı dengesizliğe neden olan bir hastalık olmadığı sürece, iyi düşünülmüş, sorumluğunu üstlendiğiniz sürece, sağlıklı kararlar vermeniz sizin kontrolünüzde, hücrelerimizin, üreme organlarımızın ya da genlerimizin değil.

uzun dönem plan yapma yeteneğine hala sahibimiz. yani, sanırım öyle.
deep thinker deep thinker
"burada kaç medeniyet kurulmuş biliyor musun heeey hey" derken, her kurulan devletin yıkılacak duruma gelmesinin iyi bir şey olmadığını fark etmeyen bizler ile 2 aylık alman işgali dışında memleketi doğru düzgün işgal görmemiş norveçliler arasındaki fark.
dumrul dumrul
çok parlak laftır ama her zamanki gibi bunu nasıl yorumladığınız önemli.

coğrafya sizin marjlarınızı belirler. bunu bilmek de gerçekliği algılamak açısından önemlidir. ancak "kader"i marjlarınızı bilip buna uygun stratejiler geliştirmek yerine değiştirilemez şeyler bütünü olarak yorumlarsanız orada işler boka sarar.

evet her şeyi değiştirebiliriz ve bunun için gerçekliği doğru algılayıp ona uygun cevaplar üretmemiz gerekir. strateji bilgisi ve ufku bunun için her topluma gerekli.

var olan sınırlılıkları, zorlukları filan yok saymak ne kadar zararlıysa bunları aşma çabasını göstermemek de o kadar zararlıdır. her iki tavır da bizi boğazımıza kadar boka batırır.

mevcut durumda ise her iki tavır el ele yürüyor. bu yüzden de duble boka batıyoruz. konu toplumsal gelişimi sağlayacak dinamiklerin beslenmesi olduğunda "oğğğ bizim tatlı coğrafyamız, şirin değerlerimiz, minnak ortadoğumuz" deniyor ve iç siyaset ve toplumsal organizasyon alanlarında ikinci tavır esas alınıyor.

ama toplumu gazlayıp ideolojik takıntılarına odaklanmak söz konusu olduğunda bu kez ortadoğunun geleneksel kodları unutulup olmayacak ittifaklar içine girilerek, mutlaka dikkat edilmesi gereken dengeler ve tarihsel arka plan gözden uzak tutularak osmanlıcılık oynanıyor. ve böylece dış siyasette de ilk tavır esas alınmış oluyor. oysa tarihin bugün başka akması bir yana osmanlı'nın coğrafyasının da bizimkinden farklı olduğu akılda tutulmuyor. çünkü dünya o dünya değil. coğrafi algılar o günkülerle bir değil. uluslararası dengeler çok farklı. etrafımızda minik beylikler ve yıkılmaya yüz tutmuş eski imparatorluklar yok. teknolojik alanda hemen hemen eşitler arasında bir mücadele yürümüyor, ekonomik ilişki biçimleri çok çok farklı. o eski günlerin üzerine çağlar açılıp kapanmış, imparatorluklar yıkılmış, iki büyük dünya savaşı yaşanmış, aya gidilmiş lan... vb vb... ve bunların hepsi "coğrafya"ya içkindir.

oysa bu kafa mental sınırlarını koruyarak coğrafi sınırlarını genişletebileceği gibi gülünç bir iddia içinde.

ve biz bu yüzden çifte kavrulmuş kapkalın bir bok tabakasının içinde yüzüyoruz.

pekii bu mankafalılık bizim kaderimiz mi? asıl cevaplamamız gereken soru ilk etapta tam olarak bu.
bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
zülfü livaneli'nin serenad adlı harika kitabında geçen vurucu sözlerden biri. coğrafyanın kader oluşu kadar yaşam da irade meselesidir. kendini bulacağın bir yaşam içerisinde coğrafyanın kader oluşu pek de belirleyici olmaz. hayata doğru pencereden bakabilmek, okuyup anlamaktan ve insan tanımaktan geçiyor. bakış açınız ne kadar zenginleşirse coğrafya o kadar çekicileşir çünkü. ve zengin bir bakış açısına sahip insanların çoğunlukta olduğu bir toplum
''coğrafya kaderdir.'' cümlesindeki olumsuz algıyı yıkar.
mafa mafa
günümüzde değildir! güney kore ile kuzey kore'yi karşılaştırın lütfen. venezüela'nın petrol rezervlerini düşünün sonra; olmadı ikna olmadınız mı? atatürk türkiye'si ile günümüz türkiye'sini kıyaslayın.

coğrafya kaderse güney kore ile kuzey kore arasında nasıl bu kadar fark olur? eğer öyleyse venezüela gibi bir coğrafi konumu olan ülke nasıl bu hallere düşer? ve halen sizin için öyleyse cumhuriyet dönemindeki durumumuzla aynı coğrafyada iken şimdiki dönemimizi kıyaslayın lütfen. ve eğer halen sizin için öyleyse kibarlığın lüzumu yok, okumayın beni siktirin gidin!
1 /