die verwandlung

2 /
comtesse de lautreamont comtesse de lautreamont
"gregor samsa’nın başkalaşması, bir böceğe dönüşmesi, salt bir çarkın kaskatı dişlisi, eleştirmeyen, ama yalnızca boyun eğen bir toplum bireyi olmaktan çıkma anlamını taşır; böylece böcekleşen’in yazgısı, elbet toplumca dışlanmaktır."

sonsözden:

dönüşüm, hiyerarşi ve otorite düşüncesiyle temellenen, bu amaçla sözü edilen düşünceyi önce aile kurumu içersinde odaklaştıran toplum içersindeki bireyin tragedyasıdır. gregor samsa, ’dönüştüğü’ güne değin çeşitli kölelikler içerisinde yaşamış bir toplum tekidir; işyerinde köledir; aile çevresinde köledir ve zincirleri içersinde uslu oturduğu sürece de benimsenip sevilir. başkaldırısı bilinçaltında başlar; bu bilinçaltı, kendine uygun biçimi yaratır: gregor samsa’nın böceğe dönüşmesi, gerçekte artık başkalaşmasıdır. böceğe dönüştüğü andan başlayarak, toplumun ve ailesinin ona ilişkin –onu tutsak kılan –beklentileri, artık sonuçsuz kalmaya yargılıdır; böceğin iğrençliği, çizgisi sürüyle uyuşmayan bağımsız bireyin iticiliğiyle özdeştir. anlatıda toplumu simgeleyen aile, önceleri ümidini yitirmez; yeni gregor’a hareket alanı sağlayabilmek için, odasının biraz boşaltılması gerekmektedir. ama anne buna karşı çıkar ve ilginç olan, karşı çıkış gerekçesidir: "bence en iyisi, odayı eskiden nasıl idiyse aynen öyle korumaya çalışmamızdır, böylece gregor yine aramıza döndüğünde her şeyi eskisi gibi bulur, arada olup bitenleri unutması da o ölçüde kolaylaşır." burada –sözde anne sevgisiyle– gregor’un unutması istenen, onun gerçek anlamda bağımsız olabildiği zaman parçasıdır; gregor sürüye dönebilmek için böceklikten çıkmalıdır ve sürüyle yeniden uyum sağlayabilmesi için böcek olduğu dönemi unutmalıdır. o zaman yine annesine ve babasına uyabilecektir; içinde yaşadığı topluma eskisi gibi ’hizmet’ edebilecektir. gregor’un yeniden ’insan’ olmasından artık ümit kesildiğinde kızkardeşinin söyledikleri, bu durumu daha da vurgular: "buradan gitmeli.. tek çare bu, baba. ama onun gregor olduğu düşüncesini kafandan atman gerek. bizim asıl felaketimiz, bunca zaman bu düşünceye inanmış olmamız. fakat o nasıl gregor olabilir ki? gregor olsaydı eğer, insanların böyle bir hayvanla birlikte yaşamalarının olanaksızlığını çoktan anlar ve kendiliğinden çıkıp giderdi..." kafka’nın gerçekte hemen tüm eserlerinde varolan gülmece öğesi, burada da eksik değildir: çünkü burada sözü edilen ’hayvan’ asıl ya da olması gereken insandır!

birey olmasını başaranlara düşman kesilen son toplumlar ve bu toplumların en güçlü temeli olan, çocuklarının hep iyiliğini, gerçekte ise sürekli köleliğini isteyen son aile yapıları yeryüzünden silinene değin, kafka’nın dönüşüm’ü geçerliliğini ve güncelliğini koruyacaktır.


ahmet cemal
yazar kafa yazar kafa
insanın okurken midesi kalksada güzelliğinden hiçbir şey kaybetmeyen eser. " a bir sabah bir adam böcek olarak uyanmış ve olaylar gelişmiş" diye okuyanları bir kez daha okumaya davet etmek şarttır sanırım, zira içinde aile yapısı ve toplumsal yapı hakkında bir çok fikir geçmektedir.
upsfiçyus upsfiçyus
franz kafka'nın, benim için bittikten sonra başlayan kitabı. öyle ki okur kafkayı, onun cümlelerini, onun anlatmak istediğini az biraz anlamışsa binlerce düşünce oluşuyo zihninde, kitabı baştan yazmaya okumaya başlıyo kafasında.
wozzeck wozzeck
kafka'nın türkce'ye degişim ya da dönüşüm olarak cevrilmiş, kendisi her ne kadar hosnut degilse de, alt düzey bir okuru dahi üst düzey bir konu etrafında düşündürmeyi basarabilecek -kısalıgı da bir etken belki- eseri. beni düşündüren konu, eserin türkce cevirilerinde karsılasılan iki baslık. degişim ve dönüşüm. değişim ve dönüşüm anlamca esit iki kavram mıdır?

kelimenin türkce karsılıgı ilginctir güvenilir sözlüklerde de degişim ve dönüşüm olarak ikibaslı verilmiş.

degişmek fiilinin sich (ver)aendern;dönüşmek fiilinin ise sich (ver)wandeln olarak 1. dereceden karsılıklarını buluyoruz. yani bu anlamda -her ne kadar gönlümüz degişim'den yana da olsa- "dönüşüm" baslıgı -hislerimin de yardımıyla- die verwandlung temel verisinin daha iyi bir cevirisidir. metne de zaman ve durum anlamında barındırdıgı "ikilik" bakımından daha uygundur.

daha ilk tümcede "devcileyin" deyişine bittigimiz kamuran şipal ustanın cevirisini de anmak gerekir!
ceyus ceyus
ümit denizer'in uyarlamasıyla bu sezon ibb şehir tiyatroları tarafından sahenelenen; ceren hacımuratoğlu, a. yağmur ulusoy, ömer barış bakova, özgür atkın, zeynep göktay'ın rol aldığı oyun.
ceyus ceyus
bu akşam üsküdar kerem yılmazer sahnesi'nde izleme fırsatı bulduğum oyun.
oyun ilk başta olmayan dekoru ile seyircide, nasıl bir hikayenin olacağına dair merak uyandırıyor. oyunculuklar için iyi diyebiliriz, özellikle gregor samsa rolünü canlandıran oyuncu, böcek rolünü oldukça başarılı bir performans ile sahneye koyuyor. bir de oyunu izleyecek olanlar için şunu belirtmek isterim oyun sadece 1 saat sürüyor. hatta oyunun bittiğine salondaki hiç bir seyirci inanmak istemedi, çünkü gayet güzel giden bu oyunun süresi seyirciye az geldi. kitabı okumamış birisi olarak bu oyun, bu eseri okumak ve daha fazla detay öğrenmek konusunda merak uyandırdı.
heidi heidi
gregor samsa değişiminin kabulüyle uyanır, fiziken girdiği hal, hareket kısıtları dışında kendisince durum önemsiz gibidir. ailesinde ise önce bir tepki-ilgi yahut kabullendiklerine dönüş beklentisi yaratır sonra ise aslında insan gregor un zaten başına gelen, böcek gregor un da başına gelir. hayata anlamlı bir bakış atan, kafka romanı.
togisama togisama
kimin yazdığın hatırlamadığım bir önsözünde hakkında şöyle muhteşem bir tespit yapılmıştır. emprovize seçiyorum kelimeleri:
"hikayede gregor samsa'nın değil kız kardeşinin dönüşümü konu alınıyor. gregor hikayenin daha en başında zaten hamam böceğine dönüşmüştür. hikayenin geri kalanında ise kız kardeşinin gregor'a karşı tutumunun yavaş yavaş değişmesi anlatılır."
dülgerbob inciryaprağı dülgerbob inciryaprağı
bir klasik olduğundan saygıda kusur etmemeye çalışarak okuma, bitirme zahmetine katlandım. zaten 80 küsur sayfalık bir kitap. 30. sayfada bırakmayı çok düşündüm. genel karanlık atmosferi ve iç sıkıcı öykünün bunda payı büyük. ama gelin görün ki öyküde anlatılmak istenen olay sadece kitapta yazılanlar değil. benzetmeler yaparak topluma, hayata uyarlamak mümkün. bir kitap okudum hayatım değiştilik bir yanı yok bence. okuduğum versiyonun sonunda yer alan kafka mektuplarını ve çevirmenin sonsözünü okumadım henüz. genelde kapaktan kapağa okuduğumdan dolayı herhalde onu da okuyacağım ilerde ama eminim ki bu zevkle olmayacak.
syme syme
nasıl desem, metalaşma nedir biliyorsanız; ' insanlar yaşamak için çalışıyorlarsa neden çalışmak için ölüyorlar', ' neden, aileler çocuklarını kendi istedikleri gibi olmaları için psikolojik travmalara maruz bırakırlar' gibi sorulara iyi cevaplarınız varsa, biraz sosyoloji gördüyseniz, the wall filmini anladıysanız, ergenliğinizde fight club aydınlanmasını tattıysanız, bu kitabın size katacağı pek bir şey yok. ' abi ben kafka okudum yea' dersiniz ancak.

bu kitabın önemi, alanının ilk eseri ya da eserlerinden biri olması ki; bu kitaptaki tespitleri 21. yy da 15 yaşındaki çocuklar bile yapabiliyor. belki çevirisinden kaynaklanıyordur bilemiyorum, kafka nın tespitleri yazdığı cümleler hikayenin akışını bozuyor, güzel durmuyor.

daha önce kimse yazmamış, gregor hamamböceğine de dönüşse hala aynı kişi, 5 yıl daha çalışıp ailesinin borçlarını ödemeyi, daha da çok çalışıp kızkardeşini üniversiteye yollamayı planlıyor, hala aynı zincirlere sahip. ama işe gidemediği için toplum için başka biri, bu nedenle ailesi onu artık sevmiyor.

grepor öldükten sonra tatile çıkmaları ise bana koydu. ailesi, gregor u eşşek gibi çalıştırıp kendileri yan gelip yatıyorlar ( neden aileler çocuk yaparlar- kendilerine baksın diye), gregor ölünce de pılıpırtı toplayıp tatile çıkıyorlar.

evet dostlarım, romanın aziz vatandaşları, aileleriniz sizi çalışıp onlara bakmanız için doğurdu. sizi doğururken gayet bencildiler ve hormonlarının etkisi altındaydılar. aile kavramını sevmiyorum. özellikle ilkokul kitaplarında okumuş olduğum aile kavramından iyice nefret ediyorum.
umut taciri umut taciri
hakkında şöyle bir görüş belirtilir.


kafka'nın dönüşümü

“gregor samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu…”

kafka’nın 1912’de yazdığı dönüşüm adlı anlatısının bu ilk cümlesi, tüm olağandışılığına, dahası şaşırtıcılığına, ürkünçlüğüne karşın, giderek daha da ürkütücü bir olağanlığa bürünecek bir öykünün habercisidir.

babaya mektup’ta ve yargı’da olduğu gibi, burada da oğul ve baba söz konusudur. ama, dönüşüm, birçoklarına göre kafka’nın yabancılaşma duygusunu en güçlü biçimde yansıttığı yapıtıdır aynı zamanda. bir sabah yatağında bir böcek olarak uyanan gregor samsa, bilinci ve istemi dışında gerçekleşen bu dönüşümü bir türlü kabullenemez. ailesi ve patronu ise, kısa bir şaşkınlığın ardından, onun artık bir böcek olduğunu kabullenirler. ama böcek olmakla alışageldiği şeylerden koparak yepyeni bir konuma giren gregor samsa da, o güne kadar sürdürdüğü yaşama da, çevresindekilere de, bambaşka bir gözle bakacaktır.

kafka’nın bu kitabı, hem dilimize en çok çevrilen, hem de en çok okunan yapıtlardan biridir. yanılmıyorsam, önce vedat günyol, sonra arif gelen, ardından kafka’nın tüm yapıtlarının türkçe’ye aktarılmasına büyük katkıda bulunan kamuran şipal çevirdiler kitabı, değişim adıyla. 1980’lere gelindiğinde, ahmet cemal dördüncü çeviriyi gerçekleştirdi dönüşüm (can yayınları) adıyla.

ahmet cemal, ilk basımı 1986’da yapılan ilk çevirinin önsözünde, kafka’nın anlatısının özgün adı olan die verwandlung’un, almanca’da bir değişimden çok daha köktenci bir olguyu, tümüyle değişip başkalaşmayı dile getiren bir sözcük olduğunu söylüyordu: anlatıda gerçekleşen, bir değişim değil, bir dönüşümdü. o yüzden, dönüşüm’de karar kılmıştı. ancak, ahmet cemal’in çevirisinin öncekilerden ayrılan bir yanı da, kitabın sonuna dönüşüm’le ilgili kaynakların eklenmiş olmasıydı.

asıl uğraşım çevirmenlik olduğundan olsa gerek, böylesi önemli bir yapıtın dilimizde dört özenli çevirisinin bulunması bana çok kışkırtıcı geliyor. günyol, gelen, şipal ve cemal’in çevirileri, yapıtın aslıyla ve birbirleriyle karşılaştırarak çok keyifli ve yararlı bir laboratuar çalışması yapılabilir diye düşünüyorum. ama burada çeviri sorunlarına dalmak gibi bir niyetim yok.

bir kitabı ‘çevirmek’, o kitabı ‘okumaktır’ aynı zamanda. çevirmen, çevirirken okur. ne denli iyi okursa, o ölçüde iyi çevirir. ahmet cemal de, dönüşüm’ü okuyup çevirirken vardığı düşünceleri kitaba yazdığı sonsöz’de dile getirmiş. başka bir deyişle, çevirmen, çevirdiği yapıta ilişkin yorumunu buraya almamın nedeni, kafka’nın yazarlığı konusunda derinliğine bir kavrayışı yansıtıyor olması:

“… kafka’nın anlatılarından, romanlarından bize yansıyan dünya da, yazarının yaşamına değgin binlerce ayrıntıya gömülmeyi gereksinmeksizin varlığını sonrasız koruyan bir dünyadır ve bu konumunu artık kafka’nın şöyle veya böyle yaşamış oluşuna değil, fakat kurgulanmış yazınsal gerçekliğine borçludur. dönüşüm’ün kahramanı gregor samsa’nın babası ve ailesi arasında ayniyete yaklaşan bir benzerlik bulunabilir; dahası bu, belki kanıtlanabilir de. ama bu, kafka’nın dönüşüm’de kendi yazgısını anlattığı demek değildir; bu açıdan dönüşüm aile kurumunun bireyin yok edici yanlarını tüm korkunçluğuyla evrensel düzeyde yansıtan bir yazın metnidir. daha da genelinde, çizgidışı birey-sürünün dışına çıkanı ezen toplum çatışmasını en çarpıcı biçimde dile getiren bir roman gerçekliğidir.


“… dönüşüm, hiyerarşi ve otorite düşüncesiyle temellenen, bu amaçla sözü edilen düşünceyi önce aile kurumu içerisinde odaklaştıran toplum içersindeki bireyin tragedyasıdır. gregor samsa, ‘dönüştüğü’ güne değin çeşitli kölelikler ve zincirleri içerisinde uslu oturduğu sürece de benimsenip sevilir. başkaldırısı bilinçaltında başlar; bu bilinçaltı, kendine uygun biçimi yaratır: gregor samsa’nın böceğe dönüşmesini, gerçekte artık başkalaşmasıdır. böceğe dönüştüğü andan başlayarak, toplumun ve ailesinin ona ilişkin –onu tutsak kılan beklentileri, artık sonuçsuz kalmaya yargılıdır; böceğin iğrençliği, çizgisi sürüyle uyuşmayan bağımsız bireyin iticiliğiyle özdeştir.

“anlatıda toplumu simgeleyen aile, önceleri ümidini yitirmez, yeni gregor’a hareket alanı sağlayabilmek için, odasının biraz boşaltılması gerekmektedir. ama anne buna karşı çıkar ve ilginç olan, karşı çıkış gerekçesidir: ‘bence en iyisi odayı eskiden nasıl idiyse aynen öyle korumaya çalışmamızdır, böylece gregor yine aramıza döndüğünde her şeyi eskisi gibi bulur, arada olup bitenleri unutması da o ölçüde kolaylaşır.’

“burada –sözde anne sevgisiyle gregor’un unutması istenen, onun gerçek anlamda bağımsız olabildiği zaman parçasıdır; gregor sürüye dönebilmek için böceklikten çıkmalıdır ve sürüyle yeniden uyum sağlayabilmesi için böcek olduğu dönemi unutmalıdır. o zaman yine annesine ve babasına uyabilecektir; içinde yaşadığı topluma eskisi gibi ‘hizmet’ edebilecektir.

“gregor’un yeniden ‘insan’ olmasından artık ümit kesildiğinde kız kardeşinin söyledikleri bu durumu daha vurgular: ‘buradan gitmeli… tek çare bu, baba. ama onun gregor olduğunu düşüncesini kafandan atman gerek. bizim asıl felaketimiz, bunca zaman bu düşünceye inanmış olmamız. fakat o nasıl gregor olabilir ki? gregor olsaydı eğer, insanların böyle bir hayvanla birlikte yaşamalarının olanaksızlığını çoktan anlar ve kendiliğinden çıkıp giderdi…’

“kafka’nın gerçekte hemen tüm eserlerinde varolan gülmece öğesi burada da eksik değildir: çünkü burada sözü edilen ‘hayvan’, asıl ya da olması gereken insandır!

“birey olmasını başaranlara düşman kesilen son toplumlar ve bu toplumların en güçlü temeli olan, çocuklarının hep iyiliğini, gerçekte ise sürekli köleliğini isteyen son aile yapıları, yeryüzünden silinene değin, kafka’nın dönüşüm’ü geçerliliğini ve güncelliğini koruyacaktır.”

dönüşüm’ü ve dava’yı geçen hafta yeniden okuduktan sonra, düşünüyorum da, kafka, toplum, çevresi ya da yaşamı tarafından kendisine dayatılana karşı savaşmaktan çok, kendisine dayatılan ‘suç’un, ‘korku’nun üstesinden onu iliğine kadar içselleştirerek gelmeyi yeğliyor. örneğin, “ ‘korkum’, benim maddem,” diyor, “belki de en iyi yanım benim.” yapıtlarından hiç eksik olmayan ‘suç’a gelince, “bana yol gösteren ilke şudur,” diyor, “suçtan asla kuşku duymamalı…”

ne müthiş bir direniş!

celal üster
radikal kitap
2 /