doğan cüceloğlu

1 /
knightcoder knightcoder
savaşçı kitabını tavsiye ettiğim staj başvurusunda muhabbeti koymama neden olan ve bir nevi sayesinde kabul edildiğim kanald'deki programıyla toplum,aile çocuk eğitimiyle ilgilenen carlos castenada'dan baya laf almış ama yine de başarılı bulduğum psikoloji bölümü hocası
sigur ros sigur ros
final dergisi dershanelerinin düzenlediği bir organizasyonda vardı kendisi. gidip izlemiş idim. esasında o günkü planım geç kalkmak ve akşamüstü bisiklet sürmek idi. ama hayat ve baskı rejimi beni doğan'a götürdü. doğan cüceloğlu şöyle bir dolaştı sahneyi. geldi benimlede konuştu. ama diyaloğu tam olarak hatırlayamadığım için hede hödö. her neyse biz kendisinden böyle çeşitli atraksiyonlar bekliyorduk. ya da beklemiyorduk. en azından ben beklemiyordum. ama gördüklerim şaşırttı beni :

-vay bee...

öncelikle bir deney yaptı doğan abi. deney şöyle :
ortama irice bir masa ve yine irice bidonlar çıkartılır. iki küçük velet vardır. bu veletlerin ikisininde önünde ikişer bidon vardır. bunların biri suyla dolu iken diğeri boştur. evde deneyebilirsiniz. herhangi bir sakıncası yok. ondan sonra çocukların eline birer maşrafa verilir. bu iki çocuktan birinin maşrafası boş iken, diğer çocuğunkinde böyle silindirik birşeyler vardır, anlayacağınız maşrafanın (yeter ama) yarısı doludur. sonra çocuklar bir bidondan diğerine su doldurmaya başlarlar. bu arada maşrafası dolu olan çocuğun maşrafasının içindeki silindir hedeler yere yuvarlanır. doğan abi onları toplar ve eski pozisyonuna getirir. ve bitiş zili çaldığında çocuklardan biri boş olan bidona diğerine oranla daha fazla su doldurmuştur ve izleyici burada gözlerine inanamaz. çocuğun elindeki maşrafanın yarısının dolu olması demek bu yüzden diyerek bu ince espri karşısında gülümsenir. herkes bir oh çeker. akabinde bu deneyden sınavda zamanı iyi ayarlamamız gerektiği sonucuna varılır. doğan abi bir günü daha kurtarmıştır.
çıkışta yandım çavuş ayranı yapan müessesenin tuvaleti kullanılır. ter kokan minibüse binilip uzaklaşılır. akşam aynı gösteri velilere yapılır ve veli eve elinde doğan abi imzalı kitapla gelir. doğan cüceloğlu bu muhteşem illüzyonun ardından tanesi 5 ytl olmak üzere 100'e yakın kitap satmıştır. dershane öğretmenleri doğan cüceloğlu'nu ağırlamaktan hoşnut, zafer adımlarını atarlar.
akşam ele tutuşturulan kitap gidip beyazıtta satılır ve ya takasa maruz kalır.

sunumun lise 2 öğrencilerine yapıldığı unutulmaması gereken bir gerçek. sunumdan çıkarılan tek ders ise doğan görünümlü şahindir. affeyle doğan abi.

ve şu maşrafa hadisesi için; kendisi her evde vardır zannımca :

http://www.asrinpls.com/2a/01-07/mas-k.jpg
kapıcı çöpçü hurdacı kapıcı çöpçü hurdacı
böyle adamlara ihtiyacımız var dediğim az sayıdaki adamlardan biri, hayatı daha iyi yaşamak, anlamak ve insana, canlılara, dünyaya değer vermek için birilerinin bıkmadan usanmadan birşeyler anlatması gerekiyor ve doğan abi de sanki bunu en iyi şekilde beceriyor.
gunebakan gunebakan
kişisel gelişim kitaplarıyla karıştırılmaması gerekir doğan hocanın yazdıkları.yani şu "aslansın, kaplansın yaparsın" diye sadece gaz veren kitaplardan değil.

baya psikoloji terimlerini de içeren ama bunu samimi bir konuşma diliyle yapan ve insanın hayatını kökten değiştirebilecek şeyler yazdıkları. farketmediğimiz çünkü artık kanıksamış olduğumuz yanlışları, örneklerle gözümüze sokar. resmen gözünüzün önündeki perde kalkar,abartmıyorum.

anlamayanlara ise "hı hı" deyip geçin.herkesi olduğu gibi kabul etmek lazım.insanların beğenmediğimiz özelliklerini kendi isteklerimiz doğrultusunda değiştirmek değil kendimizi değiştirmek,duruma adapte etmek gerekiyor.

okuyun,asla pişman olmayacaksınız.
depresif depresif
kendi kaleminden:

"on bir çocuklu bir ailenin on birinci çocuğu olarak mersin' in silifke kasabasında doğmuşum. on yaşındayken annemi kaybettim ve ölümün ne demek olduğunu anladım: artık onu bir daha hiç göremeyecek, dokunamayacak, naz edemeyecektim.

silifke' de en yüksek dereceli okul olan ortaokulu bitirdikten sonra subay olan ağabeylerimin yanında ankara ve kırklareli' nde okudum ve kırklareli lisesi' nden mezun oldum. kırklareli lisesinde ilk aşk şiirimi yazdım.


ankara atatürk lisesi' nde edebiyat ve kompozisyon öğretmenim olan cahit okurer bir gün ne olmak istediğim sordu; mühendis olmak istediğimi söyledim. bilim adamı olmak istemez misin, dedi. onun etkisi altında istanbul üniversitesi psikoloji bölümü' ne yazıldım ve oradan mezun olduktan sonra abd de ıllinois üniversitesi nde doktoramı yaptım. uzmanlık alanım iletişim psikolojisidir.

amerika' da doktora öğrencisiyken, benim gibi doktora öğrencisi olan kaliforniya' da doğmuş büyümüş emily ile tanıştım ve evlendim. on bir yıl süren evliliğimizde üç çocuğumuz oldu: ayşen, elif ve timur.

evlendiğimde ne kendimi tanıyormuşum, ne de evliliğin ne olduğunu. silifke' de büyürken çevremde gördüğüm evlilik, koca, baba modelleriyle kaliforniya' da büyümüş feminist bir amerikalı kıza kocalık yapmaya çalıştım. sonuç: hem ben çok ıstırap çektim hem de emily' e acı çektirdim. benim şimdi yüreğimi en çok yakan çocuklarıma verdiğim acılar. onlardan dört yıl ayrı yaşadım.

yaşadığım acılar her şeyi bilmediğimi, öğrenmem gereken çok şey olduğunu gösterdi ve yalnız bilgi yönünden değil, insan olarak gelişmem gerektiğine ikna oldum.

kendimi geliştirme süreci içinde kitap yazmaya başladım; ilk kitabım insan insana bu sürecin ilk ürünüdür. gelişim süreci içinde kazandıklarımı kitaplar yoluyla paylaşmaya devam ediyorum.

amerika' daki görevimden emekli olup ayrıldıktan sonra türkiye' de kitap yazmayı sürdürdüm. kitap yazmanın yanı sıra konferanslar ve seminerler verdim, televizyon programlarına başladım."

doğan cüceloğlu resmi web sitesi - yazıları, kitapları , önerdiği kitaplar, insan insana ilginçtir, her geçen hafta, her geçen ay, yaşama yeni bir açıdan bakma deneyimini yaşıyorum. ömrümün sonuna kadar devam edeceğini anlamış durumdayı... dogancuceloglu
emeleni emeleni
çocuk gelişimi ve eğitimi ile ilgili bir çok kitabı bulunan bilim insanı. not: üniversitede katıldığı bir panelde konferans salonunda ağlayan bir çocuk sesi duyup "çıkarın şunu şuradan" diye bağırdığı rivayet olunur.
mançuryas mançuryas
11 çocuklu bir ailenin 11.çocuğu olarak silifke'de doğmuş muhteşem uzman. katıldığım konferansında da keşke senden bir sürü bir sürü olsa da şu ülkede sürekli eğitimler verse dedim. belki biz bile adam oluruz hani o derece harika bir insan.
detone detone
doğan cüceloğlu seminerinden bir alıntı:

doğan cüceloğlu: arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı?

bir katılımcı: allah'a şükür hocam, bildiğimiz kadarıyla yok.

cüceloğlu: ne güzel! peki, bana istisnasız tüm insanların, yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti bir şey söyler misiniz?
cevap neredeyse otomatik olarak çıkar: ölüm.

cüceloğlu: gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek şeydir. doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir ama bundan sonra başa gelmesi kesin olan tek şey ölümdür. başka hiçbir şey insanların tümünün başına gelmeyecektir. peki, madem öleceğimiz garanti, bu benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi?

katılımcılar burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlar. öleceğim belli ise benim ölümcül bir hastalığım olduğu da açıktır.

cüceloğlu: peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz?

katılımcılar: hayır

cüceloğlu: bu saniye içinde olma olasılığı var mı?

bir katılımcı: var.

cüceloğlu: yarın?

bir katılımcı: evet.

cüceloğlu: 30 yıl sonra?

bir katılımcı: olabilir.

cüceloğlu: peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyor musunuz? mesela bu akşam eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz?

sınıf sessizce dinlemeye devam eder. çünkü genellikle yaşama böyle bakmamışlardır.

cüceloğlu: peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken sağ salim bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir? var mıdır böyle bir garanti?

bir katılımcı: yoktur hocam.

cüceloğlu: peki nereden biliyoruz az sonra telefonun çalmayacağını ve evdekilerden birinin az önce öldüğünün bize söylenmeyeceğini?

katılımcılar burada rahatsız olmaya başlar.

bir katılımcı: hocam konuyu değiştirsek?

cüceloğlu: ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz, biraz daha devam edelim bence. peki, acaba bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu bilseydiniz, o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz yoksa farklı şeyler mi yapardınız?

bir katılımcı: kesinlikle çok farklı geçerdi hocam.

cüceloğlu: şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? aynı iletişim mi olurdu? onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? aynı konular, tartışma ya da gerginlik yaratır mıydı? yoksa önemsiz hale mi gelirdi? bu sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? onun boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz? çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız? ona, yüreğinizin derininden gelen bir "seni gerçekten çok seviyorum" demeye ne gerek var diye düşünür müydünüz? onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı?

burada bazı katılımcılar ağlıyordur. belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız olduğunu şimdi fark etmişlerdir.

cüceloğlu: şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz, kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli, hangilerinde "şimdi kalbini kırdım, ama zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim" diye kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz. yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten var mı? buna zamanımız gerçekten kaldı mı?
1 /