edip cansever

49 /
clitor eastwood clitor eastwood
yakup'un hiç çağrılmamış olan hali, güneşi dağlayan, mutfak raflarına her zaman karabiber koymayan, en bi' sevdiğim şairlerin dördüncüsü.

"lambayı söndürmesinler, geliyorum..."
bulanık bulanık
"belki yarın gidecek
bir anı gelecek bir başka anının yerine.

insan bazan ağlamaz mı bakıp bakıp kendine."
(bu gemi ne zamandır burada/edip cansever)
elcordobez elcordobez
biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
oysaki seninle güzel olmak var
örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.
sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
o başkası yok mu bir yanındakine veriyor
derken karanfil elden ele.
görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
birleşiyoruz sessizce.

muhteşem dizelerinin sahibidir.
revoluce revoluce
bu sabah beni buldu bu dizeler...


senin upuzun gövden, -kapkara saçlarınla-
daha da uzun şimdi bir örtü olarak
denizin kıvrımlarında aşka hazırlanıyor.
göğe düğmeler gibi yapışmış kirazların altında
yıllar var ki unuttuğumu sanırdım bu örtüyü ben.
sevgiyi bilmezdin de ondan, sevişmeyi bilirdin yalnızca.
birtakım sözler de bilirdin, niye saklamalı, en ustalıklı sözlerdi onlar

ama bak
kaybolup giderdi her biri, karşılaştılar mı bir yerde şiirle
aslına bakarsan en güzel aldanmaları yaşadık seninle biz
hatırlıyorum da öyle…



gözlerinin dolar gibi olması renginde ve
yorgunsan bir kıyı kahvesinde dinlenirkenki
üşüdüğün, başını omzuma koyduğun, sonra el ele
bir aşkı yaşamak, bir aşkın bilinmesinden bambaşka değil miydi?
ve bu ikisini ayıran duman, yani bir aşkı bizim yapan,
bu dumanların hepsi gibi varsın şimdi de.
acele etme yoksun belki.

ben her şeyin bir bir yok olmasına o kadar alıştım ki…
ve her şeyin bir bir var olmasına o kadar alışacağım ki.
bilirsin neler için çarpmıyor bir yürek.





neler olabilir birazdan?
bir uçak geçiyor yaldızdan bir iz bırakarak.
içindeki mutlu yüzleri düşünüyorum.
bir hüzün basıyor gene, ne kadar istemesem de.
çabuk geçiyor.
nerede okumuştum, hatırlamıyorum şimdi, biri mi anlatmıştı yoksa
mahpusunu kıskanan bir gardiyanı…
ve düşün sevgilim, mahpusunu kıskanan bir gardiyan düşün.
ne kadar acı bunlar…
kıskanıyorlar hepimizi ve kıskanacaklar.
güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak,
bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir.

birazdan akşam olacak sevgilim,
bütün heybetiyle akşam olacak.
sevgilim, diyorum, oysa kimsecikler yok yanımda
bilmiyorum kime sevgilim dediğimi
bildiğim bir şey varsa,
o kadar yeni bir anlamda söylüyorum ki bu kelimeyi,
unutup birden zamanı ve yeri.
onunla bir günü kutluyorum coşarak,
onunla bir günü kutluyoruz sanki...
ürkek ürkek
ünlü şairlerin kendisine duyduğu aşkla anılan tomris uyar'ın edip cansever'e yorumu;

''sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabiliyor, örselenebiliyor, bitebiliyor. bitmeyen tek aşkın gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu edip cansever öğretti bana."

ben seni arkadaş olarak görüyorum demenin süslü hali olmalı. ben sana göre değilim, sen daha iyilerine sahipsin lol.

edip cansever ''seni anlamayan insanlarla muhatap olmak mı yoksa derdini anlatamamak mı daha üzücü bilemedim ama anlaşılmamak çok fena.''

anlamazlar anlamazlar...
kurbanım aman kurbanım aman
tomris uyar için "yaş değiştirme törenine
yetişen öyle bir şiir" adlı şiiri yazmış şairdir. okunasıdır, sevilesidir, elleri öpülesidir...

"ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç
yağmurlar altında gördüm, kadeh tutarken gördüm de
bir kıyıya bakarken, bakarkenki ağlayan yüzünle
ve yarışırsa ancak monet'nin
kadınlarına yaraşan giysilerinle
gördüm de
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.



öyle kısaydı ki adımların, diyelim bir yaz tatilinde
bir otel kapısının önünde, tahta bir köprünün üstünde
bir demet çiçekle paslanmış bir kedi arasında
öyle kısaydı ki adımların
şöyle bir bardak yıkayışının vaktiyle
ölçülür ve denk düşerdi ancak
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.



yok bir yanıtın ''nereye'' diyenlere
bir buz titreşimi gibi sallantılı ve şaşkın
ve çabuk bir merhaban vardır bir yerden gelenlere
o bir yerler ki, diyelim çok uzak olsun
sen gelmiş gibisindir oralardan, otobüslerden
yollardan, deniz üstlerinden topladığın gülüşlerle
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.



seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki
hani etiler'den hisar'a insek bile
bir küçük yaşındasın, boyanmış taranmışsın
çok yaşında her zamanki çocuksun gene
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.



mart ayında patlıcan, ağustosta karnabahar
mutfağın mutfak olalı böyle
bir adın vardı senin, tomris uyar'dı
adını yenile bu yıl, ama bak tomris uyar olsun gene
ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma
oysa güneş pek batmadı senin evinde
söyle
ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç."
1
psikopatpapatya psikopatpapatya
estetik yalnızlık diye birşey yoksa da edip cansever icat etmiştir.

"birden bire yapayalnızsanız her yerde 
ve bundan korkuyorsanız 
en küçük şeylerden bile. örneğin birine saati sorsanız 
karşıdan karşıya geçseniz bir caddede 
sesinizi alçaltıp dikkatle bakaraktan çevrenize 
biriyle bir şeyler konuşsanız 
ve her gün kitaplar, dergiler alsanız. postacı her gün mektup getirse 
sözgelimi bir resmi dairede 
fazlaca oyalansanız 
şöyle bir iki otobüs kaçırsanız üst üste neden olmasın 
kaldı ki, hiçbir şey yapmasanız bile 
tuhaftır 
sanki herkes kuşkuyla bakacaktır yüzünüze. 

ve işte bir lokantaya girdiniz, garsonla çene çaldınız 
şarapla yiyecek bir şeyler söylediniz, hepsi bu kadar 
biraz da güldünüz aklınızdan geçen bir şeye 
ya gülünç bir olaya, ya önemsiz bir söze 
ama az ötede düğmeleriyle oynayan 
ve yiyen tırnaklarını bir adam 
duraksız sizi izliyordur belki de. 

ya da bir dernekte üyesiniz, azıcık mutlusunuz 
ya da küçük bir memur bir banka servisinde 
durmadan suçlusunuz 
durmadan suçlusunuz 
durmadan suçlusunuz ve artık kendinizi 
gücünüz yok ödemeye. 

giderek siz oluyorsa bütün bir kalabalık 
yüzünüz yüzlerine benziyorsa, giysiniz giysilerine 
ansızın bir hastanın kendini iyi sanması gibi 
gücünüz yetse de azıcık bağırsanız 
bir yankı : durmadan yalnızsınız 
durmadan yalnızsınız."
(bkz:edip cansever)
49 /