eğlence

greeen greeen
hoşça vakit geçirmek olsa gerek, kimi için dans, parti kimi için televizyon, bazen muhabbet, piknik falan, bazen de saçmasapan giriler yazmak, mesela eğlenceyi anlatmak
man on the moon man on the moon
yaştan yaşa değişen birşey. kişiden kişiye de değişir. kısaca özetlersek;

ilkokul: beden eğitimi, sınıf maçları
ortaokul: geyikler, şakalar filan
lise: alkol, bar, cafe ortamları, mcdonalds, burger king, sinema (ergenliğe dair her şey kısacası)
üniversite: ders haricindeki her zaman.
hayat: daha önce yaşamadığınız, tatmadığınız her güzel duygu

bunun yanında şunun da farkına vardım: eğer belli bir dönem bir eğlence türünü aşırı doyarak tükettiyseniz bir daha o eylemin eğlence başlığına girmesi söz konusu olmuyor. o olsa olsa boş zamanda yapılanlar başlığına giriyor.
weirdlola weirdlola
aktif ve pasif olmak üzere ikiye ayrılır. en basidinden herkesin dans ettiği bir ortam düşünün. ortaya çıkıp çılgınlar gibi dans eden insanlar eğlenceyi aktif olarak gerçekleştirir. taburesinde oturup dans etmekten kaçınan fakat dans edenleri izleyip gülümseyen insanlar ise eğlenceyi pasif olarak gerçekleştirir. eylem yoktur, eğleniliyor olma durumu o kişiyi eğlendirir. hemen nemrudun önde gideni demeyin öyle. konserlerde veya stadlarda izlenen maçlarda da pasif eğlence aktif olana göre daha ağır basmaktadır. düşünün ki konser veren bir grup sadece size konser veriyor. öylece ayakta dikiliyorsunuz. ya da bir maç sadece sizin önünüzde oynanıyor. kalabalık bir ortamdakiyle aynı zevki almak mümkün mü allasen. enerjiyi saçan da enerjiyi sömüren de olmalı ki eğlence devri bozulmasın, zincir kırılmasın. eğlenelim.
ankh ankh
theodor adorno'ya göre kendini toplumsal sürecin bütününden soyutlayıp aptallaşmak, bir şey düşünmemek, gösterildiği yerde bile acıyı unutmak demektir. gerçeklikten kaçmaktır yani. ancak eğlencenin iddia ettiği gibi bir bayağı gerçeklikten değil, gerçekliğin insana bıraktığı direnişe ilişkin son düşünceden kaçmaktır.
jouissance jouissance
ölümün kılık değiştirmesi, maske takarak insanlar arasında dans etmesi. eğlenerek geçen bir hayatın ölüme karşı bir tavır olduğunu düşünenler var, bir andan sonra ölümün her gün onlarla olduğunun, partnerlerinin o olduğunun ve aslında onun kendileriyle eğlendiğinin, durumun infazı yaklaşan mahkuma gösterilen yakınlık olduğunun farkına varıyorlar, ya da şanslıysalar, farkına varmadan infaz gerçekleşiyor.
aırbug aırbug
çorbayı karıştırırken küçük bir girdap oluşturup, hemen ardından ters yöne çevirerek eğlenen en birisiyim ben.
tanım:insanların boş vakitlerini keyifli şekilde geçirmek için yaptığı çeşitli faaliyetler.
hoayda hoayda
sektör, teknolojinin gelişmesi ile de aldı başını gitti. kedi videolarının müptelası büyüklerimizden, youtube delisi küçüklerimize kadar her türlü uygulama, video, görsel ile avucunun içine aldı ademoğlunu.

eğlenceden feragat edip öğrenmeye fırsat bulamaz olduk. eğlenmek zorunluluk öğrenmek de hobi oldu aynı deryada. en basiti bir arkadaş ortamında sizin fenomen bir videoyu izlememeniz farkında değilsiniz ama bıyıkaltı dışlanmaları doğurdu.

dünyanın elektiriklerini uhrevi bir güç kesse de mum ışığında kitap okusak keşke. yazmaya bile başlarız belki.
berkkesenn berkkesenn
neşeli ve hoşça zaman geçirilen, genellikle sazlı sözlü etkinlik. kişiden kişiye göre eğlence işi değişebilir. kimisi a işinden eğlenirken kimisi b işinden eğlenebilir.
geçmiş zaman yolcusu geçmiş zaman yolcusu
ilginç şekilde, artık eğlenemediğini fark ettim. daha doğrusu, iş dışında bir hayatım olmadığını. bunu nasıl tanımlayabilirim, bilmiyorum. şöyle belki: işimi yapmadığım zamanlarda var olamıyorum. mesela "eli işte, aklı oynaşta" dediklerinden hiç olamıyorum. bazı zamanlar aklım oynaşmak istiyor; bırakayım kitapları bir kenara, şöyle ağız tadıyla bir film izleyeyim diyorum. işimi bırakır bırakmaz sudan çıkmış balığa dönüyorum. birtakım sorunlarla karşılaşıyorum, sonra filmi filan unutuyorum. sonra bir de bakıyorum ki kara kara düşünüyor, birtakım içinden çıkılmaz şeylerin içinden çıkmaya çabalıyorum. çalışmaktan başka elimden gelen bir şey yok. hal böyle olunca tekrar kitapları alıyorum elime, çalışmaya devam ediyorum.

eğlencenin lüks olduğunu şimdi anlıyorum. insan hayatı denilen şey kocaman bir ironi üstüne kurulu... daha doğrusu doğanın diyalektiğini, insanın ironisini kurgulayan bir şeyler, birileri var. sonra? sonrası iyilik... geri döndürülemez şekilde değişiyoruz ve bu değişimin ardında birtakım sabitler, değişmezlikler vehmediyoruz. halbuki her şey gibi önceliklerimiz de değişiyor. öncelikler değişince, mesela mısır patlatıp televizyon karşısına geçmek, ne bileyim, her zaman gidilen kafeye çıkmak ya da şehre gelen tiyatro kumpanyasına, sevilen şarkıcının konserine gitmek... bunların hiçbir anlamı kalmıyor. bir zaman sonra sonu gelmez bir azap sanki vücuda yerleşmiş bir ağrı gibi oradan oraya dolaşıp duruyor. eğlenmek seçenekleri hiçbir halta merhem olmuyor o zaman. belki insan, olmak istediği kişi olamadığından hep bunlar...