ekonomi kötü demenin suç olması

1 /
heboslukyokyani heboslukyokyani
şekilcilikte son nokta.

ekonomi kötü demek suç olursa ekonomi iyi değil deriz. ^^

özne bölgesel işaretler, bölgesel ya da kurgusal isimler ile işaret ederiz.
sansür çözüm değil, yaratıcılığı besleyicidir. ha ileri demokrasi de ise böyle tutumlar yazık ki görülebilir..

mesela benim en çok kullandığım örnek: madagaskar'dır. gerek animasyonların, gerek doğası gerekse de tellafuzundan dolayı. başka türlü lütfen okunmasın.

edit: 3 eksi ile ufak çaplı linç yemişiz..olayın saçmalığını, kuralcılığını -eş anlamlısını sizin hayal gücünüze bırakıyorum- da bi tarafa bırakarak eğlenceme bakıyorum..neden mi? ekonomi üzerine muhteşem "yapısal reformları" bundan ibaret.. gördükçe keyf alıyorum.. giderlerse ekonomi ile gidecekler.. illümünatiden bahsediyorum elbette.
ganjaman ganjaman
ekonomi muhteşem deyince ehonomi çoh eyi olmuyor nasıl olsa. o yüzden siz de ehonomi müthiş, avrupa bizi kıskanıyor deyin. er ya da geç tamamen zortlayacak zaten. o zaman geldiğinde kaçacak delik arayacaklar.
dumrul dumrul
faşizmin olağan seyrinde böylesi bir adım kaçınılmazdır. yasal dayanağı olmasa da zaten fiiliyatta böyle bir suç tipi var.

twitter'da ekonomi hakkında olumsuz yorum yaptı diye "spekülasyon yapıyor" denerek gözaltına alınan insanlar yok mu bu ülkede?

bunun sonrası da "ekonomi çoğ iyi" demiyor olmanın suç sayılmasıdır. "ahaha olur mu lan öyle şey" diyebilirsiniz. pekii bir mevzuya "milli çıkar" etiketi yapıştırdığınız zaman tayyip erdoğan ağzıyla konuşmamak da sosyal medyada linç sebebi olmuyor mu türkiye'de? bir yığın konuda şüphe bildirmek, diktatörün ağzıyla konuşmuyor olmak, hatta yeterince şakşaklamamak neredeyse vatan hainliği ve teröristlik olarak görülmüyor mu?
elcordobez elcordobez
ben cumhurbaşkanı olsam geçim sıkıntısından dolayı sesiz sedasız intihar eden ailenin cenazesini çokemelli bakana yıkatırdım ceza olsun diye. belki aklı başına gelirdi o zaman. sırıta sırıta herkese ekonominin fitilini bu haliyle dinamitleyen cari açığın düşmesini iyi bir hal olarak yedirmeye kalkışmazdı o zaman belki.
insanların cebinde para olmadığı için ithalat yapamıyoruz artık. ve ihracatımız da durduğu için, ihraç ederken ürettiğimiz ürünlerin yüzde 27'i de ithal diye için kapandı cari açık. bunlar çalan çanlardır. ve aklı başında her ekonomist 15 yıldır büyüme masalları anlatılırken bu günler için uyarıyordu. halkımızın yüzde 50'si de ağzını yaya yaya gülüyordu bize.

tanım: bir sonraki adımın geçim sıkıntısından intihar etmenin yasaklanacağı haldir.
acarabi acarabi
ekonomi çok kötü değil yahu.
çok ileri demokrasimizde allahı var ekonomimiz de çok ileri seviyelerde hatta, o kadar ileri seviyelerde ki tepe noktasından baş aşağı gidiyor gibi...
orlov orlov
suç, bazı ülkelerde adalet tarafından belirlenir. yani normlar, adalet ilkelerine göre ortaya konur. adaletin bir kurum olarak olmadığı monarşi dönemlerinde ise en azından bilge krallar olurdu ya da bir devlet geleneği ki devletin bütünlüğünü tehlikeye atan davranışlar suç olarak sayılırdı. ha adalet denebilir mi, çağdaş anlayışlara göre denemez ama halkının mutluluğunu ve refahını sağlamış güçlü yöneticiler vardı.

bizim ülkemizde ise adalet yok. yani suç, adil olanın icrasına yönelik belirlenmiyor. bir grubun/sınıfın çıkarı doğrultusunda iktidar tarafından belirleniyor. iktidar tarafından da şöyle belirleniyor: toplumun güvenliğini, refahını, mutluluğunu tehdit eden durumlar değil, kendi grup çıkarımızı doğrudan ya da dolaylı tehlikeye atacak herhangi bir davranış suç addedilir. hooop gözaltı, hooop soruşturma aç, hooop savcı iddianamesinde sahte deliller, gizli tanıklar, anayasada suç olmayan ama suç olarak isnat edilen eylemler, hooop kayyım ata, hakaret davası, terörist, bölücü, sempatizan, vatan haini, fetöcü... bu tip suçlamalar artık o kadar algının en düşük seviyesinde meşrulaşmış durumda ki insanlara ne kadar anlatırsan anlat daha ilk anda bu tip şeylerle yaftalanıyorsun. iktidarın dili artık toplumun genel algısını oluşturmuş durumda. iktidarın mükemmel bir şekilde senelerdir icra ettiği bir şey var. gerçekten hayranım. gündemi her türlü kendisi belirliyor. evet, her türlü kuruma, propaganda aracına sahipler ancak bunu da ustaca yapıyorlar. 2009 yılında kürtlere yönelik toplumda bir hoşgörü havası yaratıldı, insanlar hangi partiden, gruptan olursa olsun sokakta siyaset yapabilmeye, toplumsal muhalefet görünür olmaya başladı. bu iktidar partisinin izlediği (kendi çıkarı doğrultusunda) politika sayesinde oldu. sonra işlerine gelmeyince bir anda tutuklamalar, eylemlere şiddetli mücadele, kapatmalar... bir anda iktidarın işine gelmeyen her şey illegal oldu. koalisyon oldu, iç savaş çıktı, erken seçime gidildi, iktidar oldu. bir anda akademisyenler terörist oldu. daha önce ise aynı görüşler iktidar tarafından kendi çıkarları doğrultusunda savunulmuştu.

normalde t.c. değil de alman vatandaşı olduğunu düşün mesela. yani kafası çalışmayan bile bunu istiyor içten içe ya, sorsan berlin'de sokaktan geçen birine, o sen olsan yani diyeceksin ki: "ormanların yok edilmesi, ihalelelerin yandaşlara verilmesi, siyanürle maden arama, nükleer santral, gereksiz projeler, bunlar kötü şeyler. bunlar o topraklarda yaşayan insanların faydasına değil." ilkokulda en azından doğa konusunda bizlere öğretilenleri hatırlasak bile böyle diyeceğiz. ama ne oldu? madene karşı çıkmak ülkenin kalkınmasını engellemek, ormanların yok edilmesine karşı çıkmak bozgunculuk, işçinin hakkını araması bile provokatörlük oldu, teröristlik oldu.

ekonomik krizin had safhada olduğu bir zamanda suriye'de savaşa girildi, başka bir ülkenin topraklarında 30 kilometre işgal vatanperverlik oldu. aynı durumda kendi ülkeleri olsa ilk karşı çıkacak olanlar "milli güvenlik" demeye başladı, terörizmle savaş denmeye başlandı. 2009'da bir nebze normalleşen algı yine hamasetle faşizme kaydı. ekonomi iktidarın yumuşak karnıdır. krizin tırmandığı zamanlarda oy oranları düşüyor. çünkü iktidar seçmeni partisine ideolojik olarak bağlı değil, cebindeki para ile bağlı. böyle de ideolojisiz bir güruh bu. ideoloji kurabilecek kadar tutarlı bir çizgileri de olmadığı için sürekli bu iniş çıkış yaşanıyor iktidar cephesinde. zira iktidarın izleyeceği politikalar anket sonuçlarına göre belirleniyor. toplumun faydasına hizmet edecek ilkelere göre değil. işte o yumuşak karnın aldığı her darbede düşen oy oranlarını hamaset ile telafi ediyorlar. her seferinde bu toplum bunu yiyor. bu muhalefet de bu oyuna bile istiye düşüyor zira iktidarın kurduğu oyunda eğer kendi doğrularını söylerlerse oy kaybedeceklerini biliyorlar ve onurları pahasına seçmenlerinin bir kısmından vazgeçmiyorlar. işte uğruna muhalefetin siyasetini şekillendirdiği seçmenin ne kadar vasıfsız, bir o partide bir bu partide olduğunu siz düşünün.

işte ekonomiyi eleştirmek, ekonominin dümeninde olan iktidarı eleştirmektir. siz bunun farkında olmasanız bile "ya ben iktidarı eleştirmiyorum ki, ekonomi kötü, onu söylüyorum" deseniz de iktidarı gösteriyorsunuz. iktidar seçmeni masum amca da olsan öyle zira bu işin sorumlusu onlar. ve sorumlunun onlar olduğunun görünmesi demek o cebiyle kendilerine bağlı seçmeni kaybetmek demek. ve buna yol açabilecek, kendi çıkarlarını zedeleyen her durumu da ellerindeki silahlarla karşılıyorlar: adalet(!) sistemi. suçlu göster, ispatlamasan da olur. sadece o algıyı yarat yeter. ekonomik kriz nedeniyle dağılan tabanını konsolide etmek için suriye'de savaşa girildi, muhalefet bloğu sarsıldı. yani yine istediklerini yaptılar ve başarılı oldular. biz bu senaryoyu senelerdir görüyoruz. hep aynı şey, hep aynı. ve bu milliyetçi refleksler bunu her seferinde yiyor. her seferinde istisnasız yiyor. milliyetçilik böyle çalışmaz. bu milliyetçiliğe eşlik eden bir aptallık var artık.

yarın bir gün eğer fatih'te intihar eden dört kardeş olayına istinaden bir tepki oluşsa. sağda solda eleştiriler çıksa. diyelim ki otopsi raporu çıktı ve hepsi ekonomik durum nedeniyle intihar etmiş. yani korktuğumuz ama içten içe bildiğimiz gerçek doğru çıksa, biliyoruz ki medeni bir ülke, yahu medeniyi geçtim, içinde görevini kamu görevi olarak, bunun bilincinde ifa eden bir tane personelin olduğu bir yapılanma, biraz sorumluluğu, haysiyet varsa der ki: "böyle elim bir olay yaşanmıştır, ülkemizin içinde olduğu durumun farkındayız ve bununla ilgili çalışmalarımız sürüyor, böyle bir durumun bir daha meydana gelmemesi için elimizden geleni yapacağız. vatandaşlarımızın güvenliği ve refahı bizim devlet olarak burada olma sebebimizdir." bak özür bile dilemeden, istifa etmeden en azından bunu desin. denmeli çünkü. ama biz biliyoruz ki o an bir haysiyeti içine kaçmış tip çıkacak ve diyecek ki "istihbarattan elde ettiğimiz bilgilere göre kardeşlerin terör örgütüyle bağlantısı varmış, sempatizanmış, yasadışı eylemlere katılmışlar, facebook paylaşımı bilmem ne, fetöcü'lermiş..." ya da "antidepresan kullanarak intihar etmişler. yani zaten psikolojik sorunları varmış. bunu ülkemize zarar vermek için kullanıyorlar." ondan sonra ekonomi yüzünden intihar eden insanların hesabını soran, aslında içinde bulundukları kötü ekonomik koşulların sorumlularından bir hesap isteyen insanlara dönecek ve diyecek ki iktidar: "bu durumdan faydalanmaya çalışan, sosyal medyada faaliyet gösteren bazı provokatörler var. bunlar ülkemizin birlik ve beraberliğine zarar vermek istiyorlar. zaten bir çoğu terör örgütü sempatizanı." bir anda basit, açık, doğru ve haklı bir eleştiri toplum nezlinde suç olur. işte bu, iktidarın her seferinde yediğimiz stratejisidir.

ulan her seferinde nasıl yenir ya...

1 /