el amor en los tiempos del colera

1 /
the weakest link the weakest link
gabriel garcia marquez'in tam bir başyapıt olan, "aşka inanmayan okusun da görsün kardeşim" dedirten, kanımca birçok kişinin daha çok beğendiği yüzyıllık yalnızlık'tan daha iyi roman. alın okuyun, alamayana ben göndericem... yeter ki vatandaş okusun, ağlasın...
mrsderdowski mrsderdowski
marquez'in en iyi eserlerinden biri. oldukça romantik ve de yaşam dolu ama yüzyıllık yalnızlığın özgünlüğü, sürükleyiciliği yok. keyifle okunan bir kitap; ama öyle aşka inanmayanı aşka inandıracak bir yapıt değil bana göre.
nyksss nyksss
"büyük usta" dan bir destan .

"florentino ariza, uzun mu uzun yaşamları boyunca onca karşılaşmaları sırasında, fermina daza'yı yalnız görme, onunla yalnız konuşma olanağı bulamadı hiç; tam elli bir yıl dokuz ay dört gün sonra dulluğunun ilk gecesinde, sonsuz bağlılık ve bitmeyen aşk andını yineleyinceye dek."
casillasmania casillasmania
aşk üzerine yazılan en muhteşem romanlardan birisi olduğu konusunda birşey söyleyemem ama evlilik hakkında yapılan tespitler açısından en harika eser olduğunu söyleyebilirim:

''... ancak tanrı'nın sonsuz lütfuyla varolabilen saçma bir icattı evlilik.birbirini yeni tanıyan, aralarında hiçbir akrabalık olmayan, yapıları başka, kültürleri başka, hatta cinsleri bile başka iki insanın birdenbire kendilerini birlikte yaşamaya, aynı yatakta yatmaya, belki de her biri başka başka yönlere gitmek üzere çizilmiş iki yazgıyı bölüşmeye mahkum bulmaları her türlü bilimsel düşünceye aykırıydı.
evliliğin sorunu şu, her gece seviştikten sonra sona erer, her sabah kahvaltıdan önce yeniden kurulması gerekir...''

der büyük usta gabriel garcia marquez, doktor juvenal urbino'nun ağzından.
endoplazmik retikulum endoplazmik retikulum
mike newell in yönettiği 2007 yapımı film. ülkemizde 7 mart 2008 itibariyle vizyona girmiştir. film, gabriel garcia marquez'in 1985 yılında yayınlanmış romanından uyarlanmıştır. filme büyük büyük umutlarla gitmiş biri olarak hayal kırıklığı yaşadığımı belirtmeliyim. tamam florentino ariza rolündeki javier bardem ' in, güzel, yürek okşayan sözleri vardı ama yok, değmez bence gitmeye... ama filmin antonio pintove shakira 'ya ait olan müziklerini ne yapıp edin temin edin ve dinleyin derim. hatta bulan arkadaş benimle de paylaşırsa çok sevinirim.
(bkz: sözlüğü çıkar amaçlı kullanmak)
allahına kadar ateistim bacım allahına kadar ateistim bacım
marquez in kaleminden dökülendir..
kitabın tadını tutmaya çalışıyorum dimağımda ..ama "dur şimdi", "ha şimdi", "de şimdi" diye diye izledim filmi..

645--
"kolera günlerinde aşk".. okuması daha hoştu..sayfaları çevirirken ki hazı gözlerimi kırparken hissedemedim..
hürrem hürrem
..."fermina daza mutfakta akşam yemeği için çorbanın tadına bakıyordu.digna pardo'nun korkunç çığlığını, ardından da komşuların kopardıkları yaygarayı işittiğinde.kaşığı bir yana fırlattı, hintkirazı ağacının yaprakları arasında neler olduğunu daha öğrenmeden, çılgın gibi bağırarak, yaşının baş edilmez ağırlığıyla becerebildiğince koşmaya çalıştı; kocasını, çamurların içine sırtüstü uzanmış, canı çekilmiş, ama o yetişebilsin diye ölümün son darbesine son bir dakika daha direndiğini görünce yüreği parça parça oldu.doktor urbino, kargaşanın ortasında, onsuz ölmeninn umarsız acısının gözyaşları arasında onu tanıdı; yarım yüzyıllık ortak yaşamlarında fermina daza'nın hiç görmediği kadar ışıklı, hüzünlü, minnet dolu gözlerle sonsuza kadar sürecek bir bakışla baktı ona; son soluğunu verirken, "seni ne kadar sevdiğimi bir tanrı bilir," diyebildi."
hürrem hürrem
ayak seslerinin bomboş sokakta uzaklaştığını işitince kapıyı usulca kapattı, sürgüyü ve zinciri vurdu, yazgısıyla baş başa kaldı. o ana değin, daha on sekizindeyken kendisinin yol açtığı, ölümüne dek de yakasını bırakmayacak olan dramın ağırlığının ve büyüklüğünün tam olarak bilincine varmamıştı. felaketin olduğu öğle sonunda beri ilk kez ağladı, bir başına kimse görmeden; tek ağlama biçimiydi bu onun.kocasının ölümü, yalnızlığı, öfkesi için ağladı, boş yatak odasına girince de kendine ağladı; çünkü erdenliğini yitirdiği andan beri o yatakta yalnız başına çok seyrek yatmıştı. kocasına ait her şey hıçkırıklara boğuyordu onu; ponponlu terlikleri, yastığın altındaki pijaması, yarımay biçimindeki tuvalet masasının onsuz boşluğu, onun, tenine sinen kokusu.belli belirsiz bir düşünce ürpertti onu: 'insanın sevdikleri tüm eşyalarıyla birlikte ölmeli.'yatmak için kimseden yardım istemedi, uyumadan önce hiçbir şey yemek istemedi canı. acının ağırlığı altında ezilmiş, tanrı'dan hemen o gece uykusunda ona ölümü göndermesini diledi; bu umutla, çorapsız ama giyinik, hemen uyuyakaldı.bilincine varmadan, ama uykuda yaşamayı sürdürdüğü, yatağın yarısının ona çok fazla geldiğini, her zamanki gibi sol yanda yattığını, ama yatağın öte yanında öteki gövdenin ağırlığının eksikliğini bilerek uyudu. uykusunda, bir daha hiç böyle uyuyamayacağını düşünerek uyudu; horozların ötüşünden çok sonra, onsuz istenmez olan sabah güneşi uyandırıncaya dek. çok uyuduğunun, ama ölmediğinin, uykusunda hıçkırdığının, hıçkırarak uyurken, ölü kocasından çok florentino ariza'yı düşündüğünün ancak o zaman bilincine vardı.
1 /