elbet bir gün buluşacağız

2 /
madame thibaud madame thibaud
bir zeki müren klasiği.
ne acayip, nostalji denilince akla eski aşklar geliyor artık, ömür boyu sevdiğin kişiyi beklemek geliyor.
günümüzde öyle mi? her şey o, aşk, sevgili o kadar basit ki.
yine de var böyle insanlar.
yine de inananlar var, orada, bir yerlerde bir büyük rakısını açmış, zeki'yi dinleyen insanlar var. iyi ki varlar.

zaten bizim güzel ülkemizin güzel topraklarında, ilişkideki sevgi ve tutku değil, ayrılıktaki acı ve tutku kutsal kabul edilmemişmidir hep?
kaybettikten sonra anlarız gidenlerin değerini.
elbet bir gün buluşulacağına dair umut, insanı yaşatır. kim bilir belki bir gün? yeniden...
tarçınlı ıhlamur huzuru tarçınlı ıhlamur huzuru
çok çok sevdiğim, uğruna uzun bir zaman aşk acısı çekip kendimi tükettiğim ama hiç buluşamadığım biri vardı, ara sıra müzeyyen senar'ın o muhteşem yorumuyla dinleyip, beni çok derinlere taşıyan ve ağlatan nadir şarkılardandır.
sentetikkari sentetikkari
'çok sevdiklerimiz, yarım bıraktıklarımız' adlı kitabın kabullenilmez gerçekliğini yüze vuran cümledir.

tamamlanmamış yaşanmışlıkların, tamamlanmadığı sürece güzel oluşuna inanmak istemez insan. halbuki arzudur duyguları diri tutan. o hiç gelmeyecek olan günün özlemiyle yanıp tutuşurken farketmeyiz; beklemek besler ateşimizi.

'elbet bir gün buluşacağız
bu böyle yarım kalmayacak'
...
kalacak. ve sadece kaldıkça özel olacak.
kaydenelerdiyari kaydenelerdiyari
gecenin bu saatinde dinlendiğinde insanın ağzına sıçan zeki müren şarkısıdır.. o değil de söylerken gerçekten inanıyor buluşacaklarına..o da değil de bende inanıyorum lan!
antisosyal antisosyal
umut dolu cümle.

yine o anı yaşıyorum;
arkasında ya yemyeşil, çiçekli bir bahar ya da ilikleri titretecek bir kışın olduğu o anı.
mutsuzum evet mutsuzum ama umutlarım beni yalnız bırakmadı hala.
sımsıkı sarılacağım umutlarıma sonu karanlık bir kuyunun dibi olsa da bırakmayacağım asla umutlarımın ellerini.
ya pes etmiş olacağım sana tekrar döndüğümde ya da daha dik bir başla ama birgün mutlaka buluşacağız seninle mutluluk.
hunharca vuvuzela çalan insan hunharca vuvuzela çalan insan
"sevgilim... ne zaman kavuşacağız..."

unutur gibi yaptığımız her şey... yıllar öncesinden kalan, soluk renkli nice fotoğraf.
mesela benim üzerimde cüppe, kep. yanımda annemler var, okul bahçesinin kenarı uçuk pembe ortancalarla dolu.
fotoğrafın en solunda çıkmış esmer, bana bakıyor.

o günlerde konuşmuyor kimse esmerle beni, esmerin arkadaşı bana aşık çünkü. güzel çocuklarız.
konuşmak ayıp geliyor herkese, susuyoruz. mezuniyet günü esmer bir kuytu köşede bileğime dokunuyor ilk kez, kep büyük gelmiş diyor. bir tek o gün alnımdan öpüyor, daha fazla bir yakınlaşma olmuyor.

hayatımın en temiz sayfası olarak kalıyor esmer fotoğrafta.

üç gün sonra mezuniyet yemeği yapılıyor. esmer de yalnız gidiyor yemeğe, ben de. yıllarca yalnız olmuşuz. ben kimseyle dans etmiyorum, ah bu şarkıların gözü kör olsun çalıyor bir ara, yakın dostların elleri birbirlerinin omzuna değiyor.

esmerle yüzlerimiz birbirine dönük, farklı masalardayız. ben su yeşili bir elbise giymişim, kapıda beni ilk gördüğünde kayboluyor yarım saatliğine. sonra geldiğinde anlıyorum, su yeşili bir kravat almış esmer, onu takmış.
hayatımın en güzel, en masum jesti olarak kalıyor fotoğraflarda.

ah bu şarkıların gözü kör olsun...
şarkının sonlarına doğru kalkıyor esmer sandalyesinden, sandalyeler beyaz giydirilmiş. kurdeleler sarkıyor sırtlarından.
orkestranın yanına gidiyor, geri dönüyor yerine. ve orkestra ara vermeden çalmaya başlıyor, elbet bir gün buluşacağız.

esmer ayakta, rakı kadehini bana doğru kaldırıyor, kaldırıyorum kadehimi.
birer yudum alıp, piste gidiyoruz. ikimiz varız sadece pistte, dünyada hatta.
elini uzatamıyor bana, elimi uzatıyorum. dans ediyoruz.

sevgilim... ne zaman kavuşacağız...

yıllar geçiyor. esmer ve ben kavuşmuyoruz, kavuşmak istemiyoruz aslında. birbirimizi unutmuyoruz ama hep hatırlamıyoruz da. bu yüzden kavuşmak ihtimal dışı oluyor. biz fotoğraflarda, o en genç halimizle kavuşuyoruz.

yıllar geçiyor.
o kadar kirleniyoruz ki, su yeşili elbiseyi bir daha giymek istemiyorum, ona da bulaştırmayayım diye.
yıllar geçiyor.
yürüdüğümüz yollar, çıkmaz sokaklara varıyor. rakı kadehimi en son yine aynı yerde kaldırıyorum, yıllarımın geçtiği memlekette.
esmer yok bu kez, deniz aynı deniz akçakoca'da.

bir daha sormuyorum,
sevgilim... ne zaman kavuşacağız...
diye.
2 /