emirgan

petre petre
çay bahçeleri ile ünlü sarıyer semtidir. sahile karşı oturup kahvaltınızı edersiniz bir güzel fakat çay bahçelerindeki kahvaltı menüleri biraz pahalıdır. en iyisi mekandaki pastaneden simit poğaça neyin almak ve banklarda denize karşı onları yemektir.
rosencroix rosencroix
sultan 4. murat'ın çıktığı revan seferinden sonra kenti ve bölgeyi zaptetmesinden sonra kendisine bağlılığını bildiren bölgedeki güçlü, sevilen ve sayılan bir kişilik olan emir gune bey'i çok sever, sohbetinden ve bilgisinden keyif alır ve kendisiyle beraber payitahta gelmesini teklif eder.
istanbula dönüşte emir gune bey'e vezirlikle beraber bugünkü emirgan semtinin bulunduğu yerde arazi ve yurtluk verilir. kısa zamanda yeni vatanında da sevilen bir kişilik olan emir gune bey ölümünden sonra bile yad edilir olur ve bölgeye emir gune adı verilir. yıllar içinde bu söyleyiş şekli emirgan'a dönüşür.
7tepe 7tepe
her fırsatta insanların gitmek için çabaladığı lale cenneti, sarı köşk'ün favorim olmasının sebebi kapsadığı manzaranın yaratıcılığı ve güzelliği olsa gerek, farklı bütün zamanlarda farklı farklı etkilerini içimde hissettiğim ve her seferinde 4 ay gençleşmiş hissiyatına kapıldığım gelişmiş belgrad. boğaz manzaralı olması ve geçmişinin gelişmiş insanların anısının olması daha farklı yapıyor emirganı. (bkz: sarı köşk)
cd temizleme bezi cd temizleme bezi
hepiniz emirgan’a koşacaksınız
eylülde veya ekimde
kurulup semaverlerin karşısına
çay üstüne çay demleyeceksiniz

iş miş unutulacak geride
kendi eviniz gibi yayılacaksınız
akşamlara dek çınar altında
mısır da mısır yiyeceksiniz

yok hiç yolu yok baylar
topunuz gülecek bayılacaksınız
oturacak kalkacak
nargile fokurdatacaksınız

salah birsel
dionysos dionysos
istanbul'da yaşanabilecek en güzel yerlerden biridir; oldukça sakindir. yokuştan yuvarlansanız denize düşersiniz. güzel şeyler vardır buraya dair ve hep olacaktır.
ölüm yalan dön gel çocuk ölüm yalan dön gel çocuk
bir emirgan sevenler derneği var ki, üç (sayıyla 3) m2 falan, önünden her geçişimde beni benden alıyor. derneği nüfusa göre yapıyorlarsa demek ki...

ayrıca güzel yer ama bildiğin zengin emekli mekanı. range rover'dan önünü göremiyor insan. bakkal yok, bir şey yok. bakkal önemli çünkü.

bi sütiş var mekan olarak, arkasındaki kahveler bile daha cazip benim için.
delipedro delipedro
işte benim ilk ve orta okulu okuduğum semtim.
eskiden bir koruluğa sahipti. şimdi bu koruluk ibb eliyle park haline getirildi. özellikle nisan başlarında bütün istanbul ve civar yerleşimler topluca bu parka göç ediyor. lalelerin arasına dalıp bir taraftan o laleleri ezerken diğer taraftan objektife, özür, cep telefonlarının kamerasına sıtıran bıyıklılar mı ararsın, koca koca götleriyle çocukların salıncaklarında kendi çocuklarının bile ağlamasını umursamadan sallanan teyzeler mi ararsın, ilk yarım saatte on santimetre gidemeyeceğini bile bile, göre göre kornasına asılan sürücüler mi ararsın hepsi buralara üşüşüyorlar.
doğal çimenlerimizi ilaçlı çim halılarla değiştirdiler. yeri göğü pinkik masalarıyla doldurdular. bugünlerde asfalt arasında kalan yeşilliklerin içerisine parke yollar döşeyerek konaklanacak platform sayısını da artırıyorlar. yeşillikleri önce ikiye daha sonra her birini tekrar ikiye bölüyorlar yani.
kolu dirseğine kadar bilezikli ablalar kalabalıktan şikayet ediyorlar. abla o kalabalığın bileşenlerinden birisi de sensin bunu neden anlamıyorsun?
gelmeyin demiyorum tabii ki gelin ama herkes gibi gelmeyin, herkesin geldiği zaman gelmeyin. siz emirgan'ın güzelliğini görün emirgan da sizin güzelliğinizi görsün.
sahiline eskiden arabalar çekilir araç içine servisler yapılırdı. şimdi bu kısımlar sütiş için denize kazık çakma yöntemiyle sütişe otopark ve ispark haline getirildi.
ayrıca vale terörü yaşanıyor. aracınızı valesiz park edemezsiniz. bir çok valenin müşterilere ait olan son derece lüks arabalarla daracık yollarda driftler yaptığına, el frenini çekerek park yaptığına, birbirleriye kapıştıklarına da defalarca şahit olduk. arabasını seven valeye vermesin.
küçük bir parkı daha var. çocukluğumun üzerinde geçtiği manolya ağacımı da kesmişler. ibneler. o ağacı neden kestiniz?
tokmak burnu'nda, hacı ömer'de, karagöz'de, mehtap'da denize girerdik. buraları kazıklı yol yaptılar. bırak denize girmeyi, denize düşen boku yedi demektir. deniz tarafında bir korkuluk yok. buralardan denize yanlışlıkla bile düşen birisi için tutunabilecek hiç bir şey yok. üstüne üstlük o betonlar içbükey olarak dizayn edildiler. düşersen geber der gibi.
en çok da 40a numaralı otobüsümüz vardı. onu özledim. emirgan - taksim. körüklü olurdu bu otobüs. ben 07:10 olanını kullanırdım. her koltukta kim otururdu bilinirdi. salih amca ön kapının yanındaki tekli koltukta, güzel bir kız vardı, o, ikinci inme kapısının hizasında otururdu. kimse bu şekilde sahiplenilmiş koltuklara oturmazdı bile. hatta o gün olmayan birisi varsa kolayca anlaşılırdı da.
şimdi bana kaybolan emirgan'ımı verseler diyesim var.
delipedro delipedro
camiinin giriş kapısının hemen yanında mermerden yapılmış bir platform ve bu platformun her iki başında da bir sokak köpeği büyüklüğünde aslan heykelleri vardı. çay bahçelerine bakan taraftaydı. arnavut kaldırımlı zeminlere konulmuş masalarda çaylarımızı yudumlarken o aslanlara bakar ulan derdim, adama bak (heykeltıraş) bir çekiç ve bir çiviyle ve sabırla bir heykel yapmış üstelik aynısından iki tane yapmış, bu nasıl bir sabrın ürünüdür diye düşünürdüm. geçtiğimiz yıllarda restorasyon ayağına kaldırdılar o aslanları. şimdilerde kim bilir kimin bahçesini süslüyordur.

yoldan sahil yönüne geçip sağ tarafa yüz metre ilerleyince büyük iskelenin yanında ve kayıklar için yapılmış olan karagöz iskelesi, sol tarafa yüz metre ilerleyince hacı ömer dediğimiz ve ismini arkasında bulunan sabancıların yalısından alan denize giriş çıkış merdivenleri bulunurdu. üç tane peş peşe. kırık yer, ikinci merdiven ve hacı ömer. hacı ömerde yüzmek, denize girmek bizler için özel olurdu. orası hem daha derin hem de denizden karaya çıkması çok daha eğlenceli olan merdivendi. o merdivenin müdavimleri daha çok sohbet ehli yetişkinler ve izmarit balığı tutan büyüklerimizdi. o zamanlar kamış mamış yok. misinalar yerlere açılır, rüzgarın etkisiyle misinalar çıtır olmasın diye üzerine deniz suyu dökülürdü. orada bulunmak, onların arasında olmak, onların yanında yüzmek, onlardan birisiymişim hazzı verirdi.

izmarit balığı tutan birisi delikanlı şuradan iki midye çıkar bakalım desin diye etraflarında dolaşırdık. o midyelerin limon kasası parçalarının üzerine konup güneşte on onbeş dakika kurutulup iğneye takılmaya hazır hale gelmesini beklemek bile keyif vericiydi. uzun köstek ve üç sinek iğneli oltaları ellerinde nasıl tuttuklarına bakar, tüm balıkların en kurnazı olan izmariti nasıl tuttuklarını incelerdim.

şimdilerde o sahili kazıklı yol yaptılar. ne denize girme olanağı kaldı ne de balık tutma. kamışını kapan oraya üşüşüyor. geçtiğimiz günlerde hem bir kaç balık tutayım hem de biraz hava alayım diye oraya indim. balıkçı sandalyem, tripotum, kovam, takımlarım ve oltamla düzeneğimi kurarak yerleştim, bir iki attım çektim.

ananı.

hakikaten ananı.

bir adam geldi. tam da benim bulunduğum noktaya geldi, malzemelerini açtı. ulan üç metre ileri açsana, yok, burnumun dibine geldi. bana az ileri git dedi. hayırdır anlamındaki göz kırpmamı yaptım. burası benim yerim dedi. yaşça benden büyük de gösteriyor. ibne az öte git diyor. doğma büyüme buralıyım, kendisi kimbilir nereden geliyor ve bana az öte git diyor. aynı göz kırpmasıyla beraber bu sefer hayırdı arkadaş dedim. ahhhaaa... burası benim uğurlu yerim dedi. lan siktir git manyak mısın, iş misin tövbe tövbe dedim. git başka yere diyince, abi ne kızıyorsun demez mi.

gelmeyin lan emirgan'a. çay içmeye de gelmeyin.