engereğin gözündeki kamaşma

1 /
pedesa pedesa
1997 yılında, zülfü livaneli 'ye balkan edebiyat ödülünü getiren roman. biraz masalsı ve göndermeler mevcut.
cinsel anlamda tatmin sorunu olan bir padişahın içinde bulunduğu arayışı konu alıyor. bunun yanında osmanlı döneminde öldürülen şehzadeler ve bir takım olaylara da değiniyor.
tarihi bir roman gibi dursa da karakter psikolojisi adına önemli şeyler çıkarmış ortaya.
zülfü livaneli benim için aydın falan değil ama bu roman şimdiye kadar yaptığı en iyi şey sanırım.
gündüz ayrı ayrı gece de birlikte yüksek sesle gündüz ayrı ayrı gece de birlikte yüksek sesle
livaneli'nin kendi tabiriyle; karanlık ve aydınlık arasında, tarihsel olmayan ancak, tarihi dekor olarak kullanan bir roman. ayrıca romanda hiç bir ad ve tarih belirtilmemiştir.
ulu iktidar ağacına yaslanmış, bazen de gölgesinde dolaşan, hadım edilmiş bir zenci. tahtan indirilen bir padişah. osmanlı tarihindeki şiddet. bu üçgende dolaşan, anlatımında osmanlı tarihçilerinin dil ve üslubu sinmiş bir roman.
josephine k josephine k
"yahudi ve hristiyan milletinin 'eski ahit' ve 'yeni ahit' adını verdikleri kutsal kitaplar bu işle ilgilidir. çünkü çocukluğumda venedikli hocanın ter döktürerek öğretmiş olduğu latince lügatında 'ahit' kelimesi 'testamentum' olarak yer alır. 'eski ahit'e 'vetus testamentum', 'yeni ahite'e ise 'novum testamentum' derler.

testamentum kelimesi kadim bir geleneğe dayanarak erkek husyesinin adı olan 'testis' kelimesinden türemiştir.

... kadim çağlarda kudüs yöresinde yaşayan erkekler savaşa gidecekleri zaman bir daire olurlar ve birbirlerinin husyelerini tutarak yemin ederlermiş. insan bedeninin en duyarlı organı üzerine edilen yeminherhalde aklıdan çıkmayacağı için, bu gelenekten 'testament', yani 'testis üzerine edilen yemin' kelimesi türemiş."

beni osmanlı üzerine daha çok ve daha ciddi kitaplar okumaya teşvik edeceğine inandığım roman.
josephine k josephine k
tasvir edilen, oğlunu zindana attıran ve hatta yeni sünnet olmuş torununun da kan kaybından öldürülmesini tertip eden valide sultan'ın mahpeyker kösem sultan olduğu kitap...

kitapta da konu edilen kadınlardan nefret eden ve annesinin -kösem sultan- teşviğiyle koynuna genç parlak delikanlılar sokulan ve ağabeyinin (genç osman) ölümüne şahit olduğu için oldukça sert ve cevval bir mizaca sahip olan ünlü oğlancı padişah iv. murat'tır. ve hatta çok küçük yaşlardan itibaren saray içi entrikalara tanıklık eden ve 3 ağabeyinin boğularak ölümüne şahit olan ve psikolojik problemleri nedeniyle haksız yere 'deli' damgası yiyen ve annesinin -kösem sultan- tahta bir çıkarıp bir indirdiği padişah da ibrahim nam-ı diğer deli ibrahim'dir.

çok detaylı ve doğru bilgiler aktarmasa da dönem filmi;

(bkz: mahpeyker)
okaliptüs yaprağında uğur böceği bulan kız okaliptüs yaprağında uğur böceği bulan kız
'' padişahım,''diyordum,''kutlu efendim,alemlerin kutbu sultanım,rumi hazretleri diyor ki: yaratıklar üç kısma ayrılır: sırf aklı olan ve şehvetten arınmış melekler,sade şehvet olan hayvanlar ve hem akıl hem şehvetten oluşmuş insanoğlu...insanın yarısı akıl yarısı şehvet,yarısı melek yarısı hayvandır. yarısı yılan yarısı da balıktır.balık olan kısmı onu suya doğru çeker,yılan olan yanı ise toprağa doğru sürükler.
padişahım,insanlardan bazıları sırf akılla uğraşıp melekleşmiştir,safi nur olmuştur. bunlar peygamberler ve velilerdir. ümit ve korkudan kurtulmuşlardır. bazıları ise kendilerini şehvetle kaptırmış ve hayvanlaşmışlardır. peygamberler de huzurludur,hayvanlar da... onların canını hiçbir şey sıkamaz.
ama padişahım,keşmekeş içinde kalanlara ne demeli? bunlarda hem akıl vardır hem şehvet. bu yüzden de sürekli üzüntü,kuşku,keder,vesvese içinde yaşarlar ve hiçbir şeyden hoşnut kalmazlar.
gece ve gündüz birbirinin yardımcısıdır hünkarım,onlar birbirine zıt değildir. göster bakalım dünyada hangi şey iyidir ki onda kötülük bulunmasın? mesela biri bir kimseyi öldürmek istediği zaman daha başka birtakım kötü işlerle meşgul olursa,dökmek istediği kan dökülmez.bu işler ne kadar kötü iseler de ölümü önlediği için iyi sayılırlar.kötülük ve iyilik bir tek şeydir,parçalanamaz. iyilik,kötülükten ayrı değildir.''
hunharca vuvuzela çalan insan hunharca vuvuzela çalan insan
livaneli'nin en doyurucu, en hızlı akan kitaplarından biri.
rahatsız edebilecek öğeleri bile masal gibi anlatmasından dolayı, kitap ayracına çok az ihtiyaç duyuluyor okunurken. "bir sayfa daha okuyayım, sonra bakarım işime" dedirten kitaplardan.
okaliptüs yaprağında uğur böceği bulan kız okaliptüs yaprağında uğur böceği bulan kız
hırıldayan sesiyle,''ben kimim ağa?'',diye sordu bana. ''kafes arkasında idam bekleyen şehzade iken de aynı insandım,padişah iken de. şimdi de aynı kulum. kolum,bacağım,yüzüm,ellerim,ayaklarım,gözlerim aynı. niye beni bir tahta çıkarıp öldürüyorlar? demek ki kader benim elimde değil.''
kendimi tutamadım ve, ''bütün bunlar mizaç değişikliğinden oluyor sultanım,'' dedim. ''dışınız aynı kalsa bile aynı insan olmuyorsunuz.''
''ama taptıkları ben gene aynı ben.hapsettikleri ben de aynı.mizaç dediğin ne mene bir şeydir ki insanı böyle değiştiriyor?''
o zaman ona harut'la marut'un hikayesini anlattım.
''sultanım'',dedim. ''babil de azgınlaşmış insanoğlunun işlediği günahlardan yaka silken melekler allah'ın huzuruna çıkıp insanları şikayet etmişler,yüce tanrı'nın onları cezalandırmasını istemişler.allah,insanlara verilmiş olan hırs ve nefse dayalı tabiatın meleklerde olmadığını,olsaydı onların da günah işleyeceğini söyleyince itiraz etmiş ve 'haşa allahım!' demişler,'biz olsak günah işlemezdik.'
allah onlara yanıldıklarını,hırs ve nefsin çok kuvvetli olduğunu ve yeryüzünde insanları baştan çıkaracak türlü güzelliklerin bulunduğunu anlatmaya çalışmış,ama ne kadar anlattıysa da saf melekleri bu işe inandıramamış.
bunun üzerine iradesine en güvendikleri iki meleği seçmelerini istemiş ve onlar harut ile marut'u seçmişler ve allah bu iki meleği sınamak üzere babil'e göndermiş.
harut ile marut gündüzleri babil de icrayı hükümet eder,geceleri de ism-i azam duasını okuyarak gökyüzüne çıktığını bilmiyormuş. melekler ilk günler hiç günah işlememişler.birer su damlası kadar temiz ve berrak yaşamışlar,ellerini,gönüllerini ve zihinlerini harama uzatmamışlar.
taa ki zühre gelen kadar...
bir gün zühre adlı,yakıcı güzellikte bir kadın çıkagelmiş ve kocasından boşanmak istediğini söylemiş.gözlerinde yıldızlar uçuşan,parlak siyah saçları dalga dalga beline dökülen ve görenlerde dalından koparılmış sulu bir elma gibi kütür kütür dişleme isteği uyandıran esmer tenli bir güzelmiş zühre.
gözlerinin geçici körlükle kararmasını göze almayan hiç kimse,zühre'nin yüzüne uzun süre bakamazmış.
harut'la marut bir görüşte vurulmuşlar kadına.yüreklerini yakıcı bir sevda kavurur olmuş.ikisi birden kadınla yatmak istemişler.kadına yalvarıp yakarıyorlarmış,ama zühre razı olmamış;önce dileklerini yerine getirmelerini emretmiş.
harut'la marut'un şarap içmelerini ve puta tapmalarını teklif etmiş.kadının aşkından başı dönmüş olan melekler,onun her dediğini kabul etmiş,şarap için putlara tapmaya başlamışlar. kadın gene teslim olmamış ve her gece göğe çıkarken okudukları duayı öğretmelerini buyurmuş. bunu da söylemişler ve zühre ism-i azam duasını okuyarak gökyüzüne çıkınca ulu tanrı onu bir yıldız yapıp gökyüzüne asıvermiş. işte geceleri mülkünüzün üzerinde parlayan zühre yıldızı,melekleri aldatan o güzel kadındır padişahım.
kadın kaybolunca melekler ne günah işlediklerini anlayıp pişman olmuşlar ve idris peygambere başvurup günahlarının bağışlnması için yalvarmışlar. yüce alah dualarını kabul etmiş fakat dünya ve ahiret azaplarından birini tercih etmelerini istemiş. melekler dünya azabını tercih etmişler. yüce allah da onların babil'deki bir kuyuya başaşağı asılıp,kıyamet gününe dek azap çekmelerini buyurmuş.o tarihten beri harut'la marut bir kuyuda ters asılmış olarak kyamet günün bekler dururlarmış.''
lungapausa lungapausa
ihsan oktay anar'ın nispeten ağır ve ağdalı dille yazılmış romanlarına göre hayli akıcı bir üslupla yazılmış, tarihi altyapıyı kullanarak hırsın, iktidarın ve güce yakın olma isteğinin insanoğluna neler yaptırabileceğini gözler önüne seren zülfü livaneli romanı. zaten kendisi de söyleşilerinde, kitabın tarihi içeriğinden çok, bu yönünün üzerinde durmuştur.
basgan basgan
kitabı beğenmekle birlikte zülfü livaneli'nin çoğu yerde ben de bilgiliyim ha, ben de aşırı kültür fışkırtcam az açılın dediği hissediliyor. hoş kitabın zaten bi avuç olduğu düşünülürse içinden bir şey çıkarmak kitabı cin ali ebatlarına getirir.
kendinibulamayankız kendinibulamayankız
güzel kitaptır. gücün insanlar üzerindeki büyüleyici ve hipnotize edici etkisini, osmanlı dönemindeki saray yaşamıyla çok iyi sentezlemiştir zülfü livaneli. osmanlı saray hayatını da mercek altına almış, belgeler ışığında ve tabi ki edebiyatla güzel bir kitap çıkarmış ortaya. kitapta psikoloji üzerine de yorum yapılacak noktalar bulunuyor. bizim milyonlar tarafından izlenen, 'osmanlıcılık' oynadığımız dizilerden çok daha fazla gerçeği yansıtan, 'insanın gözünden' bakan, bu açıdan değerlendirdiğimizde o dönemin aynası niteliğinde bir eserdir. o kanunsuzlukta, tek padişahın ağzına bakan hayatlar, hanedan üyesi olup, bolluk ve zenginlik içinde zevk sürmek, bir anda tek kelimesiyle padişahın hepsine birden, en önemlisi hayata elveda demek, sarayda bir görev icra etmek, daha çok güç, daha çok kamaşma istemek, kelle koltukta hem her an potansiyel celladı, hem yarım kürenin belki en fazla güç sahibi adamına duyulan hayranlık ve bağlılık.. padişahların, hanedanın, saray çalışanlarının, halkın osmanlı ile organik bağlarını iyi sorgulayan, ince bir kitap olmasına rağmen hepsini içinde yoğurmuş bir kitap. velhasıl tavsiye edilir.
ravenhow ravenhow
tarih kitabı değil, her devrin kitabıdır. en azından insan denilen canlı soyunu devam ettirdiği sürece bu kitap da baki kalacaktır.

zülfü livaneli'nin serenad'da arka planda vermek istediği düşünceler bu kitapta gayet ön plandadır.

---spoiler---

"çünkü benim yedi yaşındaki efendimin iktidarı ve yüreklere korku düşüren saltanat alayı, sadece fani bir kulun değil, bakışlarıyla cümle mahlukatı felcedip lal ü ebkem bırakan bir engereğin bile gözünü kamaştıracak kadar muhteşemdi."

---spoiler---


(bkz: kral öldü yaşasın kral)
1 /