ercan kesal

1 /
wondrous wondrous
üç maymun'da büründüğü siyasete girmeye çalışan işadamı rolüyle süper doğal bir iş çıkaran oyuncu. aynı zamanda sosyal çalışmalarıyla bilinen başarılı bir doktor olması beş parmakta on marifet nasıl oluyor gayet iyi özetler cinsten.
stranger stranger
kariyerine doktor diplomasıyla başlayıp hastane işletmeciliğiyle devam eden, bir dönem politikayla meşgul olan, oralar da tutunamayınca sinemaya yönelen ve türk sinema tarihinin en prestijli işlerinden biri olan üç maymun filminin en vasat tarafı olarak nitelenen senaryo kısmına da ciddi katkı yapan ancak bu film deki rolüyle oldukça başarılı olan, bundan sonraki kariyerine roman yazarı olarak devam edeceğini düşündüğüm pratisyen hekim.
los lunes al sol los lunes al sol
yıllardır oyunculuk yapan kişilere nasip olmayacak derece harika ve kısa bir kariyere sahip asıl mesleği doktor olan güzel insan. valla bu gidişle abimizin kariyerinde vasat film dahi olmayacaktır. iki filmde de rolünün hakkını fazlasıyla verdiğini söylemek gerekir.

(bkz: üç maymun )
(bkz: vavien)
robbiefowler robbiefowler
bir zamanlar andolu da filminde canlandırdığı muhtar rolünden sonra buralarda yeteri kadar övülmediğini görünce cidden üzüldüğüm bir insandır. ya itü sözlük tayfası filmi izlemedi, ya da izledi ama sevmedi.

her neyse, diyeceğim o ki, üç maymun'daki kadar uzun soluklu olmasa da, oynadığı bölümde müthiş bir iş çıkaran ve izleyiciyi güldürmeyi başaran ercan kesal'a tek kelimeyle hayran kaldım. gerçi filmde herkes kusursuz oynamış, filmin kendi de başlı başına bir şaheser ama niyeyse en çok kesal'ın oynadığı muhtar kaldı aklımda.

uzun etmeyeyim, mini bir kariyere göre çok büyük bir oyuncu. bir zamanlar anadolu da filmini mutlaka izleyin.
deluge grander deluge grander
nuri bilge ceylan'ın hayatını kaybetmiş mehmet emin toprak isimli güzel insanı saymazsak beraber çalıştığı en değerli insanlardan ercan kesal. öyle ki nbc'nin son işi bir zaman anadolu danın en çarpıcı oyunculuk performanslarından birisine imzasını atmış. performansı yalnızca filmin en başarılılarından değil türk sinema tarihinin en muhteşem performanslarından birisi.

------------spoiler-----------------

sergilediği o menfaatçi riyakar misafirperverlik, diyaloglardaki yerinde jest ve mimikleri... yabancı olmadığım yöre insanının portresini olanca abartıdan uzak ve olanca yalın biçimde tüm eksisi ve artısıyla ortaya dökmesi. gerçekten takdire şayan. özellikle elektrikler kesildiğinde dua etmeye başlaması muhteşemdi.

------------spoiler-----------------
uçamayankaplumbağa uçamayankaplumbağa
bir zamanlar anadoluyu izlerken muhtar sahnesinde takılıp kalmamı sağlayan aktör,film biter bitmez ilk işim kimdir necidir diye aramak oldu adamın çok başarılı bir doktor olduğuna mı şaşırayım,senarist olduğuna mı yoksa oyunculuğundaki muazzam karakter örtüşmesine mi bilemedim.
birde utanmadan cv sinde ilgi alanlarına 'seyahat etmek, uzun yürüyüşler' falan yazmış...
bitte bitte
bir zamanlar anadolu'daki rolü ile 44 üncü siyad ödülleri'nde en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü almış olan oyuncu.
connexin connexin
oyunculuk yeteneğine, jest ve mimiklerine, vurgu ve tonlamalarına hayran kalınası, doğal oyunculuk konusunda aşmış, on parmağında on marifet, saygı duyulası bir abimizdir.

bir gün bir şekilde oscara aday olursa ülkemize bu ödülü getirmesi gayet mümkün görünmektedir.
deli degilim deli degilim
gözlerimi dolduran bir yazı yazmış, ağladım ağlıcam...

"büyüdüm... doktor oldum. mecburi hizmet yılları... 23 yaşında bir çocuğum. 1984 yılının puslu, soğuk bir ankara kasımında, sıhhiye'de sağlık bakanlığı'nın kasvetli geniş salonunda heyecanla torbadan çıkacak köyün ya da kasabanın ismini bekliyordum.

mecburi hizmet için çekilen kurada arkadaşlarımın çoğu doğu ve güneydoğudaki sağlık ocaklarına giderken benim bahtıma da ankara yakınlarındaki bir köyün sağlık ocağı çıkmıştı.

hayatımın en güzel, en coşkulu ve en pırıltılı yılları... ha deyince elmayı dalından, yıldızı yerinden kopardığım, imkansızın farkında olmadığım yıllar...

bir gün, her sabah olduğu gibi 100-150 kişilik bir hasta kalabalığı muayene odamın önünde bekleşiyordu. bir ara, deneyimli hemşirem mesude hanım kapıyı açarak bağırdı. "rapor için bekleyen" onca insanın arasından orta yaşlı sakallı bir adam ve yanındaki 7-8 yaşlarında başı önünde bir çocuk...remzi oğlu bektaş.. kalabalığı yararak odama girdiler. adam çocuğun babasıymış, akrabalarından biri bektaş'a tecavüz etmiş, jandarma adamı yakalamış, bektaş için fiili livata raporu hazırlayacakmışım. anüs muayenesi yapmam gerekiyordu. sağ el bileğinin iç kısmındaki soluk adliye mühürü ile başı önünde sessizce bekleyen o çocuğu hasta muayene masasına çıkartıp, diz dirsek pozisyonunda muayene etmeye çalışırken, çocuğun başını kaldırıp korkuyla yüzüme bakmasıyla içim ezilmiş, ne yapacağımı, nasıl hareket edeceğimi bilememiştim.onun başına gelenle benim muayene usulüm birbirine o kadar benziyordu ki.. işimiz bitti, onlar geldikleri gibi gittiler. içimde kalan, bektaş'ın sağ el bileğindeki mor adliye mührü..

mecburi hizmet yılları...her seferinde içimi sızlatan, ama bir o kadar da beni büyüten anılar. bir başka gün de, merkeze epey uzaklıkta bir köye, kendini asarak intihar eden genç bir kadının otopsisi için gitmiştik.

savcıyla yolda giderken hemen öğrenivermiştim bütün hikayeyi. yeni evli genç kadının (adı reyhan'dı..) kocası askere gidiyor. kayınpeder tecavüz ediyor ve genç kadın hamile kalıyor. kaynana her şeyin farkında, ama suskun. genç kadın için bir tek çözüm kalıyor. evin kilerindeki seren direğine asıyor kendini.

savcının "biz gelinceye kadar hiçbir şeye dokunmayın" talimatına harfiyen uymuşlar. kilere girdiğimde ilk gördüğüm şey, koca seren direğinde sallanan ayağı şalvarlı, çenesi bağlı küçücük genç bir kadının cesedi, yerde yuvarlanmış bir sandalye, hemen onun yanında bir bohça, içinde kefen bezi, sabun ve lif, bir entari, birkaç küçük takı. genç kadın sanki bir yolculuğa çıkar gibi hazırlanmıştı...

---------------------------------

aradan 25 yıl geçti. şimdi istanbul'dayım. 1 aralık tarihli gazetelerde şöyle bir haber var: "urfa'da berdel verilen şahe fidan kocasıyla kavga edip, daha fazla dayanamayarak sığındığı baba evinden geri gönderilince, 1,5 yaşındaki bebeğini sırtına bağlayıp, evin banyosunda kendini astı." şahe'nin yakınları "bizde evlenen kadının koca evinden ancak cesedi çıkar" demişler. onlar haklı çıkmış yani.

şahe kızım, sana ipin ucundan başka bir çare bırakmayan ülkemde hala neler gündemde bir bilsen. 1,5 yaşındaki kara gözlü oğlun seni çıktığın yolculukta yalnız bıraktı. artık onu hırsızların ve üç kağıtçıların saygı gördüğü, soytarıların alkışlandığı, alçakların ve hainlerin baş tacı edildiği bir ülke bekliyor. dilerim bir gün sağ salim büyüdüğünde bir büyük kentin kara duvarlı sefil bir mahallesinde umutsuzluk ve acılar içinde kaybolmaz.

hekimliğimin yirmi beş yılı yetmedi kendisini ipe vermekten başka çare bilmeyen kız kardeşlerimin yarasına merhem olmaya...ihsan'ın yalnızlığına derman olmaya..bektaş'ın bileğindeki mührü silmeye..reyhan'ı bir kez olsun dinlemeye..yetmedi.. bundan sonra yeter mi bilmem. dilerim ülkemi yönetenler bir gün uyanırlar bu ölüm uykusundan.. dilerim bizden sonrası için bir parça ümit kalmıştır hala... "

yazının tamamı: ihsan, bektaş, reyhan ve şahe... galiba sekiz dokuz yaşlarındaydım... bir orta anadolu kasabasında büyüyordum. babam gazozcuydu. bir gün tüm kasaba çarşı meydanındaki kahvenin önün... baskahaber
bu sefer kesin bu sefer kesin
"her pazar radikal'de ercan kesal'in yazılarını* okumak bir nuri bilge ceylan filminin senaryosuna bakma hissini yaratıyor. iyi ki varlar..." cüneyt özdemir-twitter**


* `http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1104858&Yazar=ERCAN-KESAL&CategoryID=97`
** `https://twitter.com/cuneytozdemir/status/259964861038071808`
1 /