erdem bayazıt

1 /
gölgeningücü gölgeningücü
harika bir şairdir kendisi..

diriliş

ey bir emre hazırlanan simsiyah gecede
karanlığı emip emip de gebe kalan
ey her depremden sonra biraz daha doğrulan
herkesin
veba girmiş bir şehrin hem halkı
hem seyircisi olduğu bir günde
ey düştüğü yerden kalkmaya hazırlanan ülke.

her damlası bir zafer müjdecisi
bir posta eri gibi
yağmur yüzümüze değince
çıkacağız yola.

çıkacağız yola
hesap günü gelince
yağmur yüzümüze değince
güneş bir mızrak boyu yükselince.
dünya koca bir yalandı gördüm dünya koca bir yalandı gördüm
cebelleştiği akciğer kanserinden kurtulamayıp geçtiğimiz günlerde vefat eden şair.allah rahmet eylesin.

hayatı:

ilk ve orta öğrenimini kahramanmaraş'ta tamamlayan beyazıt, sırasıyla 1953'te istiklal ortaokulu'ndan, 1959 yılında ise kahramanmaraş lisesi'nden mezun olmuştur. aynı yıl kaydolduğu istanbul üniversitesi hukuk fakültesi'nde yüksek öğrenimine başlayan şair, tahsiline iki yıl kadar bu üniversitede devam ettikten sonra geçim sıkıntısı nedeniyle 1961 yılında öğrenimini devam mecburiyeti olmayan ankara üniversitesi hukuk fakültesi'ne nakleder. bayazıt 1963 senesinde yüksek öğrenimine ara vererek askere gider. askerliğini yedek subay öğretmen olarak burdur iline bağlı çuvallı, yeşilova köyünde yapan şair, askerden döndüğünde ise tahsil hayatında büyük bir değişiklik arz edecek yeni bir kararı uygulamaya başlar. zira hukuk fakültesinde başladığı tahsil hayatına artık dil tarih ve coğrafya fakültesinde devam edecektir. erdem bayazıt askerden döndüğünde ankara üniversitesi dil tarih ve coğrafya fakültesi türk dili ve edebiyatı bölümüne kaydolur. 1971 yılında buradan mezun olan bayazıt, memuriyet hayatına atılır ve edebiyat öğretmeni olarak kahramanmaraş'ta vazifesine başlar. mezun olduğu kahramanmaraş lisesi'nde edebiyat öğretmeni olarak görev yapan şair, daha sonra kahramanmaraş il halk kütüphanesi'ne müdür olur.

istanbul türk musikisi devlet konservatuarı'nın kuruluş günlerinde genel sekreter olarak vazife alan şair, milli eğitim bakanlığı'nda basın bürosu memurluğu, milli kütüphane süreli yayınlar şube müdür yardımcılığı görevlerinde de bulunmuştur. erdem bayazıt daha sonra sanayi bakanlığı insan gücü eğitim daire başkan yardımcılığı görevini yürütürken istifa ederek kurucusu olduğu akabe yayınları'nın ve mavera dergisinin yönetimini üstlenir.

henüz öğrencilik yıllarında şiir yazmaya başlamış olan bayazıt, edebiyat ve mavera dergilerinin kurucuları arasında yerini alır. ilk şiir kitabı olan "sebeb ey" 1972 yılında edebiyat yayınları arasında (2. ve 3. baskısı akabe yayınları), son şiirleri "risaleler" adı altında 1987'de akabe yayınları arasında çıkmıştır (2. baskı 1989). bu iki kitap iz yayınları tarafından "şiirler" adı altında 1992 yılında bir arada basılmıştır (4. baskı 1998). 1981 yılı temmuz ayında ajans 1400 adlı bir firmanın film ekibiyle beraber afganistan'a doğru yola çıkan şair şenol demiröz, yücel çakmaklı, ahmet bayazıt, çetin tunca, halil ibrahim sarıoğlu ve necdet taşçıoğlu'ndan oluşan çekirdek bir kadro ile birlikte pakistan'ın peşaver kenti başta olmak üzere iran, hindistan ve afganistan içlerini gezer. yaptığı bu iki aylık gezinin izlenimlerini topladığı "ipek yolundan afganistan'a" adlı eseriyle 1983 yılında türkiye yazarlar birliği basın ödülü'nü kazanır.

1984'te akabe anonim şirketi'nin istanbul'a taşınması kararıyla bu görevini devrederek yeniden memurluğa döner. devlet planlama teşkilatı'na sözleşmeli personel olarak giren şair, daha sonra bu vazifeyi bırakır ve 1987 yılı seçimlerinde kahramanmaraş'tan milletvekili adayı olur. 30 kasım 1987 milletvekili seçimlerinde anavatan partisi'nden aday olan bayazıt, kahramanmaraş milletvekili seçilerek türkiye büyük millet meclisi'nin 18. dönem çalışmalarında milli eğitim ve çevre komisyonlarında görev alır. 1988 yılında risaleler adlı şiir kitabıyla türkiye yazarlar birliği şiir ödülünü kazanır. 1992 seçimlerinde adaylığını koymayan bayazıt, istanbul'a yerleşir. evli ve dört çocuk babası olan bayazıt'ın şiir ve yazıları açı, hamle (kahramanmaraş), çıkış (ankara), yeni istiklal, büyük doğu, edebiyat, mavera, yedi iklim ve hece dergilerinde yayınlanmıştır.

eserleri:
şiirler (sebeb ey, risaleler, gelecek zaman risalesi)
gelecek zaman risalesi
dünya koca bir yalandı gördüm dünya koca bir yalandı gördüm
sana, bana, vatanıma, ülkemin insanlarına dair

"telgrafın tellerini kurşunlamalı"
böyle değildi bu türkü bilirim
bir de içime
-her istasyonda duran sonra tekrar yürüyen-
bir posta katarı gibi simsiyah dumanlar dökerek
bazen gelmesi beklenen bazen ansızın çıkagelen
haberler bilirim, mektuplar bilirim

gamdan dağlar kurmalıyım
kayaları kelimeler olan
kırk ikindi saymalıyım
kırk gün hüzün boşaltan omuzlarıma, saçlarıma
saçlarının akışını anar anmaz omuzlarından
baştan ayağa ıslanmalıyım
gam dağlarına çıkıp, naralar atmalıyım

içimde kaynayan bir mahşer var
bu mahşer bir de annelerin kalbinde kaynar
çünkü onlar, yün örerken pencere önlerinde
ya da çamaşır sererken bahçelerde
birden alıverirler kara haberini
okul dönüşü bir trafik kazasında
can veren oğullarının

bir de gencecik aşıkların yüreklerini bilirim
bir dolmuşta; yorgun şoförler için bestelenmiş
bir şarkıdan bir kelime düşüverince içlerine
karanlık sokaklarına dalarak şehirlerin
beton apartmanların sağır duvarlarını yumruklayan
ya da melal denizi parkların ıssız yerlerinde
örneğin hint okyanusu gibi derin
isyanın kapkara sularına dalan

nice akşamlar bilirim ki
karanlığını
bir millet hastanesinde
dokuz kişilik kadınlar koğuşu koridorunda
başını kalorifer borularına gömmüş
beyaz giysilerinden uykular dökülen tabiblerden
haber sormaya korkan genç kızların yüreğinden almıştır

bir de baharlar bilirim
apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği
bilemeyeceği
anadolu bozkırlarında
istanbuldan çıkıp, diyarbekire doğru
tekerleri
yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğuyla içen
cesur otobüs pencerelerinden
bilinçsiz baş kaymasıyla görülen
evrensel kadınların iki büklüm çapa yaptıkları
tarla kenarlarında
çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış
ırgat çocuklarının
bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken
diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen

yazlar bilirim, memleketime özgü
yiğit köy delikanlılarının
incir çekirdeği meselelerle birbirlerini kurşunladıkları
birinin ölü dudaklarından sızan kan daha kurumadan
üstüne cehennem güneşlerde mor sinekler
konup kalkan
diğeri kan-ter içinde yayla yollarında
mavzerinin demirini alnına dayamış
yüreği susuzluktan bunalan
içinden mapushane çeşmeleri akan
ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp
apansız silahına davranan
nice delikanlılarin figuranlık yaptığı
yazlar bilirim memleketime özgü

güzler bilirim, ülkeme dair
karşılıksız kalmış bir sevda gibi gelir
kalakalmış bir kıyıda melul ve tenha
kalbim gibi
kaybolmuş daracık ceplerinde elleri
titreyen kenar mahalle çocukları
bir sıcak somun için
yalın kat bir don için
dökülürler bulvarlara yapraklar gibi

kadınlar bilirim ülkeme ait
yürekleri akdeniz gibi geniş
soluğu afrika gibi sıcak
göğüsleri çukurova gibi münbit
dağ gibi otururlar evlerinde
limanlar gemileri nasıl beklerse
öyle beklerler erkeklerini
yaslandınmı çınar gibidir onlar sardınmı umut gibi

isyan şiirleri bilirim sonra
kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden
harfler harp düzeni almıştır mısralarda
kimi bir vurguncuyu gece rüyasında yakalamıştır
kimi bir soygun sofrasında ışıklı salonlarda
hırsızın gırtlağına tıkanmıştır

müslüman yürekler bilirim daha
kızdımı cehennem kesilir sevdimi cennet
eller bilirim haşin, hoyrat, mert
alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır
her kırışığı, sorulacak bir hesabı
her çizgisi, tarihten bir yaprağı anlatır

bütün bunların üstüne
hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim
vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim

sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adın gelmeli
adın kurtuluştur ama söylememeliyim
cankuşum umudum canım sevgilim
carpenoctem carpenoctem
erdem beyazıt ve maveracılar

şair erdem beyazıt’ı kaybettik. o, son dönemin en değerli şairlerinin başında geliyordu. genç nesiller o’nu ‘sebeb ey’ şairi olarak tanıyıp sevdiler.
“zamanın idrak incisi ses döner döner döner de
yönelir sebebe
sebeb ey.”
o sadece emsalsiz bir şair ve kuvvetli bir nesir yazarı değil, kelimenin tam anlamıyla bir ‘gönül adamı’ idi. mütevazı, ölçülü, müeddep hâliyle gönüllerimizde taht kurmuş bir idealistti. son derece romantik ve asil bir tavrı vardı. sanki bu âlemde değil mâverada yaşar gibiydi.
beyazıtoğulları’ndan erdem bey, bin senelik bir kültürün temsilcisi olarak derin ve duygulu bir hayrülhalefin bütün özelliklerini taşıyordu. bürokraside, devlet planlama teşkilâtı’nda çalıştı ve kahramanmaraş milletvekili olarak özal’ın yanında siyaset yaptı. lâkin, bürokrasinin kalıpçılığının ve siyasetin entrikalarının dışında kaldı.
zira o, mahzun bakışlarıyla hep mâverada yaşadı.
erdem beyazıt’ın en fazla hoşlanarak yaptığı iş, ticarî yanından hazzetmese de, arkadaşlarıyla beraber kurdukları ‘mavera dergisi’nin ve akabe yayınları’nın yöneticiliğiydi.

sözün burasında, mavera’dan bahsetmek istiyorum. bu hikâye, bir avuç genç insanın her türlü imkânsızlıklara rağmen, birbirlerini severek ve destekleyerek nasıl başarılı
olduğu hakkındadır.
1939-1940 doğumlu, maraş’lı bu idealist, inançlı ve kabiliyetli insanlar, türk edebiyatı’nda bir çığır açmış ve yepyeni bir ekol oluşturmuşlardır. kahramanmaraş’ın manevî ikliminde yetişen erdem beyazıt (1939), rasim özdenören (1940), cahit zarifoğlu (1940), mehmet âkif inan (1940), alaaddin özdenören (1940), türk şiirine, türk hikâyeciliğine, türk nesrine, hûlasa türk edebiyatına damgalarını vurmuşlardır.
ağabeyleri saydıkları ve üzerlerinde emeği olan nuri pakdil (1934), ‘diriliş nesli’nin bânisi sezai karakoç (1933) ve tabiî fethi ağabey ile de (fethi gemühlüoğlu) yakın ilişkileri olmuştur.
hemen hepsi de kahramanmaraş’lıdır. babası şanlıurfa’lı olan mehmet âkif inan da ana tarafından maraş’ın eski bir ailesine mensuptu. nuri pakdil de maraş’lıydı. sezai karakoç, ergani’li olmasına rağmen eğitiminin bir kısmını maraş’ta tamamlamıştı.
maveracılar’ın ankara’da bayındır sokak’taki mütevazı yerlerini ziyarete giderdik. ne kadar kötü şartlarda yılmadan çalıştıklarını görürdük. solcu geçinen sosyetik şairlerin içki âlemleri, çapkınlıkları ve bohem hayat tarzlarından onlarda eser yoktu.
hepsi de mazbut anadolu insanlarıydılar. vatansever, imanlı ve dindardılar.
ne yazık ki, müşterek bir kötü alışkanlıkları vardı. hemen hepsi de sigara tiryakisiydiler. katlandıkları meşakkatleri tütününün dumanıyla paylaşırlardı. kimbilir, belki de çoğunu genç yaşta kaybetmemizin sebebi de budur. değerli şair cahit zarifoğlu henüz 47 yaşındayken vefat etti. onu ‘ikinci âkifimiz’ mehmet âkif inan takip etti. şair alaaddin özdenören de genç yaşta hakka kavuştu. erdem beyazıt dahil tamamı da kanserden (özellikle akciğer kanseri’nden) öldüler ve mâvera’ya göç ettiler.
şimdi bize bu ekipten sadece değerli hikâye yazarı rasim özdenören kaldı. hani tv filmi olarak ‘çok sesli bir ölüm’ ile ‘çözülme’si çekilen büyük edebiyatçımız... bir de erdem beyazıt’ın kardeşi, sanatçı ahmet beyazıt kaldı. onlara uzun ve sağlık dolu bir ömür ve başsağlığı diliyorum. bu arada değerli şairlerimiz nuri pakdil’e ve sezai karakoç’a da allah uzun ömür versin...
bu yazım, sadece dostları anma yazısı değildir. bir avuç idealist ve inançlı insanın neler yapmaya muktedir olduğunu da gösteren ve genç nesillere örnek olacak bir darbımeseldir.

sevgili dostum erdem beyazıt’ın ‘kendi ölümüme ait bir deneme’ adlı şiiriyle yazımı bitirmek istiyorum:
‘bir gün öleceğim biliyorum
bunu her an ölür gibi biliyorum
anamın yüreğinde bir kor
ölene dek sönmeyecek bir ateş
kımıldanıp duracak hep
karım bomboş bulacak dünyayı
-nolurdu birlikte ölseydik, deyip duracak
oysa insan yalnız ölür
ama o olmayacak dualarla teselli arayacak
kızlarımın gırtlaklarında bir düğüm
bir süre kaçacaklar insanlardan
boşluğa düşmüş gibi bir duygu içlerinde
sonunda onlar da kabullenecekler öylesine
ölümüme en çabuk dostlarım alışacaklar
-yaşayıp gidiyorduk yahu
ne vardı acele edecek!
diyecekler
biliyorum yaklaşıyoruz her an
biliyorum oruçlu doğar insan
ölümün iftar sofrasına.’
rahat uyu erdem beyazıt ... allah’ın rahmeti üzerine olsun. ruhun şâd olsun.

( hasan celal güzel 13.07.2008 radikal gazetesi )
horatsızkişilik horatsızkişilik
veda

bu şehirden gidiyorum
gözleri kör olmuş kırlangıçlar gibi
gururu yıkılmış soy atlar gibi
bu şehirden gidiyorum

insanlar taş gibi bana yabancı
ağaçlar bensiz hüküm giyecek bulvarlarda
bir tambur bir yalnızlığı anlatıyorsa
o ışıksız pencereden
ben onu duymuyor gibiyim
bir ağaç ölüyorsa kapınızın önünde
ben onu bile duymuyor gibiyim.

bu şehirden gidiyorum
gömerek geceyi içime
sabahın hüznünü beklemeden
gidiyorum bu şehirden.
3 den 9 a boş ol boş ol boş ol 3 den 9 a boş ol boş ol boş ol
bir emre hazırlanan simsiyah gecede
karanlığı emip emip de gebe kalan
ey her depremden sonra biraz daha doğrulan
herkesin
veba girmiş bir şehrin hem halkı
hem seyircisi olduğu bir günde
ey düştüğü yerden kalkmağa hazırlanan ülke.
ben bir oltayım sensin benim balığım ben bir oltayım sensin benim balığım
trt 1'in yeni dizisi yedi güzel adam'da uraz kaygılaroğlu'nun canlandırdığı şair.

"kar altında hüzün denemesi

dünyanın en uzun hüznü yağıyor,
yorgun ve yenilmiş insanlığımızın üstüne.
kar yağıyor ve sen gidiyorsun,
ağlar gibi yürüyerek gidiyorsun,
belki bulmağa gidiyorsun kaybettiğimizi
o insan ve tabiat çağını.

dön bana ve dinle!
kuşlar uçuşuyor içimde.

loş bir keman solosu gibi
kuşların uçuştuğunu içimde,
dön bana ve dinle.

karanlık denizlerin dibinde,
birtakım incilerin olduğunu
birtakım incilere ve hatıralara
neden bağlı olduğumuzu unutma.

duy beni ve dinle!
denizler boğuşuyor içimde.

unutma diyorum ama sen anla,
anlat bizim de yaşamak istediğimizi onlara..."
albia albia
"hayat hiç planladığımız gibi gitmiyor, her an her türlü iyi yada kötü şey gelebiliyor insanın başına; işte sevda da onlardan biri, hiç ummadığın anda yakalıyor insanın yüreğini."
meyal meyal
"haydi gel sevgilim
bir daha deneyelim
bir kere daha kesmek için yolunu kalabalıkların
yüreğimizden gönlümüzün derinliğinden
vermek hep vermek için

çünkü dağıttıkça çoğalır bizim zenginliğimiz
aşkın bir adı da berekettir"
albia albia
"kalabalık toplanıyor büyük meydanlara
- aşka veda

insanlar geçiyorlar yollardan
- inanca veda

şehir kapanıyor içine
- toprağa veda

dolaşıyor bir heykelin taştan eli üstlerinde insanların

kuşlar göç ediyorlar, bulutlar göç ediyorlar

yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
- insana veda.."
1 /