evlat acısı

1 /
fantastik karakter fantastik karakter
bir benzetme olarak da kullanılır, evlat acısı gibi koymak şeklinde.lakin hiç bir kayıp herhalde evlat kaybıyla özdeşleşemez. yıllardr gözlerimizin önünde annesi babası tarafından yetiştirilmiş, sağlıklı, aslan gibi 2olik delikanlıları tabutta taşınır görürken, birer birer onları kara toprağa emanet eden elleri görürken geride kalan annelerin, babaların, eşlerin, çocukların neler kaybettiğini hissetmeyenler, adeta ülkesini pazarlamakla mükellef olanlar yani, adeta evlatlarını başka evlatlardan üstün görenler yani, adeta benim evladıma olmasın da başkasınınkine ne olursa olsun diyenler yani, bu acıyı anlayamaz. zaten anlamalarını da başkasının evladının acısını anne baba olmamasına rağmen yüreğinde hisseden insanlar tarafından beklenmez, o da ayrı

(bkz:allah göstermesin)
atropos atropos
"çocuklar toplumların en büyük sermayesidir." diye bir söz var. kim söylediyse yerden göğe haklıdır.

bir anne, bir baba durup düşündüğünde; "koskoca bir hayatı tüketiyorum. çektiğim acılar, katlandığım sıkıntıların karşılığı neydi?" diye kendine sorduğunda baktığı tek şey evlatlarıdır. bedeni yok olduğunda ruhunu hatırlayacak, harcadığı ömrünün boşa gitmediğini haykıracak yegane varlığı, kendinden bir parça..

bir adam düşünün ki hayatı boyunca çalışarak, yılmadan biriktirerek kazandığı tüm mal varlığını bir anda kaybedip sıfırı tüketsin. işte o adamın duyacağı acıyı, üzüntüyü 100 milyonlarla çarpın ki evlat acısı'na yaklaşabilsin. ve hayır, bu duygu lineer değildir. evlat sayısı varsın çok olsun, birini kaybettiğinde genel sayı paydaya gelmez, duyacağın acı azalmaz.

yüzüklerin efendisi üçlemesinde bir söz vardır ki theoden tarafından dillendirilir ve gelmiş geçmiş tüm babaların yalvarışını özetler: "babalar çocuklarını gömmemeli"

allah kimseye göstermesin, olanlara da sabır versin.
mualla mualla
ilk arkadaşımdı. sapsarı limon rengi saçları vardı hayal meyal hatırlıyorum. akşam ezanı eve giriş vaktimizdi o zamanlar...hep beraberdik... mahalledeki ölü fareyi elime alıp annemden azar işittiğimde de, elimi yeni kaynak yapılmış demir parmaklıklara yapıştırdığımda da yanımdaydı. dizlerimizdeki yara izlerini borçlu olduğumuz yıllardı ve bu yüzden net değil hiçbirşey.
memlekete gittiler ailesiyle ama dönüşte yanlarında şirin yoktu. trafik kazasında kaybetmiştim ilk arkadaşımı. ne hissettim, ne kadar ağladım hatırlayamıyorum. zaten insan hafızası silermiş ona çok acı veren anları...
o mahalleden taşındık, bir sürü yeni arkadaşım oldu. fotograf albümümde kalan resimlerimize rağmen unutuyordum şirin'i ne yalan söyleyeyim...çocukluk işte...seksek, saklambaç oynamaktan, saçmalamaktan ibarettik...
yıllar sonra annem yanımdayken şirin'in annesiyle karşılaştık. epey yaşlanmış, başı önünde yürüyordu.konuştuk ayaküstü. bana baktı, gözleri doldu. ''şirin'im yaşasaydı, senin kadar olucaktı demek'' dedi. ne diyeceğimi bilemedim.
söyleyecek bişey yoktu zaten. hayat bazı insanlar için daha zordu. bütün ömrünü tarifi imkansız bir acıyla geçirecek kadar zor...
karate schnitzel karate schnitzel
annemle babamın yoğun bir şekilde hissettiği gündelik hal ve hareketlerinden fazlasıyla anlaşılan, büyük bir kısımlarının uçup gittiği her hallerinden belli olan acıdır.
angesen angesen
allah kimseye göstermesin sözleri çok klişe ancak gerçekten de allah düşmanıma da göstermesin denen cinsten bir acı. bu acıyı anlamak için insanın evladının olmasına da gerek yok. sizin bile yüreğinizin kaldıramadığı bir acıya anne baba nasıl dayanır insan kestiremiyor.
fazla uzun yazmış olamaz giri hala sıcak fazla uzun yazmış olamaz giri hala sıcak
of diyorum. sadece of!

yaşamadım ama yakınımdaki bir insan yüzünden yaşamış kadar oldum. şu an bile o acının sahibini her gördüğümde, facebook'taki duvarına evladıyla ilgili her bir şey yazışını okuduğumda kahroluyorum.

düşün ki eşin öldüğünde adın dul oluyor, annen-baban öldüğünde öksüz-yetim oluyorsun.

ama bu acının bir adı bile yok.
seyym seyym
shakespeare 11 yaşındaki oğlunu kaybettiğinde ardından şöyle bir şiir yazar:

ah! kardinal babamız, siz demiştiniz ki
insanlar en yakınlarına cennete kavuşurmuş.
doğruysa eğer bu dediğiniz demek ki
orada kavuşacağım ben de oğluma.
gelmiş ilk erkek evlat habil'den beri
öylesine tatlı bir genç gelmemiştir dünyaya.
ama şimdi insafsız acılar kavuracak benim goncamı.
ve yanaklarının doğal güzelliği kaybolacak.
ve oğlum ruhsuz bir ruha dönüşecek tıpkı.
ağuya tutulmuş bir yaratığın renksizliği gibi.
ve öylesine ölünce öbür dünyaya gittiğimde
karşılaşsak bile tanrının huzurunda ikimiz
onu tanıyamaz olacağım. bu yüzden hiçbir zaman.
hayır, hiçbir zaman bir daha onunla olamayacağım.
hansvoralberg hansvoralberg
eskiden beni üzen durumlar için hep bu lafı kullanırdım ağzımı yaya yaya. elektrik faturası mı geldi yüklü, beşiktaş son saniye golü mü yedi evlat acısı gibi koydu derdim.

evladım var artık benim. olduğu günden beri bırak söylemeyi, aklıma bile getiremiyorum bu lafı.
1 /