gönderilmemiş mektuplar

1 /
filmlerdeki gibi filmlerdeki gibi
türk sinemasının önemli yönetmenlerinden yusuf kurçenli'ye ait olan 2003 yapımı film. kendine özgü sinema dilinin farklılaştığı, yönetmeniyle gündemde olması ve bu özellikteki bir sinema dili için tercih edilmesi gerekirken bir çok insan tarafından sadece türkan şoray- kadir inanır buluşması için görülmüş olan bir filmdir.
strateji strateji
+iyi günler, sertaç turyan ben.. yayınevinize bi kitap taslağı bırakmıştım..inceleyeceğinizi söylemiştiniz, bakma fırsatınız oldu mu?
-ismi neydi kitabınızın?
+gönderilmemiş mektuplar...
+evet hatırladım..gönderdik biz onları..
-ne?!
+ofisboya verdik, postaneden yolladı mektupları..
-niye ya?! nereye gönderdiniz?
+sağa sola yolladık işte.. onun için bırakmadınız mı?
-ya hayır yaa.. kitap olarak düşünmüştüm onu ben!
+öyle kitap mı olur len ibiş!

(bkz: yiğit özgür)
gülmeyen komedyen gülmeyen komedyen
ne yazılır, nerden başlanır bilemiyorum aslında.. neden yazıyorum, bunu da bilmiyorum..
belki de içimdeki cerahatı döküyorum satırlara, bilemiyorum. ama ifade edemem kendimi bilirsin. söz konusu minicik bir karınca olsa dahi saatlerce anlatırım sana, utanmam, çekinmem, anlatır da anlatırım bilirsin.. mevzu bahis ben olunca, tek kelime edemezdim hiç.. savunamazdım.. susardım saatlerce, günlerce.. bilirsin..
ilk değildi belki yaşananlar.. hatta belki de son bile değil. yokluğunun ilk günleri çok koymuştu sadece. gözlerimi açamadım desem yeridir. evden bile çıkmadım hiç. hoş, ev bile yabancıydı sanki !
geceleri, işte o günlerde keşfettim. aslında ne kadar dost olduklarını filan. gece her şey bana ait gibiydi sanki. o bomboş sokaklar, ışığı yanmayan evler.. gittiğin halde, uyuduğun için sen bile benimdin sanki. bana hediyen geceler oldu senin. gecelerin hediyesi ise sen !
rahatsız oldum sokaklardan yokluğunda. şöyle adam akıllı bir gezemedim. yanımda olmayışını farketmiş, herkes bana bakıyor gibiydi sanki. çok büyük bir eksiklikti bu. yanımda olmalıydın, ama değildin ! yanında olmalıydım ama değildim ! kim vardı peki, şimdi sana dokunan eller kimindi? uyumalıydım. düşünmemek için uyumalıydım. nasılsa uyunmayacak geceler vardı beni bekleyen.. hem geceleri kimse olmazdı senin yanında. ve ben bu sayede, geceleri bunu düşünmek zorunda değildim. rahat olabilirdim.
delice geliyor değil mi? haklısın. zaten delice sevmiştim ki ben seni ! seninle gezdiğimiz sokaklara girmedim hiç. gittiğimiz yerlere gitmedim. evi de değiştirdim senden sonra.. gülümsediğim yerler, sessizce ağladığım yerler olmuştu. o şehirde bile değilim artık !
seni anımsatan her şeyden kurtulmak istedim aklımca, lâkin aklımı kaybedemedim. sevgi değildi bu, çözemediğim başka bir duyguydu sana olan.. neye baksam sen vardın ! neyi görsem sen !
arabeskle de tanışmam sayende işte o dönem oldu. çok dinledim orhan gencebay'dan ziyankârı, dil yarasını !

" harcadım ömrümü hep senin için, sevilmek bir hayal sevmemek ziyan, ettiğim duadan ümide kadar, döktüğüm göz yaşım nefretim ziyan" diyordu orhan baba.. söyleyen sanki ben, dinleyen sanki sen !!

gün gelir de seni görürsem ne yaparım diye düşünüyorum kaç zamandır ? konuşamam yine biliyorum. öylece kala kalırım. susarım. o boncuk gözlerinin sevgi dolu bakışına alışık gözlerim, alışamaz o boş bakışlarına, biliyorum. en iyisi karşılaşmayalım hiç. alışmışken yokluğuna, meşgul etme beni bir dakikalık görüntünle, mahkum etme senelerce beynimde hüküm sürecek varlığına..
unuttum ben seni desem, sen de kimsin diyeceksin! çoktan unuttun ki sen beni, hatırlayan kim, nerden bileceksin ? ben kendime bile yalan söyleyemem, beni kendi yalanlarıma mahkum edeceksin !!
anlatamam ya kendimi, al işte yazdım.. bilmem kaç satır olmuş.. gerçi sen bu yazılanları nerden göreceksin ?
keşke, sadece seslerle, şarkılarla sınırlı kalsaydı tanışmamız. ben sana çalsaydım ve sen sadece dinleseydin.. arada bir arayıp, "ben burdayım" deseydin.. gelmeseydik yüzyüze ve çarpılmasaydık ya da çarpılmasaydım.. çok komikti değil mi? ne de olsa güldürüyordum o zamanlar. ve en güzel sen gülüyordun bana. duyduğum en güzel kahkahalar sana aitti. ta ki, gidişine kadar !
gülemedim hiç gidişinden sonra. şöyle içten bir kahkaha savuramadım.. gidişin beni de götürdü benden.. kalan ben değildim bana !
hor gör saçmaladıysam.. gidişine ver. yokluğunun acısına ver.. bana bu kadar yıl sonra bunları yazdıran hatıralara ver..
gülmeyi bilmeyen, komedyen de geç ! git sende gönlünü, zerre kadar sevmeyen itin birine ver...
bençokayrılıklaryaşadımoyüzdenherşeyibitişikyazdım bençokayrılıklaryaşadımoyüzdenherşeyibitişikyazdım
milimetrik seviyorum seni. “hesap hatası var” diyenlere ne yaptığımı bilmek istemezsin. abuk sabuk geliyor bütün söylenenler, söylenmeyenlerse; kursaklarda kalmanın ağırlığıyla eriyip gitmekte.

bütün şaklabanlıklarım , ağır ağabeyliğimi çürütmüşken, sen bari duymazlıktan gel…olanlar bir yana, olamayanları sorgula, benim çıkmazlarım çoktan tutulmuş, köşe başlarını kapmış geridekiler.

deliyim, delirttiler…

içli köfte istiyor canım. kahve falları için ayırdığın zamanın yanında, bu ne ki! hamburgerle kolanın uyumu gibiyiz, çayın şekere ihtiyacı gibi, tuzun yemeğe kattığı tat gibi… halılarına gösterdiğin özeni bana da gösterirsen, naftalinin olmaktan gocunmayacağım.

bolca dök. itirazım olursa şahidin yine benim. tavan arası, unutulmuşluk…
kapanındaki yemim ben. kendime yenik düşmekten usandım. biraz vicdan, hepsi bu.

tüyü bitmemiş bütün duygularımı sana adadım. gözlerimi tembihledim, dilimi düğümledim… daha ne istiyorsun bilemedim.

serçe parmağımla yüzük parmağım arasındaki farkta saklısın. kâh gülümsetiyorsun, kâh ağlama nöbetleri bekliyor kapımda. almamazlık edemiyorum, çaresizliklerime bir yenisi daha eklendi; sen!

düşlerim eskisi kadar düşlemeye değmiyor. uyanmak istiyorum yarım uykularımdan, bütün yabaniliğinle beni kendine benzettiğini bilmiyorsun, senden başka kim varsa, çıkarıp attım hayatımdan.

gözlerimde fer yok. aynadaki aksim tümden gerçek dışı, baktığımda gölgeme o bile bana benzemiyor, sensin dünyaya yansıyan. hokkabazlarla aram iyi olsaydı, şapkadan tavşan çıkarmalarını istemezdim elbet, üç dileğimden en az ikisi sen olurdun, üçüncüsü; diğer ikisinin kabul edilmesi.

sağırsın, dikenlerine hükmedemiyorsun, hükmetmek istemiyorsun… en az dört yapraklı yoncalarım kadar sevgilimsin, sevildikçe bozuyorsun yüreğinin masumiyetini. ne yana baksan yine sensin ya gördüğüm, senden başka kimse yok sanıyorsun.

zulmetmek sana göre değil, bacadan düşen noel baba ol çocukluğuma, gençliğime; aşk olarak gel, yaş 35’ken, sevda olup düşüver kollarıma. ivme kazanman çok sürmesin, yükseldikçe fezadaymışçasına dünyaya göz kırp, atmosfere girince hızını kesme, olsa olsa hafif bir esrime var üzerimde, belli ki, benim kadar yanmayacaksın.
ruhani oyun havaları ruhani oyun havaları
sırlarımın sebepli birer itiraf halinde dilimden dökülen saçma sözler olmasına sebesin.ve altta yanıp sönen şu ışık beni tahammül edemez hale getiriyor daha çok sinirleniyorum sana , o yanan ışığa..meraklılığa yenik düşüyorum ve ışığı söndürecek birşeyler yapıyorum
kafam hala dağalmadı sana hala 2 mart cuma günün ilk saniyesinde olduğum kadar kızgınım..
kendini affetirmek için göt kaldırmalar yapıyorsun kendi çapında , ben tüm dediklerine inanmış numarası yapıyorum.beni benim iyi olduğuma o kadar inandırdınız ki , içimden geçeni söyleyip üzmek istemiyorum.neden?!çünkü ben "iyiyim" böyle bir sıfat yada fiil her neyse istemiyorum .beni sadece adımla hatırla çünkü o fazlasıyla ben , eklentilere gerek yok hayatta zaten yeterince sahne yokmu sokaklarda (?)
duygusal sahnelere ve uzatmaya gerek yok!

kaldırmalar yapıyorsun ya hani sen.diyorsun ya yaz kalemin güçlü..evet kalemim rotring yada klavyem o her gün üstüne döktüğüm sular sayesinde bana karşı daha güçlü olmayı öğreniyor..uzatmaya gerek yok dedim bende mi uzattım?neyse haklısın kalem güçlü.eğer güçlü olan ben olsaydım bunları yazmaya gerek yoktu , hepsini yüzüne söyler tepkini anında görür ve sinir bozucu kızgınlığımdan kurtulurdum!

yaşam senin için hep bir satranç tahtasında kaleler , piyonlar , şahlar ve matlardan karşılıklı hamlelerden ibaret olacak..ama ben oyun oynamıyorum dünyanın üzerinde yaşayan herhangi biriyim , çocukluktan kalma oyun oynama dürtüsüne sahip değilim.zamanın içinden aktım 1 oldum 17 , 18 oldum ölmemeyi becerecek olursam 19 olurum belki..
insan büyür "hayata karşı ne kadar sıvıysam şimdi o kadar katıyım" tam böylede değil benzeri şeyler dökülmüştü hazır olda duran klavyenin tuşlarından hatırlayamadığım birgün.(aslında çok iyi hatırlıyorum ama bunları söylediğim adam yok karşımda ve bunun sebebi sensin!)
bu word pad belgesi gittikçe uzuyor ve biliyormusun?seni görmek istemiyorum(!) , hala iyiyi dediğin o şeyden barındırıyorum kendimde sanırım .sana zarar vermek ve üzmek istemiyorum.

-keşke yollasaymışım biraz adam olurdu , rahat ederdik..arkadaşım diye hala görüşürüm ben bununla birde.
snitch snitch
sevgili aşkım,
sen kendini ne sanıyosun lan yarrağım! var ya böyle davranmaya devam edersen ağzını burnunu dağıtırım senin.

yiyosa gönder bakalım.
şimdi ben ne desem şimdi ben ne desem
genelde savaşta yazılmış mektuplardır.asker ya içini döküp,ailesini üzmekten korkarak göndermemiştir,ya şehit düşüp gönderememiştir,ya da gönderse bile ulaşmamıştır.
kızkurusu kızkurusu
gönderilmeye cesaret edilememiş mektuplardır, itiraflardır. bazen insanın kendine bile itiraf edemediği gerçeklerdir, okuduğu zaman inanmak istemediği kendine yakıştaramadığı gerçekliktir yazanlar, bu yüzden cesaret edemez göndermeye.
by eldat by eldat
...
bazen harfleri kıskanıyorum biliyormusun? yazdıklarımı sana yolladığımı olurya seninde okuduğunu varsayıyorum sonrada bütün harfleri tek tek kıskanıyorum onların yerinde olsam diyorum sen okudukca ben gözlerinden geçsem ağır ağır sindire sindire geçsem gözlerinin kahvesinden...hoşuna gitse yazdıklarım hoşuna gitse ki çizgi olsa gözlerin kirpiklerin kapansa yolum uzasa... sonra tekrar tekrar okusan hep kalsam gözlerinde
1 /