halepçe

burasisparta burasisparta
elma kokulu katliam.
özgürlüğün verdiği coşkuyla uyudu bir gün önce halepçe halkı. ertesi gün elma kokusuyla uyandılar. nereden bileceklerdi felaketin kapıda olduğunu. canların yitip gideceğini, evlerinin talan edileceğini, uğruna canlarını vermeye hazır oldukları topraklardan göçe zorlanacaklarını...
kalbim acır, içim yanar halepçe aklıma geldiğinde.
şivan perwer'in halepçe için yaktığı ağıt(bkz:
).
atesin kizi atesin kizi
iran-ırak savaşı sırasında 16 mart 1988 tarihin de saddam hüseyin yönetimindeki iktidar tarafından gerçekleştirilen ve 3 saat süren zehirli gaz bombardımanı sonrası çoğu çocuk ve kadın olan 6.357 kürt zehirlenerek yada yaralanarak öldü, 14.765 kişi ağır derece yaralandı.

(bkz:unutmadık )
nickbulmak nickbulmak
birilerinin ihanetini masumların ödediği katliam. her katliam gibi acı ve lanettir. lakin es geçmemek gerekir ki bazı götü büyük kürt liderlerinin ülkelerine yani irağa ihanetlerinin bedelidir.
kurbanım aman kurbanım aman
şivan perwer'in bu katliam üzerine yazdığı bir ağıt vardır.




dinlenesidir, sevilesidir...


sözleri için;


hey gidî dinyayê!
hey gidi dünya!
dinya bi xweşî û bi zilm!
zulmü ve güzelliği ile dünya!
ma qey tu tera însana nakî
sanki sen insanlara yetmiyor musun?
te insanên xweş û delal afirandî û çêkirîye
sen hoş ve güzel insanlar yaptın, yarattın.
bo çi çavê insanan bar û têr nabê?
neden insanların gözleri dolmuyor ve doymuyor. ( bar = yük, burdaki anlamı dolu)

geh li ser te xweş dikin,
kâh senin üzerinde güzellikler yapıyorlar,
geh dûman û ewrê reş û tarî bi sertede dibarînin...
kâh kara duman ve bulutlar yağdırıyorlar senin üzerinde.
hevdu diqelînin.
biribirlerinin soyunu kurutuyorlar.

hey gidî insan! bo çi çavên te têr û bar nabê?
hey gidi insan! senin gözün neden dolmuyor ve doymuyor?
ma rûkê dinyayê têra te nakê?
yoksa dünya yüzeyi sana yetmiyor mu?
pêr nagazakî, hiroşîma...
önceki gün nagazaki, hiroşima...
doh li vietnam'ê...
dün vietnam'da....
û iro li kurdistan'ê
ve bugün kürdistan'da
ma helepçe hindik e?
halepçe az mı sanki?

sal 1988, meha adarê...
yıl 1988i mart ayı...
gulê newrozê disa dipişkivîn...
newrozun gülleri yine yeşermekteydi...
ewrên reş û tarî li ser newrozada hatin,
newrozların üzerine (aniden) kara, karanlık bulutar geldi,
be kêf û şâhî, bê xweşî newroza disa serê xwe xarkirin,
newrozlar; keyifsiz ve şenliksiz başlarını gerisingeri önlerine eğdiler,
û tovê xwe berda binê erdêda..
ve tohumlarını yerin altına saldılar...
jibo carek din şîn werin..
(günü gelince) bir kere daha yeşermek için...

wey lo lo, wey lo lo wey lo
vay oğul oğul, vay oğul oğul

wezê daketim kel û kaşxanan
ben kalelere, köşklere indim…
wezê daketim serê birc û van dîwaran
ben burçların zirvesine, o duvarlara indim
wezê bi ser kela dilê xwe de mijûl ji xeman û kulan û derdan birîn in ax de wey lo lo lo wey lo...
ben kaynayan kalbimin üstündekiler; kederler, irinler, dertler ve yaralardır ah, vay oğul, vay oğul
dîsa bombe û baran e
yine bombalar yağmur,
her derê girtî mij û dûman e
her yeri sis vu duman kaplamış
dîsa nale-nala birîndaran e
yine yaralıların inim inim iniltileridir.
dengê dayika tê li ser lorikê wan e
annelerin sesleri geliyor onların ninnileri üzerinde
bavik bi keder xwe davêjine ser zarokan e
baba kederle kendini çocukların üzerine yatırıyor
lê zarok mane bê nefes, bê ruh û bê can e
lakin çocuklar; nefessiz, ruhsuz ve cansız durmakta…
ax birîndar im wey lo lo lo wey lo…
ah yaralıyım vay oğul, oğul, oğul. vay oğul
hey lê lê.... wey lê lê... ferman e ûy... hawar... hawar...
ey kızım kızım… vay kızım kızım… fermandır oy… imdat! … imdat!
dîsa li me ferman e
yine bize fermandır!
li jor tête gire-gir û hume-huma bavirok û têyaran e
yukarıdan jetlerin gümbürtüleri, homurtu (sesleri) geliyor.
her der xistiye nava agir û mij û dûman e
her yeri ateş, duman ve sis içinde bırakıyor.
li jêr tête qîre-qîra zarokan, hawara dayik û bavan e
aşağıdan ise çocukların çığlıkları, anne babaların imdatlarının (sesleri) geilyor
dîsa dîrok xwe nû ve dike weke carek ji caran e
tarih yine kendini tekrarlıyor ; zamanlardan bir zaman gibi ( her zamanki gibi)
weke diyarbekir, weke palo û gênc û agirî, dêrsim
diyarbakır gibi, palu, genç , ağrı ve dersim gibi
weke mahabat û weke berzan e
mahabat gibi ve berzan gibi
îro dîsa li deşta silêmaniyê, li kêleka hendirê, li bajarê helebçê
bugünkü tekrar süleymaniye ovasında, hendir'in kenarında, halepçe şehrinde…
fermana me kurdan e, ferman e, ferman e...
biz kürtlerin fermanıdır, fermandır, fermandır…
dîsa hatin qelandin zarok û zêç tev dayik û bavan e
yine gelip kızarttılar çocukları, kadınları, bütün anne ve babaları…

ax hawar... li me ferman e... li min ay... ax birîndarê we me, li min oy...
ah imdat!... ferman bizedir… ban ayy! ah! yaralınızım ben… oyy bana…
erê hey lê lê... here hey lo lo...
evet ey oğul oğul. git ey oğul oğul…
hawar kurdno hûnê bikin bilezînin
imdat! kürtler siz acele etmelisiniz.
hûnê kaxiz û pênûsekê bibînin binivsînin
siz, bir kâğıt ve kalem getirip yazın:
dinya alemê pê bihesînin
dünya alemi bundan haberdar edin (duyurun)
serok û rêberên kurda li hev bînin
kürtlerin rehberlerini, başkanlarını barıştırın
bila yek bi yek bin ji halê me kurdan re tiştekî ji dinyayê re binnivsînin
evet… birlik olsunlar. biz kürtlerin hali için dünyaya bir şeyler yazsınlar.
bila xelq û alema pê bihesînin
evet… alemleri, halkları haberdar etsinler
da ku çarekê ji halê me kurdan re bibînin
biz kürtlerin haline bir çare bulsunlar diye…
me ji bin vê bindestiyê derînin hawar hawar…
bizi bu esaretten çıkarsınlar imdat! imdat!
heyfa kurdistan ku îro dişewitînin
yazık, kürdistana ki bu gün yakıyorlar…
agir li serê me kurdan dibarînin ax de ay ay... lo lo ax de li min birîndarê we me...
biz kürtlerin başına ateş yağdırıyorlar ah da ayy ayy! oğul oğul ahlar bana. yaralınızım sizin!