hatırladıkça iç burkan garibanlık anıları

1 /
tırrik tırrik
bakkalın,ödeyemeyeceğini bildiği için, veresiye ekmek vermemesi yüzünden, bir annenin üzerinde fare gördüğü ekmeği çocuklarına yedirmek zorunda kalması. yıl 2001.
parapemik parapemik
günlerden bir gün yine çok fakirim. kumardan dönmüşüm . ayın daha 15 'i amk. sabaha karşı cebime ve kartıma bir baktım 20 tl kalmış. butun bir ay 20 tl ile gecinmedim tabiki. ama para bulcam diye öldüm
ankebutarke ankebutarke
sene 2010 kütahya otogar da sabahladığım doğrudur. bütün gün paramı yiyip ertesi gün yatacak olan paramı kütahya'nın o kuru soğuğun da bankta yatarak beklediğimi bilirim. uyandığımda üstümde gasteler vardı.
vampiryarasa vampiryarasa
bugün bi arkadaşın beni eve kadar hummeriyla bırakmasından sonra eve girip 3 gundur biriken bulaşıkları yıkamak. bi bağlantı kuramadınız di mi? çok ezik hissettim lan.

edit: bulaşıkları yıkayıp, çamaşırları da serdiğime göre gidip biraz spartacus izliyim.
bogard bogard
bir hışımla eve giren babanın o gün nasıl itlerle muhatap olduğunu anlayabileceğiniz cümleyi kurması;"ceketimi satıcam sen yeter ki oku!"

bir diğeri ise şudur; mega oyuncakların olduğu, şimdilerde yerine marmarapark adlı avmnin yerleştirildiği, çocukluğumun mega lunaparkı, çakma disneyland "tatilya" için bir kaç haftada bir etkinlik düzenlenirdi okulda ,yalan olmasın 3-5 tl bir şey ödenirdi katılmak için. tabi babası 2.ye iflas etmiş bir çocuk olarak (yaş 9.5-10) arkadaşlara hep aynı "cool" cevabı verir; "ben sevmiyorum lunapark oyuncaklarına binmeyi" ve o etkinliklerin hiç birine gitmezdim. tatilya'yı bir defa dışarıdan görmüşlüğüm var, o da kapatılıp sökülmeden hemen önceydi. asıl şaşırtıcı olan şey; ben henüz ilk okul çağında babamın bana o parayı vermek isteyip veremeyeceğini bildiğim için oğluna karşı mahçup olmasın diye, bir kez olsun şımarıklık yapıp "bende gideyim" demememdir. duygu sömürüsü yapmak amacıyla yazmıyorum ama şu bir gerçek, bazı insanlar daha çocuk bedenindeyken yetişkinliğe erişiyor.
legendaryyy legendaryyy
istanbul'da çalıştığım zamanlar 2011 kış aylarından birisi... cebimde 5 liram var balık ekmek yemek istiyorum ve yol parası da olmadığı için yiyemedim.. balık ekmek kokusunu koklaya koklaya otobüse bindim..
zıkkımınkökü zıkkımınkökü
ben de eve yeni çıkmış birisi olarak cebimde beş kuruş para yokken memleketteki kız arkadaşımın istediği şeyi arayıp buldum ve kredi kartıyla ödedim. sonra parasını vermek isteyince de erkekliğe b.k sürdürmemek için almadım. şimdi de son günü gelen borcu nasıl öderim diye düşünmeden ödemiyorum.
kırpık saçlı rapunzel kırpık saçlı rapunzel
üniversite 2. sınıfta şok market te yaptığım alışveriş yanımdaki parayı aşmıştı da bazılarını kasaya bırakmak zorunda kalmıştım.
bir fakir aynı zamanda hesap işlerinden anlamıyorsa rezil olma olasılığı yüksektir.
yınıwnıtingconsnıw yınıwnıtingconsnıw
daha ilkokul 3'teyim okul gezisi oldu falan babamda işsiz çok istedim diye gönderdi beni bi şekilde ama gideceğimiz yer tarihi bir yer olduğu için para da koymadı yanıma zaten yoktu neyse gittik falan gezdik gördük sonrasında kaplıcalrın bulunduğu park tarzı bi yere gittik orada tabi tüm çocuklar para almışlar yanlarına dondurma yediler lan 5 kuruş yok nasılda canım istedi üstüne parası olan çocuğa öğretmenin dondurma ısmarlaması ve benim millete öyle aç gibi bakışım..şimdi istediğim kadar dondurma alabilirim ama o travma yerleşti bi kere çok küçüktüm lan
you you ol you you ol
2004 yılıydı kasım ayının ikinci haftasının başları,17 saatlik otobüs yolculuğunun sonun da,yarmurlu soğuk bir gün de ilk kez istanbulun esenler otogarına ayak bastığım da beni karşılayan hiç kimsenin olmayışı hafiften içimi burksa da üzerin de düşünmeyip,yolunu kaybetmiş bir bedevi misali yön bulmaya çalışan bir piyadeydim.
ilk dikkatimi ceken şey bir köşe de oturmuş,uzun sakalları kir ve pas dan sararmış,üstü başı perişan bir adamcağızdı.evet en zenginlerin ve elitlerin de yaşadığı bir şehir olan istanbulun,iş olanağı olmayan,fakir insanlarıyla dolu köyümden farksız aslında ne kadar fakir ve kimsesiz olduğu adaletsizlikti.
küçük yalıya vardığım da öyle bir yağmur vardı ki catalım dan aşağı akıyordu yağmur suları,iliğime kadar ıslanmıştım nizamiye den içeri girene kadar.korku,yalnızlık,nerdeyim böyle endişesi öyle kaplamıştı ki içimi,her söyleneni sorgusuz biçim de yerine getirmenin aceleciliğinden başka bir şey gelmiyordu elimden.
aradan geçen bir kaç günün ardından alışmış ayak uydurmaya başlamıştım.her sabah 6 da kalkış,sakal tıraşı,bot boyama,mıntıka temizliği,hiç alışık olmadığım soğuk çay,küçük kutular da reçelli kahvaltı.tüfekli tüfeksiz hareketler,öğle yemeği,öğleden sonra spor kompleksin de eğitim,yat iştiması.her şey o kadar ronalti ve rutin bir şekilde günler gelip geçiyordu.taki 2005 yılbaşı eğlencesinin olduğu güne kadar,o gün arkadaşlarımın aileleri gelmiş,gazinoda yemekli program düzenleşmiş,hindiler kesilmişti.arkadaşların doya doya ailesiyle hasret gidermesini izliyordum uzaktan,köşe de pineklemiş yalnız bir masanın sandalyesin de.o gün ailemden veya tanıdığım hiç kimse gelmemişti.memleket oldukca uzaktı ve pederin gelip gidecek kadar maddi durumu yoktu.o gün hayatım boyunca sadece o gün hıçkıra hıçkara iliğime kadar hissetmiştim yalnızlığı.
30 dakikalık telefon kartım da bitmişti üstelik beni terk edecek olan biri için,ailemi değil ona kullanmıştım,oysa o kadar ihtiyacım vardı ki o gün sıcak bir selama,özledim diyen bir sese.kart alacak param da yoktu,birinden isteyecek yüzümde.

insan unutamıyor o günleri,oysa sonrasında ne güzel hatıralar biriktirdim bu yaşıma kadar ama o geçmişin izlerini silemiyor,atamıyor içinden insan.
siyah kelebek siyah kelebek
evde ekmek olmazdı, komşuya giderdim. çocuk köfte istiyor biraz bayat ekmek varsa alabilir miyim diye, halbuki evde yiyeceğimiz bi lokma ekmeğimiz olmazdı..

- adile naşit
leyli leyla leyli leyla
yıl 2011..geceleri bir belediyenin kantininin fırın bölümünde çalışıyor, gündüzleride okula gidiyordum, kantinden ve okuldan aldığım burs yardımıyla ancak kira, elektrik, su gibi faturaları ödeyebiliyorum, yeme içmeye çok az para kalıyordu, sabaha doğru işten çıktım buz gibi hava, onca yolu yaya yürüyüp eve geldim üstümü değiştirdim okula gidecem, okul 22 km uzaklıkta, cebimde ancak gidiş parası var, gelişi düşünmek istemiyorum, okula gitmesem aldığım burs kesilecek, önce otobüse bindim sonrasında iki tren değiştirdim, sınıfa girdim ohh sıcacık, yorgunluktan gözlerimden uyku akıyor, nereye otursam nereye yaslansam orda uyuyakalıyorum, ders bitti saat 16.00..ee nasıl eve gidecem, ortalık karanlık, otobüs durağına gittim baya kalabalık var, yasak olmasına rağmen şöfere çaktırmadan arka kapıdan bindim, ayakta 10 dakikalık yolculuktan sonra indim, trene binecem, trene biletsiz binmek kolaydı, trene bindim, kapılar kapanmak üzereyken eyvah o da ne!! kontrolcü.. biletsiz bindiğimi anlarsa 0zamanlar türkiye parasıyla 260 tl para cezası kesecek, ben içimden bildiğim bütün duaları okuyorum, 25 dakikalık tren yolculuğunda iş saati çıkışı kalabalık olduğundan sıra bir türlü bana gelmedi, ama öldüm öldüm dirildim, cezasız trenden indim, koşa koşa evin yolunu tuttum, bir hafta boyunca aynı şeyleri , aynı korkuları yaşadım, aybaşı geldiğinde ilk aldığım bi otobüs kartı oldu. mezun oldum, gece okul temizlemeler, kantinlerde çalışmalar yok, şimdi o saatlerde yatıyorum, güzel bir işim iyi bir maaşım var ama otobüse her bindiğimde hala çok huzursuzum!
1 /