hayatın anlamsız geldiği anlar

1 /
orda olmayan adam orda olmayan adam
her şeyin biçimsel olarak değiştiğini ama yine de aynı kısır döngünün sürdüğünün fark edildiği anlardır.
işte bu anlarda o içini ballandıra ballandıra doldurduğumuz kavramların hızla içi boşalıverir.
onun yerine hiç bir anlamaya gelmeyen sesli sessiz harf karması kalır yalnızca..
kukunhalauzerimde kukunhalauzerimde
nerede nasıl olacağını kestiremediğiniz zaman dili. geçen gün bir kez daha fark ettim hayatın anlamsızlığını. kimine göre neler ifade ederken kimine göre ne kadar boş ve zor olduğunu.

güzel bir cumartesi günüydü. öğlene kadar deliksiz uyumuşum. hava güzel ve dışarıda yapayım kahvaltımı dedim. güzel bir serpme kahvaltı döşedim mideme. daha sonra kahve içmeliydim , kahvesi enfes pahası bir o kadar enfes bir yere gittim. arkadaşlar geldi ve eğlencenin dibine vurduk kol gibi geçiren kahvecide. aman ne önemi vardı zaten paranın. dünyaya bir daha mı gelecektik. daha sonra ihtiyacımız olmamasına rağmen yapılan alışverişler...

akşam olmaya yüz tutmuştu ki ev arkadaşım aradı. bugün pazar kurulduğunu ve gelirken bir şeyler almamı rica etti. uzun zaman olmuş akşamları pazar meydanına uğramayalı. küçükken gördüğüm o manzara artık yok zannediyormuşum meğerse. belki babamdan büyük adamlar , annemden büyük kadınlar yerden sebze meyve topluyorlardı akşam çocuklarına yemek yapmak için. elim ayağım boşaldı birden , yer yarılsaydı da içine girseydim diye düşündüm , eve gitmeye güç bulamadım kendimde.

hayatın anlamı akşama kadar para harcayıp mutlu olmak mıydı? ya da beş kuruş paran olmadığı için pazar artıklarını toplamak çocuklarına yemek yapmak mıydı? ne kadar boş ve anlamsızdı hayat o gün benim için. belki etkisinden kurtuldum ama ciddi anlamda hayatın anlamsız ve zaman geçirmek için bir yer olduğunu anladım.
i am fine and you i am fine and you
az önce.

evet evet az önce kendimi full felçli düşündüm.sadece tek bi parmağım ve gözlerimin hareket edebildiğini hayal ettim.o sırada ezan okundu.nasıl namaz kılcam la şimdi diye düşündüm.gözlerimle etrafımdakilere camı açmalarını ima ettim.gözyaşlarımla abdest alırım sonra göz hareketleriyle namaz kılarım dedim.sonra olan oldu.insanlar ve hayat anlamsız geldi.

çok ilginçti la.kafa gitmiş.
draco von hagen draco von hagen
insanların neden birbirine farklı türlermiş gibi yakalştıklarını anlamıyorum. yani bir italyan ve bir çinliyi ele alalım. italyan için çinli sanki kedi, çinli içinde italyan sanki at gibiymiş gibi. her topluluk birbirine farklı bir tür olarak bakıyor sanki. sanki evrendeki başka gezegenlerden farklı türlerden gelerek dünyada toplanılmış ve her tür kendi yaşam alanını ve kendi grubunu bayraklarla simgeleyerek kurmuş gibi.

atlar, eşekler, kediler, tavuklar gibi. çinli, italyan, ingiliz, türk yazılabilir yerine. ortada aslında onlarda olduğu gibi at eşek kedi yok sadece insan var. sanki herkes birbirini aynı türün üyesi gibi değilde farklı türün üyesi gibi sanıyor. insanları seviye olarak birbirinden ayıran eğitim, bilgi ve gelişmişlik seviyesi olabilir bilemiyorum. şöyle dünyaya bir bakınca gördüklerim sanki ülke ve bayraklar altında insanların sanki farklı türlermiş gibi birbirini görmesi. belki de iletişim kurucak insandan başka bir şey henüz bulamadığı için ve çeşitliliğe muhtaç duyan canlının kendini farklı olarak istemsizce soyutlaması bu durum.

mesela farklı bir gezegenden iletişim ve zeka yeteneği olan atıyorum dorra adında bir tür dünyaya gelse insanlar birbirini farklı tür olarak görmekten anında vazgeçer diye düşünüyorum. durum anında insanlar ve dorranlar şeklinde değişir.

garip bir durum.
kronikdepresif kronikdepresif
standart bir hayat yaşayan insanları gördükçe gelen boşluk hissi.
haftanın altı günü aynı işe gidip aynı şeyleri yapan bütün ömrünü böyle geçiren insanları gördükçe hayat çok anlamsız geliyor. ne için okuyorum ulan ben? bunun için değil mi? belkide bunun bilinciyle umursamıyorum hiçbir şeyi..
sırasıyla yaşamak zorunda mıyız ki herşeyi? bugün işe gitmeyip eğlenmeye gitsek ne olur? yapamazsın ama neden çünkü patronun işten atar üç kuruş veriyor ya.
çalış sen ol o zaman patron?? ne değişecek ki yine aynı bok. herşey sıkıyor bir yerden sonra.
geleceği düşündükçe bu okul bu sınavlar bu yollar anlamsız geliyor. ne için yaşıyorum ki ben? 65 yaşına kadar çalışıp ki yaşarsam üç kuruş emekli maaşına talim etmek için mi? ben niye bu standart hayat için ömrümü heba edeyim ki?
edit: saçmalamış olabilirim biraz. zaten bunları buraya niye yazdım onu da bilmiyorum o da ayrı mesele. hayat kadar anlamsız işte bu da.
zilan zilan
erdoğan'ın izmir mitingini izlediğin şu andır . "gavur izmir" böylesini görmedi. kılıçdaroğlu'nun sesini dinletip önce yuhalatıyor. sonra ilkokul bebesine anlatır gibi dalga geçiyor. arkideş demesi yok mu. düşman başına. bitsin de şu seçim hayır'lısıyla. kurtulsak bu gürültüden.
ya star ya reppi.
çünkü her şey biter çünkü her şey biter
ne kadar okursanız okuyun, çevreniz, aileniz, arkadaşlarınız ne kadar mükemmel, zeki olursa olsun eninde sonunda bomboooş insanların götünü kaldırmak zorunda kaldığınız bir an gelecek.

ne yazık ki dünya yalakaları seviyor ve sikseler yapmayacağım dediğim ne varsa artık o kadar da emin değilim. yapabilirim. bugün yanında olduğum herkesi yarın karşıma alabilirim. olduğum yere gelmek için çok uğraştım ve sikik bir embesilin egosunu tatmin etmem gerekirse yapacağım. ama yapmak zorunda kaldığım her şeyi aklımın köşesine yazıyorum. tek tek hesabını soracağım.
2
sasaki endo sasaki endo
gülücükle cevap vermek.
kedili fotolardan yürümeye çalışmak.
"yardımcı olun mehmet ali bey" lafından sonra verilen kopya harf sonucu dıdıt diye kandırılmak.
insanlara ilgi göstermek.
arabanın yan koltuğunda gözlük takan kız sevgili.
misafirlerin terlik sevdası.
cumhurbaşkanımız.
veganlar.
simurga iki çift lafım varr simurga iki çift lafım varr
hamlet' ten :

" serçenin ölmesinde bile bir bildiği vardır kaderin. şimdi olacaksa bir şey yarına kalmaz, yarına kalacaksa bugün olmaz. bütün mesele hazır olmakta. madem hiçbir insan bırakıp gideceği şeyin gerçekten sahibi olmamış, erken bırakmış ne çıkar, ne olacaksa olsun! "
ekşi lahana ekşi lahana
karanlık bir gecede, gök yüzüne baktığımda -ki bakmamaya çalışırım- var olan galaksilerin, yıldızların büyük bir çoğunluğunun görüntülerinin henüz gelmediğini tekrardan hissetmek.

düşünsenize. milyon hatta milyar yıl sonra göreceğimiz yıldızlar var. ve biz bunları daha yeni gördüğümüzde belki de o yıldızda veya galakside görülebilir enerji bitmiş ve sönmüş olacak.

bir de biz sefil egolu yaratıkları düşünün.
bildiğimizi sandığımız medeniyetimiz daha 10-20 bin yıl öncesine dayanıyor.

şu dünyaya en fazla in bırakanlar peygamberler. onların bile mazisi birkaç bin yıllık.

o kadar izole ve küçük hayatlarımızda ne kadar egolu yaratıklar haline gelmişiz.

belki matrix tarzı bir düşünce yapısı ve felsefe ile irdelendiğinde bu konu, içimizi biraz daha ferahlatabilir. o kadar da önemsiz olmadığımızı düşünebiliriz. ama onda da aslolanı keşfedemediğimizden, hala daha anlamınlmıza varamıyoruz.

belki de ondan bu kadar agresifiz.
belki de zaten bu dünyaya ait olmadığımızdan bu dünyayı tüketiyoruz.
belki de "hayat" ve "gerçek" dediğimiz sanrılarımızdan henüz sırılamadığımızdan anlam yüklemeye çalışıyoruz.

bunların hiç biri aslında birbiriyle bağlanamıyor. ve işte bu yüzden anlamsız geliyor.
damdan akan damdan akan
20 sene sonra bile tam da bu koltukta, bu saatte, bu şekilde çalışıyor olduğumu düşününce. yani yüzümde biraz kırışıklar hayal edip kendimi o zamana fırlatıyorum ve.... "böyle olacaksa olmasa da olur" diyorum.
tabii beterinden sakınsın.
1 /