her şeyi bırakıp gitmek

1 /
luthien luthien
herkesin hayatının bir döneminde muhakkak aklına gelen,ama genelde yemediği için hayatına devam etme durumuna sebebiyet veren,insanın yeterr ulannn diye isyan ettiği son nokta.
dali dali
zordur.. daha zoru ise giderken herşeyi yanınızda götürmektir. belleğinizin o kadar büyük bir kısmını işgal eder ki omuzlarınızdaki "küçük" dünyanız, dünyanın tüm yükünü omuzlarınızda hisseder ve büyük ihtimalle gideceğiniz yere bile varamadan yığılır kalırsınız.
ironbronze ironbronze
tavsiye edilir, yalnız meret bağımlılık yapıyor uyarayım. yorucu iş ve okul hayatına bir ara vermek, farklı ülkeler, yeni kültürler, arkadaşlıklar, maceralar için yapılmasını şiddetle tavsiye ederim. harika anılarla geri döndüğünüzde kendinizi yenilenmiş hissedecek işinize gücünüze devam etmek için yeterli enerjiyi depolamış olacaksınız.

hele bitirme tezinin tesliminden sonra yapılırsa off...
jack jack
her şeyin üst üste geldiği zamanlarda yapılması en çok istenen hareket. daha yapabilenini görmedim ama.

bu arada aramaya inanalım:
(ara: her şeyi bırakıp gi*)
megae megae
yıllar önce yapılan aileler yarışıyor programında 100 kişiye sorduk diye başlayan cümlelerde görmek istediğim cümledir. 100 kişiye sorduk bakalım kaç kişi her şeyi bırakıp gitmek ister? sanırım bu ülkede bu soruya istemem diyen insan yok ya da benim çevremde yok herkes bir şeyleri bir yerleri bırakıp bilmediği yerlere gitmek. fakat bu güne kadar daha bunu gerçekleştirebilmiş insan göremedim ya boş keseden sallayan bir toplumuz ya da bizde her şeyi bırakıp gitcek göt yok...
season of change season of change
herşeyi ardında bırakıp yeniden başlamak istemek, fakat yapılsa bile gidilen her yere tam da o kaçılan herşeyi içinde taşıyarak götürmek, kaçamamak
martin mi eden martin mi eden
becerebilmek için aklınıda gideceğin yerde bırakman gereken mümkün olmayan düşününce kişinin psikolojisini daha da allak bullak eden çıkmazdır sokaktır.
karizmatik karizmatik
tan yeri ağarmak üzereydi. akşam yatağa girdiğinden bu yana gözüne bir türlü uyku girmemiş, kirpiği kirpiğine değmemişti. yavaşca yatağından doğruldu. terliklerini giydi. uykusuzluktan acıyan gözlerini ovuşturdu. üstünü değiştirip dışarı çıktı.

kapalı kapılar arasında kalmış uykulu sokakların arasından geçerek varmak istediği yere geldi. burası onun en sevdiği yerdi. belli ki en çok burayı özleyecekti. ama bunları düşünmek istemiyordu. o an istediği sadece, tan yeri ağarırken güneşin aldığı o eşsiz rengin deniz üzerinde dalgalanmasını izlemekti. bu zevke eşlik edebilecek en güzel şey ise seher vaktine has olan deniz kokusu idi. derince bir nefes aldı. o an bu kokuyu saklayabilme şansı olmadığına çok üzüldü.

kim bilir kaç gece yatağından kalkıp buraya gelmişti. kaç kere güneşin doğuşnu seyredebilmek için uykusuz kalmıştı. gideceği yerde bu güzelliği bulup bulamayacağını düşününce biraz canı sıkıldı. “acaba doğru mu yapıyorum?” diye tekrar düşündü. ama bir kere kafasına koymuştu her şeyi bırakıp gitmeyi. bu sefer yapacaktı.

güneş doğunca insanlar sokaklarda boy göstermeye başladı. neden sonra karnının acıktığını hissetti. saatine göz attı. evet tam vakti idi. köşedeki simitçinin sıcak simitleri tezgahına koyduğu vakitti. ayağa kalktı. kendisinin yetişeceği bir yeri bulunmamasından olacak insanların bu telaşlı halini garipsedi. tıklım tıklım olan otobüsler, hızla yürüyen insanlar, birbirlerinin önüne geçmek için fırsat kollayan dolmuşlar, araya girmeye çalışan taksiler. sonra gözü aceleyle yürüyen sokak köpeklerine ilişti.* sanki onlar da insanların bu telaşına ayak uydurma çabası içindeydiler. patilerinden çıkan tıkır tıkır sesler eşliğinde etrafa kaçamak bakışlar atarak bir yere yetişmeleri gerekiyormuş gibi hızlı hızlı yürümeleri çok hoşuna gitmişti.

nihayet köşeye geldi ve kalabalığın arasından sıyrılarak sıcak ve çıtır çıtır bir simit alabildi. simidi ısırmadan önce kokusunu içine çekti. simidi yemek için parka gitti. güzel bir ağacın gölgesine oturdu. bir yandan simidi yiyor bir yandan da spor yapan insanları izliyordu. beklenenin aksine, gençlerden daha çok yaşlılar vardı spor yapanların arasında. “insanlar sağlığın kıymetini kaybedince anlıyor” diye geçirdi içinden. ve terk edeceği bu şehrin kıymetini ne zaman anlayacağını düşündü.

vakit hızla yaklaşıyordu. gitmek ilk defa bu kadar zor gelmişti. her şey değiştiğinde gitmek gerekir. herşey çoktan değişmişti ve hareket vakti gelmişti. yıllarca "gittiğim olmadı hiç, ama olsun... istemek de güzel"* dizesiyle avutmuştu kendini. ilk defa yola koyulacak cesareti bulmuşken bundan vazgeçmeye hiç niyeti yoktu. yapması gerekenleri aklından hızlıca geçirdi. bir şey hariç, hepsi tamamdı. belki de hayatında bir daha göremeyeceği kişiyi son kez görmek için ayağa kalktı ve yürümeye başladı...
1 /