herkesi ve her şeyi bırakıp gitmek isteği

1 /
acme acme
herkesin ve herşeyin insanı bunalttığı anda gelen istektir.geçicidir, yalnızlık öğretir kimsesiz ve hiçbirşeysiz yaşamanın imkansızlığını...
falasquil falasquil
istekten çok öte bir hale gelebilen durumdur. damarlarınızda akar durur. gitmem gerek! cümlesi vurgusuyla birlikte yankılanır durur beyninizde. hayatınızda kıymeti bir başka olan arkadaşınızın, canınız ciğerinizin kafasında konuşanlar varken, siz kafanızda sürekli susmayan bir "kendiniz" olduğunu bilirsiniz. ve bu kendiniz size sürekli, yıllardan beri belki, gitmeniz gerektiğini söyler. önce şehir değiştirirsiniz, gittiniz sanarak, yeteceğini ve susacağını düşünerek. öyle zaman olur der ki; "büyüdün, yerinde saymıyorsun, ben de aynı kalmadım... ve başka bir şehir artık beni kandıramaz. açıklama yapmak zorunda hissetmediğin, havasına, suyuna, diline, iklimine, insanına alışık olmadığın bir yere gitmelisin! beni öldürmeyen şey güçlendirdi, işin artık daha zor falas..."
"e amına koyim o zaman ben senin allahın belası!" dersiniz, götüyle güler. hayatınızda insani hiçbir varlıktan duymadığınız alayda ve küstahlıkta hem de...
şu an, tam da şimdi gidemeyeceğinizi gayet iyi bildiğinizden ötürü küfrede ede oturursunuz kıç üstü. gidebileceğiniz zaman geldiğinde de gitmenin artık bir anlam ifade etmeyeceği ihtimali korkutandır sizi aslında... her şey zamanında güzel, der ağlayamazsınız. o ne pis bir sessizliktir o, o ne her şeyi bilip de susmaktır, o ne acıdır aman allahım! bilmemenin dayanılmaz hafifliğini arzu edersiniz, yüzeyselliğin, sığ olabilmenin...

ama siz her zamanki gibi bilmenin, en derinde hissetmenin altında her ne sikim aptal sebeplerden dolayı eziliyorsunuzdur.

edit: imla.
eskibirmasalınbaşroloyuncusu eskibirmasalınbaşroloyuncusu
bugunlerde herkes gitmek istiyor.
küçük bir sahil kasabasina,bir baska ülkeye,daglara, uzaklara...
hayatindan memnun olan yok. kiminle konussam ayni sey...
her seyi, herkesi birakip gitme istegi.
öyle ''yanina almak istedigi üç sey'' falan yok.
bir kendisi.

bu yeter zaten. her seyi, herkesi götürdün demektir.
keske kendini birakip gidebilse insan.
ama olmuyor.

hadi kendimize raziyiz diyelim, öteki de olmuyor.
ani her seyi yüzüstü birakmak göze alinamiyor.
böyle gidiyor iste. bir yanimiz ''kalk gidelim'',
öbür yanimiz "otur'' diyor.
''otur'' diyen kazaniyor. o yan kalabalik zira.
is, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, güvende olma duygusu..

en kötüsü aliskanlik.
aliskanligin verdigi rahatlik, monotonlugun dogurdugu bikkinligi
yeniyor. kaliyoruz.
kus olup uçmak isterken agaç olup kök saliyoruz.
evlenmeler...
bir çocuk daha dogurmalar...
borçlara girmeler...
bir köpek bile bizi uçmaktan alikoyabiliyor.
misal, ben...
kapidaki rex'i birakip gidemiyorum. degil bu sehirden gitmek,
iki sokak öteye tasinamiyorum. alip götürsem gelmez ki...
bütün sokagin köpegi oldugunun farkinda.
herkes onu, o herkesi seviyor.
hangi birimizle gitsin?
''sirtinda yumurta küfesi olmak'' diye bir deyim vardir;
evet, sirtimizda yumurta küfesi var hepimizin.
kendi imalatimiz küfeler.
ama egreti de yasanmaz ki bu dünyada. ölüm var zira.
ölüme inat tutunmak lazim. inadina kök salmak lazim.
bari ufak kaçislar yapabilsek.
var tabii yapanlar. ama az. sadece kaymak tabakasi.
hepimiz kaçabilsek...
bütçe, zaman, keyif...
denk olsa. gün içinde mesela...
küçücük gitmeler yapabilsek.
ne mümkün.
sabah 09.00, aksam 18.00.
sonra baska mecburiyetler.
sıkışıp kaldık.
sirf yeme, içme, barinmanin bedeli bu kadar agir olmamali.
hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
bir ömür karsiligi bir ömür yani.
ne saçma.
bahar midir bizi bu hale getiren?
galiba.
ben her bahar ásik olmam ama her bahar gitmek isterim.
gittigim olmadi hiç.
ama olsun... istemek de güzel.
can yücel
zibidigibi zibidigibi
ben bunu yakın bi zaman içersinde kendimden de hiç beklemediğim bi dönemde yaptım, dedim olm, kalk git, hiç bilmediğin bi yere git, bakalım ne olacak. aldım çantamı sırtıma, atladım gittim. hiç gitmediğim hiç kimsenin olmadığı yerlere.. dolandım, durdum, yine dolandım, eziyet çektim, aha dedim gittim işte, kaçtım, nah! bi şarkı çıktı giderken, pat başladığım yere geldim. kilometrelerce öteye gidiyorsun, bi şarkı çıkıyor bilmediğin diyarlarda, dağılıyorsun. şarkının çıkması belki benim cenabetliğim ama, insanların suretlerinde hep o kaçtığın şeyleri görüyorsun. kötü tabi. yanisi bu istek geliyor, gelmiyor değil ama önce kaçtığınız şeyi bi gömün içinize, toprağına da ayaklarınızla basın, sonra kaçın, gidin nereye gitmek istiyorsanız, o zaman tamam olur. ama yarım yamalak vaziyette sırf her şeyden ve herkesten bıktım moduyla hareket ediyorsanız nanay, olmaz o iş diyorum. hiç ummadığınız beklemediğiniz bi'şi gelip sizi alnızın çatısının ortasından vuruyor çünkü. o bakımdan gömerek gidin! kalbine gömerim o zamaaaannn diyerek gidin. gidiniz ama! yapın bunu, içinizde kalmasın bu isteği gerçekleştirmek. tecrübe oluyor en azından.
adnan kemal rahatkan adnan kemal rahatkan
hüseyin üzmez gibi birinin tahliye edilmesinin ardından gelen insanlığa olan inancını yitirme durumudur. dünyayı terk etmek istiyor insan, insanlığı terk etmek istiyor, kendini de terk etmek istiyor. insanlık kendi içinde kokuşup çürüyerek kendi felaket sonunu hazırlamaya mahkum. ister kıyametle olsun, ister nükleer patlamalarla.
kilciklitazefasulye kilciklitazefasulye
gazetedeki hüseyin üzmez'in tahliye haberini okuduktan sonra bastırılamaz bir hale gelen ve mide bulantısı ile bilikte başgösteren istek. ama gitsen nereye gideceksin ki, dünyanın her yerinde aynı halt gelmiyor mu insanın başına, dünyanın her yerinde aynı soysuzluk hüküm sürmüyor mu? paran varsa güçlüsün, bir cemaate/gruba mensupsan onların gücü kadar daha güçlüsün, adalet yalnız güçlüler için var bu dünyada...

bazen diyorum var me gerçekten ilahi adalet diye bir şey, olduğuna inanıyorum, bu kadar soysuzluk bedelsiz olmamalı, diyor ya kur'an-ı kerim'de "boynuzsuz koç, boynuzludan hakkını alacak" diye, inanmak istiyorum böyle keskin bir adalet mekanizmasına. yoksa yaşanmaz bu dünyada, mide bulantısına alışmak mümkün mü? ya vicdanı köreltmeli ya bu düzeni değiştirmeli ama gitmek yok, gidilemez hiçbir yere
1 /