incir çekirdeği

1 /
bimekan bimekan
susuyorum konuşmam artık
kelimeler boşu boşuna
özlesem aramam artık
alıştım yokluğuna

kime güveniyorsun, nedir derdin
bu ne cesaret, nedir bu halin

tükenmiyor hangi ömür, gücenmiyor hangi gönül
bunlar günün getirdiği
yelkenler yalnızlığa, bahaneler kar yanına
dolsun incir çekirdeği

incinince küsemem artık
bağırıp çağırmam bir daha
yılları devirdik artık
geriye dönüş yok asla

söz-müzik: adnan ergil

nilüfer'in hayal albümünden bir şarkı.
john williams john williams
sevda çiçek'in senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği filmdir.

- uyarı: yazının devamı, eserin konusu hakkında ayrıntılı bilgi içermektedir. -

“… devlet hastanesi’nin morguna
yeni kadın cesetleri geliyordu.
evil-bekar, genç-yaşlı, çocuklu-çocuksuz,
esmer-kumral kadın cesetleri.
kimi silahla, kimi kendisini asarak,
kimi ilaçla son verilen yaşamlar
morgun soğuk dolaplarında
otopsi için sırasını bekliyordu.. “

müjgan halis’in bu satırları ile başlar film. ardından da bir türk geleneği olarak, askerden yeni dönen evin erkek çocuğu için sazlı-sözlü şenlik düzenlenir. tabi askerden dönmek sadece eğlenmek demek değildir. artık evlenmenin de vakti, zamanı gelmiştir.

evlendirme işini genelde analar, ablalar gençleri başgöz ederek gerçekleştirmeye çalışır eskilerde ve şimdilerde de büyük şehirlere uzak olan yerlerde ya da büyük şehirde yaşadığı halde eski geleneklerinden ayrı kalamayan ailelerde. işte bunun için delal, askerden dönen erkek kardeşi celil’i sevdiği kız ile buluşturur. ancak insanlar her şeyi ve kimi zamanda kaderini, özellikle de başkalarının kaderini kontrol edemese de, etkileyebilmektedir. bu yüzden celil, daha önceden döşenmiş bir mayına basar ve filmin ilk dakikalarında yaşamını kaybeder. burada ilgi çekici ama yine de düşünülmesi gereken birkaç nokta, izleyicinin kafasına takılmaktadır. herşeyden önce, olayın mardin’in bir köyünde geçmesi ama merkezden o kadar uzak olmaması nedeni ile, o mayının orada ne gezdiği bir soru işaretidir. eğer ki sınır ve dağlık bir arazide gerçekleşmiş olsa, kabul edilecek bu detay sanırım filmin konusunu kurmak için gerekli ama üst düzey bir detaydır. eğer ki terör üzerinden gönderme yapılmak isteniyorsa, bu mesaj filmin sonunda herhangi bir noktaya bağlanmamaktadır. hani şu klişe durumu herkes az çok bilmektedir; eğer ki yönetmen duvarda asılı bir silah ya da masada bir bıçak gösteriyorsa, o silah patlar ya da o bıçak kullanılır.

kardeşinin ölümü üzerine, delal kendini suçlu görür ve intihar eder. bunun üzerine heda, o’nun geride bıraktığı kızı suham ve kocası nazif’e ‘vekaleten’ annelik ve kadınlık yapar. ancak nazif’in bir başka evde bir başka kadını vardır, üstelik heda’nın karnında bir kızı olduğu halde. heda, nazif’in delal’i unutamadığını düşünür ya da gerçekleri bildiği halde kendini kandırmayı seçer, hemen her türk kadınının evinin ve huzurunun dağılmaması için, pek çok şeye göz yumacağı gibi. bununla birlikte heda, evliliği ve kardeşinin mirası için defne isimli kadının karşısına çıkmaya ve ‘git’ demeye de cesaret edecektir. yine de, herkes görmektedir, ki buna heda da dahil, nazif defne’ye aşıktır. üstelik kadın, fahişelik yaptığı halde, nazif ondan çalışmayı bırakmasını bile istemiş bununla birlikte sevişirken ‘orospu’ dediğinde, defne tepki göstermiş ve hoşuna gitmemiştir.

taş ustası ve evin dedesi olan abdülkadir’in, nazif’in bu kadına gittiğinden haberi yoktur. ancak filmin ilerleyen bölümlerinde kahveye gidip de nazif’i bulamayınca merak eder ve şüphelenir. yine de filmin sonunda öğrenip öğrenmediği gösterilmez. defne’nin bu aile ile bir başka bağlantısı da aslında mahallenin delisi ibrahim’dir. deli ibrahim zaman zaman defne’nin evine giderek, o’nun tarafından ‘paklanmakta’ yani yıkanmaktadır. hatta yağmur altında nazif bile bunun geyiğini yapmış ‘seni kim pakladı’ diye sormuştur. deli ibrahim filmin sonunda kendini asacak olan cemile’ye de anne demektedir ve o’ndan yemek alıp, bazen hediye getirmektedir o’na.

film bu şekilde birbirine teğet geçmiş bağlantılar üzerine kurulurken, anlatılmak istenen esas noktanın ne olduğu sorusu ise cevapsız havada asılı durmaktadır. en az üç ölümün yaşandığını bildiğimiz bir film izlenmekte ama konusu kesinlikle ölüme bağlanmamaktadır. mardin’de geçmesi nedeni ile, töre de temel olarak vurgulanmamakta çünkü heda’nın yengesi o’na gerekirse acımamasını ve nazif’i bırakması gerektiğini vurgular. aynı şekilde abdülkadir, suham’ın okumasını ve doktor olmasını istemekte ve desteklemektedir, halanın karşı çıkmasına rağmen. ancak son nokta da şu elde edilmektedir, insan değer verdiği şeyi kaybettiğinde ve kendini suçlu hissettiğinde boşluğa düşmekte ve yapılması en zor ya da o an en kolay çıkış yolunu seçmekte ve yapmaktadır. bu durum delal için de, nazif için de ve filmin sonunda kendini asan cemile için de böyledir.

son dönem türk sinemasının güzel bir örneği olan incir çekirdeği, sağlam oyuncu kadrosu, çekim esnasında kullanılan durağan çekimler ve fotografik öğelerle desteklemesinin yanında etkili film müzikleri ile beğeni kazanmakta yapılmak istenen göndermeler ve mesajlar biraz zayıf kalmaktadır. herşeye rağmen senarist ve yönetmen sevda çiçek ile tüm ekibini kutlamak ve teşekkür etmek gerekir.
mental retardasyon mental retardasyon
beşinci işçi filmleri festivali bünyesinde yeni izlediğim bir filmdir.
öncelikle; kadın yönetmen olması itibariyle izlemeden sevmiştim filmi. kadın yönetmenin ülkemizde yok denecek kadar az olması sebebiyle.
filme gelince, yönetmenin yerine koydum kendimi uzun uzun düşündüm. iyimser olmak için zorladım. hayır öyle düşünmemeliyim, her şeye bok atmamalıyım falan dedim samimi geldi yer yer de ama... gerçekten kötüydü film arkadaş.
yani yönetmen film boyunca bence ne anlatmak istediğini düşünmüş. yani bir şey anlatmak zorunda mı? ya da anafikir vermek, mesaj verecem diye diretmeli mi? tartışılır filmin gelişi itibariyle. fakat bu kadar da havada olmaz.
oynayanlar bile ne oynadığını bilmiyordu. neye üzüldüklerini. altı boş, üstü bomboş filmdi.
fotoğrafik güzel anlar var evet, ama hiçbir şeye hizmet etmediği gibi gereğinden fazla yoruyor. kendim anlam yüklemeye çalışıyorum, film buna da izin vermiyor. "bu sahne güzel oldu, bu deli karakteri hoş gözüküyor, çocuk kullandığımız iyi oldu çocuk kullanmak hep iyidir iyi..." mantığı yürütülmüş. akıllarına gelen her şeyi çekmişler, koymuşlar. ama olmaz ki...
özgü namal'a gelince. kendisini kötü hissettiğini düşünüyorum "dönüşümünden" ötürü. ama yapacak bişey yok özgücüğüm para güzel, para tatlı, para sıcak... neyse.
cd temizleme bezi cd temizleme bezi
haluk dursun ve iskender pala gibi iki büyük hocanın enfes muhabbetine tanık olacağımız program. bu iki isim olduktan sonra bana bir şey demek düşmez, diyemem de zaten. su gibi akan muhabbetler, en alakasız konularda bile.

şu an yapılan programda hazırlık yaparken yayına girilmiş ve 20 dk hazırlık yaptıklarını sanıp canlı yayın yapmışlar, bir ilginçlik olmuş ayrıca.

http://kanal.yirmidort.tv/programlar/incir-cekirdegi-p178.htm
olea olea
bu sezon kanal 24 te iskender pala ve hilmi yavuz yanı sıra cezmi ersöz'ün de yer aldığı edebiyat programının dün akşamki bölümünde cezmi ersözün yüzündeki garip ifade sayesinde bir türlü konsantre olmadım, sohbet nereye giderse gitsin hilmi yavuz hep başka bir köşeden çekiyor, iskender pala ezberinden divan edebiyatı eserleri paylaşıyor ( o çok ağdalı dilde) cezmi ersöz atilla ilhan şiirini ömründe ilk kez görmüş gibi kağıttan ve titreyen bir sesle okuyor. bu nasıl bir üçlü, bu nasıl bir sentez, ayrıca neden olay mahali kanal 24 soruları kafamdaki incir çekirdeğini fazlasıyla doldurdu. şimdi haftaya olacak bölümü bekliyorum merakla.
red goddess red goddess
sevda çiçek'in senarist ve yönetmenliğini üstlendiği film.

birçok şey anlatmaya çalışıp hiçbir şey anlatamamıştır.

filmin adı aslında mıhsıçtı olarak düşünülmüş ama hiçbir maddi yardım alamadığı için değiştirilmiştir. değiştirilse de tek maddi yardımı mardin valiliği sağlamıştır.
elastigirl elastigirl
fazlaca durgun olsa da oyunculukları güzel olan ve mardin görüntüleri hatrına izlenebilitesi bulunan ama özellikle hikayesinin gerçek olduğunu öğrendikten sonra hele şu günlerde insanın ruhuna hiç iyi gelmeyen film.
1 /