instela yazarlarından şiirler

235 /
cekinik cekinik
içimden bulutlar geçiyor
her biri eşsiz birer silüet
yolunu kaybetmiş
galaksinin
en sarı bulutları
alıkoymaya çalışıyorsun
kolların uzanmıyor
gücün yetmiyor bulutlarıma
yüreğim cebinde, düştü düşecek
cekinik cekinik
ne vakit aklıma düşse
seni kollarına sardığı düşüncesi
göz yaşlarımla yıkarım
serin yaz geceleri
ölü incir ağaçlarını
yanaklarım nemlenir gözlerinden hallice
katili olurum yavru kırlangıçların
ayıplama beni
ben yarım kalmışlığın burnundan soluyan
bir tablosuyum şimdi
kırlangıçlar bile ağlıyor
katili olduğum
gökyüzü sarıya çalan her cuma gecesi.
greenpearl greenpearl
...

kirpiğin düşünce yüzüne
yankılanırdı
uzaklardan bir çanın sesi
çenen her an gülümsemeye hazır
göz bebeklerin büyümeye tetikte olurdu

"sen" derdin. ne güzel
derdin
olmasın yığılma akşamları
tek ayağı sendeleyen
tekiller için yapılmış koltuğa.

giz'li
iz'liydi tüm batımlar
yaprak kımıltısız
bungun hava...
sak'lı gülüşler arasında
sırıtışları vardı
uyumsuz bakış ve
kıpırtısız irisleriyle
köşe başı dilencilerinin.

çalardın sokak kapımı. ne güzel
çalardın
sıralanmış binbir dizeyi kaleminle
sanki susuz kalmamış gibi serçeler
sanki tebessümünü vermemişsin gibi
avcu her daim açık olana

sarılırdı salkım saçak
dalları
salınırdı kolların
omuzlarıma
özlem diyordu insanlık buna
biz engin diyorduk
"ufuk nerede?" diye sormuştun
hatrında mı?

mevsimi sorma
umrumda kalmamış
duymuştuk
iri bir tırtılın ayak seslerini
"çırpabilsin diye" demiştin. ne güzel
"açacak ve kendi sonsuzluğunda
yüzecek
söz veriyorum"

mavralar tuttururduk
çay kaşığı seslerine eş...
fısıltı bozardı kapı kilidini
kitli kalırdık cıvıltılara
inanmadığını biliyordum
susturuyordu dudaklarımdaki
fermuar beni...
aşikara çare yoktu bilirdim.

şimdi ben
cıvıldayana tutuk
yayına vurgunum kemanın
en kızılında şarabın
afitabı içebiliyorum...

sen boş kadehlerin dudak payındasın
zührenin ritmindesin
seni duyuyorum...
yankı,
dinmiyor...

...
bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
çantasını sırtına almış birini hiç bir şey durduramaz derler.
yasalar,
sınırlar,
kurallar...
nereye gidiyorsun? diye seslenen komutanlar da çıkar karşıma 
bilmiyorum derim, yürüyorum! 
sırtıma çantamı aldım 
gidiyorum.

hem buradan bakınca 
çizdiğiniz haritalara da benzemiyor hiçbir şey, 
isimsiz ağaçlar,
kimliksiz kuşlar var etrafta sadece...
karışamazsın bana.
dur burası sınır! diyorsun ya 
ben sadece yürünecek bir yol görüyorum karşımda.



- kaybolan'a
asya karetta karettası asya karetta karettası
kendisi azdı kendisi coştu
bişi içmiş ama ya ottu ya tozdu
seni zktiğim zamanlardaki sözün
sok artık sok

bir kere eline al ama
handjob yap barağıma
eline yüzüne bulaşabiliyor

bir yolu daha var
sokmadan etmeden
o seni nasıl tatmin edebiliyor

yalamadığım yer kalmıyor seni
ayaktan saçına kadar
sanırım hep seni sevecek kalbim
son kez verene kadar

yağlamadığım yer kalmıyor seni
masajdan bıkana kadar
bana göre girer çıkar inmez bu dalgam
ikimiz de gelene kadar
ropte ropte
git yanağımdan süzülen bir gözyaşı gibi
bir daha geri dönmeyecekmiş gibi git
öyle bir git ki saçlarında kıyametler kopsun yetimlerin
meraklanma bir başka şiirde onu da betimlerim
git git ki sensizlik il olsun caizse tabiri
ve ben de olayım oranın mülki amiri
yalvarırım git yoksa varlığından çıldıracağım
çünkü yokluğunla döşeli kalbim evim ve ocağım
fakesgod fakesgod
ta ciğerlerime çektiğim sigara dumanı odanın amatörce boyanmış beyaz penceresinden süzülürken aynı sigaranın külleri üzerime dökülüyordu. zaten hep böyle oluyordu. biri geliyor, ta kalbimin içine oturup kalbime giden tüm damarlarıma kendinden büyük pıhtılar bırakıyor. yüzüm henüz modernizmden nasibini almamış bir peçete gibi beyazlaşınca, hiç olmayacak bir şey oluyor. pıhtılar damarlarımı zapt ederken kalbimin tam ortasında oturan o kadın kayboluyordu ben henüz orada oturduğunu sanarken.

sonra

tüm o devasal pıhtılar

kalbime doluyor.

5 temmuz 2015
kaynak ve fon müziği: şiir: kalp pıhtılaşması ta ciğerlerime çektiğim sigara dumanı odanın amatörce boyanmış beyaz penceresinden süzülürken aynı sigaranın külleri üzerime dökülüyordu. zaten hep... tipsychannel
armagnac armagnac
şu saatler yüzün, tan vaktinin taze kızıllığına benzer
gözlerim damla damla çehreni tavaf ederken bilirim
bir lahza tenin, tuzu bereketidir dudaklarımın
serin sineme yaslı
bir yol vardır
sol yanından
geçeriz dağların ve dahi ovaların
ardında, olmuş olacak... hakka ayan.
sen uyursun, ellerin ve rayihası zülfünün, şahidimdir...
ne gördüm, ne duydumsa ikimize
en uğurlusu, en izzetlisi senin olsun...
hellosweetie hellosweetie
ben değilimki son günlerde
tanıyamıyorum kendimi
kapanmışım dörtduvar arasına
arıyorum kendimi
hs*

ne güzelde demiş özdemir asaf yön şiirinde ;
sen bana bakma, ben senin baktığın yönde olurum.
235 /