işe dans ederek gitmiyorsanız o işi bırakın

1 /
a good day to die a good day to die
fütürik bir öneri. bunu söyleyen adamın çalıştığı işler,
çağfen koleji – kurucu temsilcisi, genel müdür,
ataçağ koleji – kurucu temsilcisi , genel müdür,
anaçağ anaokulları – kurucu , genel müdür.
follow dergisi yayınları – yönetim kurulu başkanı
tesadüfe bakın ki okulların kurucusu, bu lafı söyleyen beyefendinin babası.

1
mülhem olmak mülhem olmak
atadan zengin olunca böyle şımarıklıklar oluyor muhakkak. monşerlik ise başka bir tartışma konusu elbette neyse hiç girmeyeyim. birkaç tiki amerikan dizisi izleyip sokağın gerçeklerini unutan, görmezden gelen insanlardan gün geçtikçe uzaklaşıyorum, yok sayıyorum onları. memleketin hali ortada, yokluktan, imkansızlıktan canına kıyan insanların acısı geride bıraktıklarının içinde hala taze bir yarayken, milyonlarca insan türlü zorluklarla kazandığı parayı yalnızca hayatta kalabilmek adına harcayabiliyorken, hakaret sayıyorum böyle düşüncesiz işleri.
ürkek ürkek
baktım dans ederek gitmiyorum, işi bıraktım. çünkü dans hassas nokta. şimdi kafamda huni evimde takla atıyorum. dans edemiyorsanız takla atın.

ööööf şu polyonacı twitter çapsızlarının rahatlığına imreniyorum valla. tüm imkanlar önüne serilmiş, emek vererek bir yerlere gelmenin tadını almamış, hayatı önlerine serilmiş altın tepsiden ibaret sayan bir kitle var. şu oluyorsa şunu yapın, bu oluyorsa böyle davranın bla bla. amip hayatında hiç iş bulma kaygısı yaşamamış millete akıl veriyor. vereceğin aklı mıncırayım senin.
topalkırkayak topalkırkayak
teoride doğru ama pratikte saçma cümle. saçma yerine başka şeyler de yazardım da, şimdi okuyacakları tutar, hakaret derler falan akşam akşam yok yere sakata gelmeyelim.

kendisi kim tanımıyorum ama kişisel gelişim işine yönelirse, peşine bir sürü insan takabileceğine bahse girerim. cem yılmaz'ın gösterisinde " içimizde içimizde, hepsi içimizde " şeklinde bahsettiği arkadaşlardan kendisi belli ki.

on numara bir örnek vereyim. sekiz yıldır bir şirkette çalışıyorum. son dört yıldır yönetici pozisyonundayım. son iki yıldır, muhtelif zamanlarda söverek gidip geliyorum işe. baktığın zaman günümüz şartlarında fena para kazanmıyorum ama dans etmiyorum işte. bir tarafım " lan oğlum siktir git ne diye çekiyorsun hala, ömrünü yediler " diyor, diğer taraf " siktirtme belanı otur oturduğun yerde, tazminatı niye bırakıyorsun olm, o kadar para bırakılır mı lan " diyor. o para benim için sakız parası olsaydı, iki sene önce istifa etmiş, dans ede ede gideceğim bir iş kurmuş, orada sikimin keyfine göre çalışıyor olurdum şu anda.

ama bildiğiniz üzere, markete, bankaya dans edemiyorsunuz. onlar sizi kucaklarında hoplatıyorlar sadece.
bitli piyade bitli piyade
hadi diyelim ki işimizi bir şekilde seviyoruz ve dans ederek gidiyoruz. türkiye'de gene tutmaz aga. bunun dolmuşu var metrobüsü var bilmem nesi var. zaten göt göte gidiyor millet işe bir de dans mı edecek? döverler adamı. şahsen ben döverim. zar zor binmişim bir de dans edecek... yemez aga yemez türkiye'de.
dumrul dumrul
bir fikir uç şekilde ifade edilince hayatımızda kötü giden her şeyin sorumluluğunu orada konuşan kişiye kesiyoruz. bence büyütülecek bir şey yok.

sevdiğiniz işlerde çalışın ki verimli olasınız. burada kim karlı? azıcık sen, çokça patron.

sevdiğiniz işlerde çalışın ki şu hayatta yaşadığınızı hissettiğiniz anlar çoğalsın. burda tamamen sen karlısın.

sevdiğiniz işlerde çalışın ki boş zamanlarınızı da sürekli negatif geçirmeyin. burada daha çok yakınlarınız karlı. siz de elbette.

sevdiğiniz işlerde çalışın ki gelişme yönünde de motivasyonunuz olsun. bu da herkese kazandırır. memleketin bir ucundaki çoban dahil.

ama bir de "nasıl"ı var. twiti atan buna değinmemiş. değinmek zorunda da değil. kendisine yönelik tepkiler de değinmediği bu noktadan kaynaklı sanırım. eskiden böyle şeylere çok kızardım. yani anlıyorum tepkiyi. ama her şeyi başkalarından beklemeyin. ana fikri anlamaya çalışın.

sevdiğiniz işi yapmanın karşısında bir çok seçenek var. sevmediğiniz hatta nefret ettiğiniz bir işte çalışmak, hiç çalışmayıp aç kalmak gibi... işin içine mecburiyetler girince tabii insan daha kolay kabulleniyor. aç kalacağına nefret ettiğin bir şeyi yapmaya razı olabiliyorsun. acı ama mevcut toplumu mümkün kılan şey de bu gerçeklik.

şahsen ben açlıktan ölsem nefret ettiğim bir işte çalışmam. elbette kendime bakmak dışında bir sorumluluğum olmadığı için bu bir tercih olarak hala orta yerde duruyor. sen misal çoluk çocuğa karıştın. artık böyle bir seçeneğin olmaz. rahat takılmanın bedeli de bu. kök salamazsın...

asıl konu: kendimizi mecburiyetlerin kucağından nasıl kurtaracağız? bunu düşünmediğiniz, buna yönelmediğiniz sürece kötü ve en kötü seçenekler arasında tıkılı kalmaktan asla kurtulamayacaksınız. gençken sıkıntılı gelmeyebilir ama ilerde çok farklı olacak. çevrenize bakın ve görün.

gençlikte bütün mevzu seçeneklerini artırmaktır. ilgi alanlarını çeşitlendirmek, becerilerini artırmak... yaş ilerledikçe insan bu yeteneklerini giderek kaybediyor. hem hayat şartları, hem moral durumu, hem alışkanlıklar, hem de fiziki kapasiteniz bakımından. yani bugün kendi seçeneklerinizi yaratmazsanız yarın o mecburiyetlerin altında ezilmeniz kaçınılmaz.

size tavsiyem böyle laflar duyduğunuzda hemen kabarmamanız. şimdi, bazı mecburiyetleriniz olduğunu düşünüyorsanız bilin ki bu daha fragman. en kötüsü arkadan gelecek.

genç insanlar için "gerçekçilik" büyük bir tuzaktır. hani siyaset üstüne yazarken sürekli gerçekçilik vurgusu yapan biri olarak söylüyorum. yani iktidar şöyle böyle çünkü söylediklerinin gerçekliği yok. strateji bilinci yok vs diyorum ya...

stratejik bakış açısının temel gereksinimi mevcut durumu doğru anlayıp geleceğe dönük olasılıkları net görmeye çalışmaktır. sonra ne istediğinizi tespit edersiniz ve bu olasılıklar arasından oraya giden bir yol çizersiniz. sonra her adımda bu harita revize edilir.

siyasette kumar oynama şansınız yoktur. bedellerini koca bir ülke öder. kişisel hayatta, özellikle de gençseniz bedel ödeyecek olan sizsinizdir ve kendi kayıp - kazanç hesabınızı yapmakta serbestsinizdir. bedelini göze aldığın istisnasız her şeyi yapabilirsin.

işte gençken karşınızdaki olasılıkları artırma şansınız çok çok daha fazladır. burada "gerçekliği" doğru algılayıp algılamadığınız çok önemlidir. ama gençliğin negatif yanı da bu. daha az tecrübelisin. gerçeklik sandığın şeyin gerçeklik olmama ihtimali olması daha yüksek ihtimal.

bu iki hali bir arada düşünmek gerekir. mevcut gerçekliği net görecek kadar tecrübeli değilim. buna karşılık potansiyelim daha yüksek ve hala gelişime açığım. kendime yeni ilgi alanları, yeni beceriler kazandırabilirim. benden 10 yaş büyük bir kişiyle aramda 10 yıl var.

10 yıl ne demek? iki tane üniversite bitirebilecek ya da iki kez dünya turu yapabilecek kadar zamanım var demek. bir kaç bin kitap okuyabilecek kadar zamanım var demek. iki üç tane dünya klasiği yazabilecek kadar, iki tane oscarlık film çekebilecek kadar, en az 7 - 8 tane iş kurup batırabilecek kadar zamanım var demek... tabii ki abartarak örnek veriyorum ama o on senenin önemini net anlamanız lazım. bu süreyi ağlak ağlak geçirmek istemiyorsanız mecburiyetlere odaklanmayın. potansiyellere odaklanın. çünkü on sene sonra potansiyeliniz çok daha düşük, mecburiyetleriniz çok daha baskın olacak.

akıllı olun. bu genç yaşta terbiyesiz otobüs teyzelerine, dayılarına dönüşmenin alemi yok. genç insanın muhafazakarlığından daha salakça hiçbir şey olamaz şu dünyada.

cesur olun, yeniliklere açık olun, potansiyelinizi büyütün ki gençliğiniz bir boka yarasın.
cocochanel cocochanel
nereden baksan sığ bir cümle . insan sevdiği işi yapsa bile beraber çalıştığı insanlar , oranın siatemi, maaş durumu vs. de bu sevgiyi arttırıp azaltabilir. bazen ortamı iyi olur parası güzel olmaz ya da tam tersi. insanların işsizlikten canına kıydığı bir ülkede , patronlar zaten bunu bir koz gibi görüyor. artı ülkeye gelen suriyeliler de bu işsizliğe bir toprak daha atıyorlar. 'sevmiyorsa bırak.' demek çok sığ .
antreneur antreneur
işten elde ettiğim parayla yaptığım her şeye dans ederek gidiyorum.

bence böylesi daha doğru. iş, iş olduğu için bize para veriyorlar.
1 /