ismini mars a göndermek

ünsüzdüşünür ünsüzdüşünür
türkiye, ismini mars gönderme kampanyasına katılım gösteren ülkeler arasında 2. sırada. 1. sırada zaten abd var ama abd ile türkiye arasında 682 kişilik bir fark var. biraz daha ıkınırsak abd yi bile geçeceğiz. adshfgj

ülkecek, sadece ismimiz bile olsa, siktirip gitmek istediğimizin en güzel kanıtı.

gamsizhasan gamsizhasan
en son sabah şekerleri'ne faks çekerken bu kadar heyecanlanmıştım.

ama bir yandan almanya diye arnavutköy'e bırakılan bir ilyas salman mevzuu da sezmiyor değilim.

was ist das?
das ist karpız.
arrtghh hav hav

bence dünya düz olabilir.
makarnacı marcus antonius makarnacı marcus antonius
bakiniz dunya uzerindeki (bkz: liberland) 'da da 1.'yiz. yorungedeki (bkz: asgardia) 'da da 1. yiz,
konu sktirip gitmek olunca tabiki marsi bile zorlayacagiz.

nasil bi millet olduk biz. kongolu bile en fazla bi gemiye atlarsam gizli, kacarim diye dusunuyor. biz kongolu olsak demek ki gemisiz amerikaya yuzecez.
the red queen the red queen
bileti aldıktan sonra soyadı ve e-posta bilginizle baktığınızda kayıt olduğunuz günden itibaren(benim bugün tabii) marslı olduğunuzu söylüyor. pasaport için ne zaman başvuruluyor, bilen var mı?

esksiden "nerelisin?" sorusundan nefret ettiğim için "marslıyım" diye cevap verirdim. bir gün gerçek olacakmış demek.
belki de belki de
bir süre önce ufak bir roverer idim. roverer, kendimize sesleniş biçimimizdi aslında.
gecem gündüzüm kızıl gezegenle geçiyordu. taşından toprağına okuyordum o dönem. astrobiyoloji ile başladım, sonra astrokimya ile tanıştım. alakasızdı ama aylarca okudum. kütüphaneden aldığım onlarca kitabın süresini geçirip borçlarıma borç ekledim. ha bir de 10kilo olan mars kitaplarını taşırken bel fıtığı oldum bence. o seslendiğiniz canlıcıklar için curiosity görüntülerini incedim gecelerce. radon ölçümlerini, ışık kirliliği filtrelerini, sensörlerini, fırtınalarını, kayaçlarını.. salda açıklamaları üzerine, numune olsa da bi baksam keşke istiyordum. vaktim yoktu gitmeye. oraya giden bir kampçı grup buldum. hiç tanımadığım insanlardan suyun derininden, yüzeyinden, kayacından, kilinden, taşından farklı farklı numuneler istedim. görüntülü arayıp tarif ettim şurdan burdan diye. ne çok uğraştırdım. güzel insanlardı. dönüşte istanbul'a getirdiler, bir faydamız olduysa ne mutlu dediler.
bunları yaparken çok şey geliştirdim hem kendimde hem de bir yerden sonra evladım gibi olan roverda. şimdi bakınca vay be diyorum. gerçekten ufak bir roverer idin belki de.

neyse bugünlerde ise ismini marsa taşı şeylerini görüyorum. insanımız alışkın olmadığı için heyecanlanıyor, coşuyor, e biraz da serserilik var serde -seviyoruz böyle şeyleri. göbek bağı gömen bir halk için göğe bakma çanları çalıyorsa, hepimiz birden sevinebiliriz. bense yollamadım, bakmadım bile nasılmış diye. gerçi curiositye mektup yollardım önceden ama bu seferkine gerek duymadım.

galiba ben artık marsta adımı değil, yeni nesil roverlarda ilhamımı görmek istiyorum.
-duygusal giri sonu-