it s a wonderful life

1 /
arsalan78 arsalan78
1946 yapımı, tam bir aile filmi. ilk kez bu filmi james stewart 1997 yılında öldüğünde, onun anısına atilla dorsayın trt2 deki programında yayımlandığı zaman izlemiştim ve bayağı etkilenmiştim. aile içi dayanışmanın her türlü güçlüğün üstesinden geleceğini öz olarak vermeye çalışan, hayatta mutlu olmaya değer bir çok şey bulunduğunu gösteren hafif melodram tadında güzel bir film tavsiye edilir.
cayhan cayhan
insan bulutsuz bir gecede uzun süre gökyüzüne bakarsa ya da yoğunlaştırılmış ömer hayyam alırsa boşlukta hiç olduğunu düşünür, ve zaten bu gerçeği dünya'nın sıradan bir taş parçası olduğunu ortaya koyan kopernik ile bizi hayvanların iki bacaklısı yapan darwin acımasızca yüzümüze çarpmştır.
evet bu gerçektir ama zıttı bir gerçek daha vardır (bazen iki zıt bir arada katıksız gerçeği yaratmaz mi?). o da insanın tek başına bile birçok şeyi değiştirebileceğidir. şahane hayat'daki george bailey varlığıyla bir kasabayı dik tutar ama o yokken aynı mekan fuhuş ve kumar yuvasıdır. frank capra'nın bu başyapıtı insanın yükselmesidir doruklara, yılmamaktır ve bilmektir herşeye rağmen iyilik kötülükten fazla.
ağladığım filmler oldu, hepsi üzüntüden. fakat bu film tüm diğer gözyaşlarına bedel olan mutluluk gözyaşları verdi son repliğiyle bana "unutma george, dostu olan asla kaybetmez".
betatron betatron
90 dakika güzel ama yer yer sıkılabileceğiniz bir film + 30 dakika olağan üstü felsefik yaklaşımlar içeren bir film = it s a wonderful life


----spoiler----

filmde son 30 dakika gerçekten çok ilginçtir.dramatik yapının tam tersi bir biçimde bir melek ortaya çıkar.kahramanımıza o olmasaydı hayat nasıl olurdu,diye göstermek ister.böylelikle alternatif bir yaşam gözler önüne gelir...bu son 30 dakika ilerki birçok filmede esin kaynağı olmuştur.açıkçası bu sahneleri gördükçe aklımıza sık sık geleceğe dönüş 2 filmindeki alternatif 1985 sahneleri gelir

----spoiler----
pedesa pedesa
bir şey klişe olsa bile, eğer iyi aktarılabiliyorsa, size ilk defa tadına baktığınız bir şeymiş gibi gelir. it's wonderful life da ''hayat güzeldir'' filmi. son yarım saati, sanırım sinema tarihi adına fantastik anlamda esin kaynağı...
sizin de hayata, etrafınızdaki insanların hayatına kattığınız güzellikleri hatırlatıyor. ve bunu elinizdeki her şeyi alarak yapıyor.

bu film kesinlikle bir christmas saçmalığı değil. önyargılarınızdan arının derim.
ananas ananas
uzun uzun anlatmaya gerek yok. film bittiğinde, "hayat ne kadar güzel!" diyorsunuz, yüzünüzde aptal ve mutlu bir gülümsemeyle.
half admin half admin
filmdeki ana karakter george bailey'in kendi yaşantısı kötü gitmesine rağmen, etrafındaki insanlara verdiği katkıyı anlatan, imdb top 250 de an itibariyle 29. sırada olan, mutlu/mutsuz ayırt etmeden herkesin mutlaka izlemesi gerektiği muhteşem film.
theokoles theokoles
james stewart'ın yer aldığı filmler arasında ayrı bir yere konması gereken mükemmel eser. siyah beyaz film izlemekten hoşlanmayan bünyelerin bile aralıksız izleyeceği eğlenceli bir film.
uyuyanadam uyuyanadam
filmi güç bela bitirebildikten sonra pişman olmadığınızı anlamanızı, "lanet olsun hayat güzel" diye kendinize kızmanızı ve akıp giden boş bir hayatınızın olduğunu bunu değerlendirmek zorunda olduğunuzu anlamanıza fazlasıyla yardımcı olur. gözyaşlarına boğulursunuz ve hayat çok güzelmiş dersiniz. yatağınıza mutlu bir şekilde girersiniz ve ertesi gün uyandığınızda da belki mutlu olursunuz. ama ertesi gün kesinlikle önceki günlerden farklı olmayacaktır. hayat yine acımasızdır.
uyuyanadam uyuyanadam
başlarda sıkılmanıza sebep olan ama sonra kendisini izlemeye iten, izledikten sonra da gece yatağınıza yatınca " ben doğmasaydım hayat nasıl olurdu acaba? " diye sormanıza sebep olan film.
bassizdick bassizdick
insanı en mutsuz anında bile mutlu edebilen müthiş bir film. çekildiği yıldan bu yana ilk günkü kadar taze kalabilmeyi başarmış. öyle sevilen bir yapım ki abd'de her noel eksiksiz şekilde yayınlanıyor. her ne kadar filmin realist olmadığını eleştirenler olsa da harikadır.. her filmde birşey ararsak yandığımızın resmidir. ilk yarısı gerçek hayatı anlatır ikincisi yarısı ise fantastik ve umut dolu bir hayatı. james stewart ve donna reed harikalar yaratıyor. alfred hitchcock filmlerinden bildiğimiz şahane oyunculuğuyla büyüleyen stewart yine alçakgönüllü bir prensi oynuyor. çok başarılı.. donna reed'e ise tek birşey söylemek lazım sanırım. siyah beyaz bir perdenin rengarenk prensesi o...

en başta insanlara umut aşılayan bir film. the shawshank redemption vari.. bazen hayatta olmamız sanki hiçbir şeyi değiştirmiyormuş, kimsenin yaşamını etkilemiyormuş gibi gelir. ancak acısıyla da tatlısıyla da başkalarının kaderlerinde hepimizin parmağı var. fakat herşeyin bittiği an aslında bir kişinin umudunun bittiği andır.. koca bir ateşin kül olduğu o an. ne olursa olsun hiçbir hayat hikayesinden ümidi kesmemek gerek. tabii ki yaşadığımız hayatlar bu kadar parıltılı olamayabilir ancak filmi izledikten sonra yine bir 'belki' hissi doğuyor insana. hayat asla sahnelenemeyecek bir oyunun sonsuz tekrarından ibarettir.. bu herşeyi özetliyor belki. tüm bireylerin ihtiyacı olduğu tek şey umuttur bana göre. maddiyat filan değildir.. para insanlar için bu kadar önemliyse demek ki çok boş işlerle uğraşıyoruz.. bazılarının umudu aşktır, bazılarının para, bazılarının ise dostluk. ancak bunlar için dua etmek veya çırpınmaya gelince yarıdan fazla bile olamıyoruz ne yazık ki. olduğumuz zaman da emin olun ortaya it's a wonderful life çıkıyor..

izleyebilirseniz özellikle de yılbaşı akşamı izleyin bu filmi.
ne içersen iç su iç ne içersen iç su iç
dickens'ın a christmas caroll'ının capra tarafından tersten okunmuş hali diyebilirim. scrooge gibi cimri bi adamın ardında nasıl hayatlar bıraktığını gösteren yılbaşı hayaleti yerine "eğer kahramanımız bailey olmasaydı etrafındaki insanların hayatları nasıl olurdu?" hikayesi.

it's a wonderful life'ın içindeki asıl vurucu kısımsa fedakarlık yapmak zorunda kaldığı için bir türlü özgürleşemeyen bailey'i izlemek.
1 /