john stuart mill

1 /
sahra sahra
ünlü filozof james mill'in iktisatçı oğlu. 8 yaşında latin ve yunan dilini bildiği, 13 yaşına geldiğinde eski yunan ve eski roma'daki bütün eserleri aynı zamanda adam smith ve ricardo'nun bütün eserlerini incelediği bilinmektedir. dikkati daha çok psikoloji ve roma hukuku üzerine odaklanmıştır. onunla beraber liberal kapitalizm, müdahaleci kapitalizme dönüşmeye başlamıştır. bu bağlamda iktisat tarihinde müdahaleci kapitalizmin habercisi ve öncüsi sayılmaktadır. adam smith'in ücret fonu teorisi mill ile olgunlaşmıştır.
cohen cohen
"...herhangi bir düşünce susmaya mahkum edilse bile; bu düşünce, bizim kesin olarak bilebileceğimiz şeylere rağmen, doğru olabilir. bunu kabul etmemek yanılmaz olduğumuzu zannetmektir".
liselle liselle
on liberty ve utilitarianism kitaplarıyla tarihe adını yazdırmış ve başa bela olmuş ingiliz amcamız.
faydacılık doktrini,maksimum sayıda insan için maksimum mutluluk sağlayacak herşeyin ahlaklı olduğunu savunur, arada gönlü kırılanlar da kusura bakmasındır.her zaman mutsuz olacak,ahlakdışı kalmaya devam edecek birileri mevcuttur.
bu noktada, evrensel bir ahlak anlayışı arayışında olmayışı bakımından kantın evrensel ahlak yasasından çok daha farklı bir etik modeli çizer bize.
liberal/emperyalist düşüncenin temeli niteliğindedir bu faydacılık.
djarum djarum
mill'e göre başkasına zarar vermemek koşuluyla hiçbir düşünce bastırılmamalıdır. mill yanlışığından dolayı bastırılan düşünceyi "özel kötülük" olarak değerlendirir. her düşünce ona göre içerisinde biraz hakikat barındırır.
her düşünce tartışılmalıdır. tartışılmayan mahkum edilen bir düşünce ona göre dogmatik bir mahkumiyettir. ancak tartışılan düşünce canlı bir gerçeği ifade edebilir. yanlış olarak değerlendirilen bir düşüncenin bazı bölümleri doğru olabilir, ama tam doğruyu içerdiği söylenemez. insanı hakikata götürmenin birkaç yolu vardır. tartışılan her fikir bizi gerçeğe yaklaştırırken, tartışılmayan her fikir de bizi ön yargıya götürür.
züğürt züğürt
ingiliz filozof, ekonomist. 19. yy'ın en önemli liberal düşünürlerinden de birisidir. jeremy bentham'ın kurduğu faydacılık akımının savunucusu olarak da karşımıza çıkıyor zat-ı muhmuhterem. mantık alanında, yalnızca tümdengelimsel mantıkla ilgili çalışmalar yapmayıp, tümevarımsal mantığı da formülüze ederek geliştirmiştir. mantıksal ilkeleri sosyal alana, siyaset ve ahlak alanına uygulamasıyla ün kazanmıştır.
deliyaylaa deliyaylaa
-insanlar kötülük yaparlar; arzuları çok şiddetli olduğu için değil, vicdanları çok zayıf olduğu için.

-`bir uygarlığın seviyesini ölçmek isterseniz, derhal kadının hayat şartlarına bakın`.

-bir kişinin özgürlüğüne karışmak, sadece başkasına zarar vermesini engellemek içinse doğrudur.

-mutluluğumu, isteklerimi gidermekte değil; onları kısıtlamakta buldum.

-bir milletin değeri, o milleti meydana getirenlerin değerleriyle ölçülür.

-insanın varlığı sırla kuşatılmıştır. bizim dar bilgimiz ve tecrübemiz sınırsız denizlerde bir küçük adadır sadece.

-dünyadaki bütün insanlar, biri dışında aynı fikirde ve o tek kişi karşı fikirde olsa, o tek kişinin iktidarı ele geçirip tüm insanları susturma hakkı ne kadar yoksa, tüm insanların o tek kişiyi susturma hakkı da aynı derecede yoktur.

-memnun bir domuz olmaktansa, memnun olmayan bir insan olmak daha iyidir; memnun bir aptal olmaktansa, memnun olmayan bir sokrates olmak daha iyidir. ama aptal ya da domuz farklı bir görüşteler ise, bu, onların, meselenin sadece bir yanını bildiklerinden ileri gelmektedir. diğer taraf ise meselenin iki yanını da biliyor.

-toplumun bütün isteklerini karşılayabilecek tek hükümet biçimi, bütün halkın yönetime katıldığı hükümettir; en küçük kamu görevine olsun katılım yararlıdır; her alandaki katılma, toplumun genel gelişme düzeyinin elverdiği ölçüde geniş olmalıdır. bir tek küçük kentten daha büyük bir toplumda, kamu işlerine herkes kişi olarak katılamayacağı için, bundan mükemmel bir hükümetin ideal türünün temsili hükümet olacağı sonucu çıkmaktadır.
aristoteles aristoteles
aristokrat bir aileye mensup olan mill 1806 yılında londra yakınlarında pentonville'de doğmuştur. babası devrinin önde gelen düşünürlerinden james mill'dir. kendisinin bilginin çok önemsendiği bir aile ortamında çocukluk ve ergenlik yıllarını geçirerek toplumsallaştığı söylenebilir.

babası, mill'i adeta "harika bir çocuk" olarak yetiştirmek istemiş ve 3 yaşından itibaren özel bir eğitim sistemine tabi tutmuştur.

5 yaşına geldiğinde yunanca ve latince dillerini öğrenmişti. geometri, fizik, matematik, mantık ve tarih alanlarındaki yoğun eğitimini ise on iki yaşına geldiğinde tamamlamıştı. on üç yaşından itibaren felsefe ve iktisat, on beş yaşında da hukuk eğitimi aldı. kendisinin 6-7 yaşlarındayken mantık ve eski tarih üzerine özgün çalışmalara giriştiği söylenmektedir.

bu özel eğitim sürecinde; faydacılık akımının kurucusu olarak bilinen jeremi bentham, liberal ekonomi kuramının öncülerinden david ricardo ve büyük bir hukukçu olan john austin gibi babasının arkadaşları olan o devrin bir numaralı alimleri kendisine hocalık yapmıştır.

ömründe hiç üniversite eğitimi almayan mill 17 yaşında iken hindistan demiryolu şirketinde memuriyet görevine başlamıştır. ömrü boyunca asıl mesleği bu şirkette yöneticilik olmuştur. mill otuz beş yıl bu şirkette çalıştı.!:hindistan demiryolu şirketi'nin ekonomi tarihinde ve siyasi tarihte ingiliz sömürgeciliğinin önemli araçlarından biri olarak ele alındığını da belirtmek gerekir!:

almış olduğu sıra dışı eğitimin etkisiyle olsa gerek 1826-1831 yılları arasında ağır bir psikolojik travma yaşadı.*

1831'de tanıştığı harriet hardy taylor, mill'in hayatında büyük bir iz bıraktı. daha sonradan evlendiği bu bayanın mill'in ilgilendiği konular ve ortaya koyduğu çözümler üzerinde büyük etkisi olduğu yönünde bir görüş hâkimdir.*

mill 1865'te milletvekili oldu. bütün önemli düşünürler gibi onun da politika hayatı pek parlak geçmedi. 1868'deki seçimlerde tekrar seçilemeyince fransa'ya giderek ömrünün geri kalan beş yılını güney fransa'daki avignon'da geçirdi.

mill çeşitli konularda çok sayıda eserin sahibidir. siyasetle alakalı başlıca çalışmaları olarak; "temsili demokrasi üzerine" (1861) ve "özgürlük üzerine" (1859) gösterilebilir. siyaset alanındaki diğer başlıca çalışmaları olarak; "siyasal ekonominin ilkeleri" (1848) ve "parlamenter reform üzerine düşünceler" (1859) gösterilebilir. yine "mantık dizgesi" (1843) ve "faydacılık" (1863) düşünürün çok bilinen diğer çalışmalarıdır.

hemen belirtilmelidir ki mill bütün çalışmalarını faydacılık ilkesinin ışığı altında yapmıştır.
bizi bozguna uğratan yargılarımız bizi bozguna uğratan yargılarımız
john stuart mill (1806-1873) yaşadığı dönemin adeta bir yansımasıydı. bir keşmekeş ortamında kaybolmuş biri gibiydi. birçok bakımdan john stuart mill, trajik bir yunan kahramanının ta kendisiydi, kariyerini şaşırtıcı bir talihsizlikle noktalamış, cesur bir öncüydü. büyük bir beyindi, bir klasik liberal, klasik ikitsat okulunun belli başlı son temsilcisiydi. david ricardo gibi john stuart mill de kişisel özgürlük yanlısıydı. klasik makro iktisadın temeli olan say'ın piyasalar yasasını hararetle savunuyor, karşılığı olmayan paraya karşı çıkıyordu. zorla dayatılan maneviyata, hoşgörüsüzlüğe ve bir devlet dinine itirazı vardı. kadınların oy hakkını savunuyordu ve köleliğin kaldırılması taraftarıydı.

yine de tutarsızlıkları ve çelişkileriyle meşhurdu. serbest girişimi savunuyor ama bir sosyalist olduğunda ısrar ediyordu. kariyeri boyunca sosyalizmle flört etmiş, victoria kültüründe kökten bir değişimi savunmuş, aşırı nüfusa karşı çıkmış, nihayet üretimi bölüşümden tamamen ayıran ricardocu bölüşüm kuramını desteklemişti. benthamcı faydacılığa olan tutkusu onu ekonomiye devletin sık sık müdahele etmesi olgusuna karşı gözleri bağlı hale getirmişti. mirasın ağır biçimde vergilendirilmesinde arazinin kamulaştırılmasında bir yanlış görmedi ve özel mülkiyetin adaletli bir şey olup olmadığını sorguladı. bu son tutumu friedrich von hayek'in, john stuart mill'in sosyalizm davasını yüreklendirmede çok etkili olduğuna ilişkin tespiti yapmasına neden oluyordu.

john stuart mill'in ev hayatı büyük ölçüde meslek hayatını da etkilemiştir. 1806'da londra yakınlarında dünyaya gelmiş olan mill parlak ama otoriter bir babanın james mill (1773-1836)'in sıkı baskıları altında büyüdü. baba mill, david ricardo ve jeremy bentham'ın yakın bir arkadaşı ve radikal bir faydacıydı, enerjik fakat duygusuz, kendi çıkarını düşünen biriydi.

babasından bahsederken john stuart mill "bir tür delilik derecesinde tutku ya da duyguları son derece küçümseyen bir adam" demektedir. daha önceki bir otobiyografi taslağında da "dolayısıyla ben sevginin olmadığı ve korkuların hakim olduğu bir ortamda büyüdüm" diyordu. mill'in annesinin eğitimi yoktu ve güçlü fikirlere sahip değildi. babasının soğukluğu ve sinirliliğinden annesini sorumlu tutuyordu. annesini küçümser, onu sevmezdi. nitekim otobiyografisinde ondan hiç söz etmemektedir.

john stuart mill her yerde her şeye hakim ve de en büyük oğlu üzerinde bir deney gerçekleştirmeye kararlı olan babası tarafından eğitilen, erken gelişmiş bir çocuktu. onunkisi ondokuzuncu yüzyılın en meşhur eğitimiydi. john formel bir okula gitmedi, üniversiteden de mezun olmadı. ustası james mill tarafından tamamen evde eğitime tabi tutuldu. üç yaşında yunanca öğrenip, sekiz yaşında eflatun'u okudu. aynı yaşta latince de okuyup yazabilen mill, vakit geçirmeden matematik, geometri ve felsefe öğrenmeye başladı. newton'un temel matematik'ini okuduğunda 11 yaşındaydı. dinin yerine john'a, yazdıkları kendisine bir "felsefi radikal"e dönüştürmüş olan, babasının arkadaşı bentham'ın faydacılığı öğretildi.

ilk gençlik yıllarında klasik iktisatçıları okudu. malthus'u izleyerek yapay doğum kontrol yöntemlerini savunan isimsiz makaleler yazdı ve hizmetçi kızlara doğum kontrol yazıları dağıtmaktan tutuklandı. ondört yaşında ricardo'yu bir daha, bir daha okudu. aralıksız dört saat babasıyla birlikte ormanda dolaşır ve bu klasik iktisatçıyı tartışırlardı. babası onu, fransız literatürüne ve siyasi radikalizme yaşam boyu sürecek bir aşkla bağlandığı, fransa'ya gönderdi. bir delikanlı olarak çok az arkadaşı vardı ve hiç sporla uğraşmamıştı. "asla çocukluğumu yaşayamadım" diye yazıyordu. çağdaşları mill'i "soğuk kansız bir adam. fazla entellektüel, az cinsel, eşinin aşırı etkisi altında, ahlaken kendini üstün gören ve mizahtan yoksun" biri olarak karakterize ediyorlardı. ancak bazı yorumcuların dediğine bakıp onun hiç hobileri ve arkadaşlarının olmadığını söylemek yanlış olur. piyano çalar, botanik sever, dış ülkelere seyehatlerden hoşlanırdı. 1840'lara ve 1850'lerdeki geri çekilme dönemi dışıkda sık sık ortamlarda da bulunurdu.

yetiştirilme tarzı zalimce ve onur kırıcıydı. şahit olanlardan biri, sille tokat dayaklardan, akşam aç bırakmaktan ve uzun saatler süren çalışmadan söz ediyordu. hiç de sürpriz olmayacak biçimde mill yirmi yaşında sinirsel bir çöküntüye uğradı. hayat ilişkin tüm anlam duygusunu kaybedince, intiharı düşündü. wordsworth'u okuyarak tedavi gördü ve sonunda bu karanlık ruh halinden kurtulduysa da 1836'da babasının ölümünden sonra olmak üzere birçok defa sinir krizi geçirdi.

babasıyla hayatları boyunca birbirlerine yakın oldular. john ingiltere egemenliğindeki hindistan'da faaliyet yürüten doğu hindistan şirketinin londra'daki merkezinde, babasıyla birlikte, bu şirketi tanınımın olan statü dikkate alındığında dışişleri bakanına benzetilebilecek bir konumda çalıştı. biyografi yazarı william stafford'un belirttiği gibi "oraya hiç gitmemiş olmalarına rağmen bir hint dili bilmemelerine ve büyük ihtimalle bir hintli ile hiç karşılaşmamış olmalarına rağmen hindistan yönetiminde etkin bir rol oynadılar." john stuart mill disiplinli bir hayat sürdü. kaynamış bir yumurta ve çayla kahvaltı eder günün kalan bölümünde başka bir şey yemezdi.

james mill 1836'da veremden öldü. ölümü oğlunu öylesine etkiledi ki yüzünde kalıcı sinirsel bir seğirme başladı.

1830 yılı john stuart mill'in özel hayatında bir dönüm noktasıydı. o yıl entellektüel tutku ve dogmatizm dolu radiakl bir üniteryen olan harriet taylor'la tanıştı ve ona aşık oldu. ne yazık ki harriet taylor evliydi ve başka bir erkeğin karısıyla sıkı fıkı olmak victoria toplumunda saygıya layık bir şey deildi. bu bağlamda harriet'in kocası hayret edilecek kadar serbest zihniyetli biriydi. düşünüre evinin el atlından açtı. hatta karısı ile mill'in hafta sonlarını birlikte geçirebildikleri bir taşra konağı satın aldı ve karısının mill'le birlikte dış ülkelere yaptıkları uzun seyehatlerin masrafını bile ödedi. taylor'un mektuplarına göre kocası ölüp de evlendikleri 1851 yılına kadar süre yirmi yıllık arkadaşlık tamamen platonikti ve seks içermiyordu. ne var ki onları evliliği evde bir rahatsızlık yarattı. john stuart mill'in küçük kardeşleri bu evliliğe karşı çıklınca onlarla olan tüm ilişkisini kesti ve annesini yalnızca bir defa 1854'te kanserden ölmeden önce ziyaret etti. ailesiyle barışması yıllar aldı.

john stuart mill ve eşi birbirlerinden ayrılmaz bir çiftti ve mill kendisinin üzerinde harriet'in derin etkisini özellikle de sosyalizm'e yönelmesindeki etkisini teslim ediyordu. tabii ki karısının yüksek değeri konusunda herkes mill'e katılıyor değildi. carlyle onun "kendisi her türden bütün öyle ulvi konulardan bahsederken, iri siyah gözleriyle değersiz şeyler çağrıştıran, akıl budalası, saçma sapan sorular sorup duran biri" olduğu kanısına varmıştı.

john stuart mill 1850'lerin başında vereme yakalanınca ona harriet bakmıştır. bu arada harriet de hastalanınca bir yıl içerisinde öleceklerini düşünüp birlikte 1854-1855'te italya, sicilya ve yunanistanı turladılar. mucizevi bir şekilde iyileştiler. hastalıktan kurtulduktan sonra mill ve karısı giderek artan bir seçkincilik ve üstünlük taslama huyuna kapıldılar. dışarıya seyahat ettiklerinde mill karşılaştıkları insanları sürekli zeka, dil ve siyasi görüşlerine göre sınıflara aırıyor, hiç kimseyi kendinin denginde görmüyordu.

john stuart mill'in en büyük başarısı üzerinde karısıyla birlikte çalıştıkları özgürlük üzerine adlı eserini yazmasıydı. özgürlük üzerine "öylesine dikkatle bir araya getirildi ki" diye yazıyordu mill, "hiçbir değişiklik ya da ekleme yapmadım, hiçbir zaman da yapmayacağım" diyordu. ktiabı yayımlanmasından bir yıl önce trajij şekilde ölen harriet'e ithat etti. karasından "tanıdığım veya okuduğum hiçbir insanın, seviyesine ulaşamadığı biri" olarak bahseden abartılı bir övgü yazdı. avignon'da onun için her gün ziyaretine gittiği pahalı bir mermer mezar yaptırdı.

üvey kızı helen taylor, john stuart mill'in sürekli refakatçisi haline geldi ve onu büyük ölçüde teskin etti. john stuart mill on yıl boyunca çok az şey yayımlamıştı. ancak harriet'in ölüöünden sonra sürekli yazdı ve kitaplarını ucuz halk kitapları arasında bastırdı; fiyatı düşük tutabilmek için kendi telif haklarından da vazgeçmeyi kabul etti. 1865-1868 arası dönem için westminster bölgesinden parlemonto'ya liberal üye olarak seçildi. amerikada köleliğe karşı çıktı, kadınlara oy hakkı için mücadele verdi. jamaika'da bir negro ayaklanmasını zalimce bastırmış olan vali edward eyre için ölüm cezası isteyince kendisi ölüm tehditleri aldı. 1869'da kadınların buyruk altına alınması'nı yayımladı. 1873'te deri iltihaplanmasından kaynaklanan bir ateşli hastalıktan altmış yedi yaşında öldü ve harriet'in yanı başına gömüldü. ölümünün hemen ardından helen taylor otobiyografisini yayımladı. birkaç yıl sonra 1879'da da sosyalizm üzerine bölümler piyasaya çıktı. otuzüç ciltlik toplu eserleri 1963 ile 1994 arasında j m robson tarafından derlenerek yayımlandı.
bizi bozguna uğratan yargılarımız bizi bozguna uğratan yargılarımız
iktisatçı olan karakterinin tek amacını şu şekilde tanımlamıştır;

"iktisat yasalarının asıl faaliyet alanının bölüşüm değil üretim olduğunu göstermek istiyorum."

john stuart mill bu noktada büyük bir yanılgıya düşüyordu. aslında bölüşüm ve üretim birbiriyle çok büyük anlamda örtüşen kavramlardı.

mill, açgözlülük ve mal hırsından hoşlanmayan bir birey olmanın yanında şöyle bir gözlemde de bulunuyordu;

"yani, daha güzel şeyler düşünen kafalar diğerlerini daha güzel şeyler için eğitinceye kadar, insanlığın enerjisinin, eskiden savaş için verilen mücadelede olduğu gibi, zenginlikler için çaba göstermeye memur edilip kontrol altında tutulması, kuşkusuz, paslanmasından, durgunlaşmasından iyidir. zihinler kabalaşırken kaba uyaranlara ihtiyaç duyar; bırakın öyle olsun."

hayata dair ise şu gözlemlerde bulunmaktadır;

"itiraf ederim ki, insanoğlu için olağan durumun öylece yaşayıp gitmek olduğunu düşünenlerin ileri sürdüğü bir yaşam ideali bana hiç cazip gelmiyor; yani, toplumsal yaşamın mevcut biçimini oluşturan çiğnemek, ezmek, dirseklemek, berikinin ayağına basmak, en arzu edilmez insan güruhlarından birini oluşturur ve endüstriyel ilerleme aşamalarından birinin nahoş hastalık belirtilerinden öte bir şey değildir."
bizi bozguna uğratan yargılarımız bizi bozguna uğratan yargılarımız
özgürlük üzerine adlı eserinde şöyle gözlemlerde bulunan klasik dönem ekonomi politikçi ve felsefecidir.

"gerçekte hiç kimse kendi değerlendirme ölçüsünün yalnız kendisinin beğendiği bir şey olduğunu teslim etmiyor; oysa bir devinim kuralı hakkında ileri sürülen bir düşünce, gerekçelerle de doğrulanmamışsa, sadece tek bir kişinin beğenmesi sayılabilir; gerekçe gösterildiği zaman da, eğer bu gerekçeler başka kimselerin buna benzer seçimlerinin tanık gösterilmesinden oluşuyorsa, bu da gene, bir kişinin yerine, birçok kişinin beğenmesi olur."

"medeni olmayanların yönetiminde zorbalık yasal bir hükümet tarzıdır, yeter ki amaç onların iyileştirilmesi olsun; kullanılan araçların haklılığı da aynı amacı eylemle sağlamaları ile değişmezleşsin. özgürlüğün, bir ilke olarak, insanların serbest, eşit tartışma ile iyileştirilebilir duruma gelmelerinden önceki herhangi bir durumunda asla uygulanma yeri yoktur."

"özgürlük denmeye değer biricik özgürlük, başkalarını mutluluklarından yoksun bırakmayan veya onların mutlu olma çabalarına engel olmaya kalkışmadığımız sürece, kendi iyiliğimizi kendi bildiğimiz yolda aramak özgürlüğüdür."

"toplum herkesi kendi toplumsal kusursuzluk anlayışına uymaya zorunluk bırakmak için harcamış olduğu çabanın bir eşini de onları kendisinin kişisel kusursuzluk anlayışına zorla uydurma yolunda harcamışır."

"törel duygunun oluşumuna giren unsurların en güçlüsü olan din hemen daima ya insanın yapıp eylemelerinin her bir bölümünü denetimine alma peşinde koşan bir hiyerarşinin hırsına ya da püritanizm anlayışına bağlı kalmıştır."

"dünyada gerçekleşmekte olan bütün değişikliklerin yönü, toplumu güçlendirip, bireyin yetkilerini azaltmaya doğru olduğuna göre, bu saldırı ortadan öyle kendiliğinden kalkmaya yüz tutmuş bir kötülük değildir, aksine, giderek daha yaman bir düzeye varacak kötülüklerden biridir."
1 /