kadercilik

1 /
favorius favorius
genelde doğu milletlerinin dini inançlarından kaynaklanan(kadere iman etmek gerekmektedir) ve herşeyin zaten yazılmış ve çizilmiş olduğuna inanıldığı için hayatta fazla kasmamaya, kolay teslim olmaya neden olan anlayıştır.bu nedenle batılılar 60-70 yaşında bile atraksiyon peşindeyken bizim insanlarımız 30-40 yaşındayken yaşama sevinçlerini ve coşkularını kaybediyorlar.
atesbocugu atesbocugu
son dönemlerde abd yapımı dizilerde bolca bulunan tema.

lost, flash forward, heroes gibi dünyaya pazarlanan ve neredeyse dünyanın yarısının öyle ya da böyle izlediği bu diziler, abd'nin 11 eylül olayları sonrası zedelenen imajını farklı bir açıdan toparlamaktadır.

dizi içinde mantıklı gibi gözüken bu önermeler, aslında bilinçaltından (yıllarca hollywood yapımı filmlerde abd'nin dünyayı kurtarması gibi) "ne yaparsanız yapın abd'nin büyüklüğüne zarar veremezsiniz, kaderinize boyun eğin" gibi bir büyük resim önermesine tekabül etmektedir.

kader, din, tanrı, inanç gibi kavramların eğitimsiz insan ve topluluklar üzerindeki etkisi düşünüldüğünde, post-komünizm dönemi soğuk savaş silahları arasında psikolojik açıdan en etkili beyin yıkama aracı olduğu açıkça görülebilmektedir.
bak hakkıcım bak hakkıcım
geçen gün otobüste ne olduğunu öğrendiğim olgudur.
oturuyordum. arkamda genç bir çift vardı, kılıklarından bahsetmeyeceğim. evlilikten falan bahsediyorlardı, derken yolda, bi duvarın üzerinde yazan "katil israil" yazısını gördüler. ve şöyle bir diyalog geçti aralarında
k(kız): -aa bak katil israil yazmışlar, altında da ingilizcesi yazıyor galiba. (cruel ısrael yazıyordu)
e: - az bile yazmışlar. cezalarını çekecekelr onlar da bir gün.
k: - ya ben aslında çok da üzülmüyorum filistinlilere.
e: - aa niye?
k: - ya onların da kaderi bu sonuçta. zamanında hz. xxx* efendimiz beddua etmiş o topraklara. israil saldırmasa başka biri saldırcak yani. n'apalım çekecekleri var işte.
*o xxx'in kim olduğunu unuttum, araştırdım; ama bulamadım. belki böyle biri yoktur islam kültüründe, şimdi durup dururken bok atmak istemiyorum; ama kız böyle dedi yani ciddi ciddi. sinirlendim. ulan beyin zarına sıçtığımın yaratığı. üç tane nöronun var zaten bari onları bir araya getir de bi şeyler çıkar ortaya. hadi biz biliyoruz, sizin gibiler bu durumda hitler'i savunacak kadar aşağılık olabiliyorlar da bu kadar da olmaz be kardeşim. ayıp. "kader"miş. binlerce masum insanın ölmesini böyle kestirip atabiliyorsan senin mantalitene sıçayım ben. iğrenç beyinsiz.
bi adam bi adam
geleceği görme yetisinin yansıması olan kader'in miskinlerin, tembellerin, karakter sizlerin böyle işte yapacak bi şey yok olmasını istemese olmazdı şeklinde ajitasyon malzemesi olarak kullandığı olgudur.

ajitasyon acizlerin ekmek teknesidir.
neverendingblueroad neverendingblueroad
bir berber dükkanında çırak olarak çalışan bir adama piyango isabet eder. bu parayı alması için belli bir süre beklemesi şart koşulan adam bu bekleme esnasında sadece kendisinin değil birçoklarının yaşamlarında büyük değişiklikler yaratır. mesela patronu hiç aklında yokken ona ortaklık teklif eder, parayı alana kadar bekleyebileceğini söyler ve işi büyütür. patronun kızının nişanlısı, kızın babasının işleri büyüttüğünü görünce evlilik tarihini erkene alır. paranın bir kısmını alan adamın eşi fakir ve kimsesizlere yardım etmesi gerektiğini söyler. adam bi fahişeyi evine alır, hırsızın tekine para yardımında bulunur. fahişe işi bırakır, hırsız işleri büyütür. adamınsa tek istediği ipotekli evini bu borçtan kurtarmaktır.

patronun, eşin, patronun kızı ve damadının, fahişenin, hırsızın ve hatta müşterilerin kaderleri sadece çırağın kazandığı piyangoyla değişir. adamın kaderi değişir mi peki? bunu da yazarımız, hayyam'ın ünlü azrail hikayesiyle anlatır.

bağdat'ta yaşayan bir adam hizmetçisini pazara gönderir. pazarda arkasında bir adamın nefesini hisseden hizmetçi arkasına dönüp baktığında göz göze geldiği kişiden korkar. alacaklarını almadan eve gider telaş içinde. sahibine olanları anlatır. biliyordum der, o azrail idi. atını ver bana, samarra'ya gidip kaçacağım ondan der. adam atını hizmetçisine verir, kaç kurtar kendini diyerek. sonra da pazara gider. tarif ettiği kişiyle karşılaşır. sen der ne yaptın da korktu bizim eksik etekli? azrail'im ben der adam. onunla akşam samarra'da randevum vardı, burada ne işi var diye şaşırdım, o yüzden öyle baktım der.

ve akıllara yine o soru gelir. kader nedir?

daha fazlası için william somerset maugham'ın sheppey oyununu okuyabilirsiniz. 1933'te yazılması sizi korkutmasın. dili sade ve gayet anlaşılır. hatta iş ve işçi hakları, ekonomik bağımlılıklar, değişimlerin sosyolojik incelemesine dair de güzel bir yapıt olduğunu söyleyebilirim.
turan eller var olsun turan eller var olsun
kadercilik, teist ağırlıktaki toplumları anomiye uğratan en büyük unsurlardan biri. hegelyen terminoloji ile istençsizlik, nietzsche'nin ifadesiyle ile "köle ahlakına sahip, sosyolojik olarak madunlaşmış insanların epistemolojik olarak da madunlaşması". bir diğer tanımlamayla zaruri bir koşul: imanın şartı, şükür bağımlılığı.




buradaki kişiye "kaderci" demek tam olarak doğru değil, nitekim psikolojik bir hastalığı olduğu aşikar. birkaç seanslık bir muayeneden sonra, zengin olmasına rağmen dilenen veya evinde çöp biriktiren insanların psikolojik sorunlarına benzeyen bir hastalık tanısı rahatlıkla koyulabilir. şahıs videoda "umut her zaman vardır." demekte. nietzsche ise "umut" kavramını, çekilen ve bir zamandan sonra keyif almaya başlanılan çileyi uzatması nedeniyle, tanrı'nın yarattığı en büyük kötülük olarak tanımlıyor. kanımca ikinci kötülük de dindar insanların bu tipteki insanlara bakarak mevcut hallerine şükretme eylemlerindeki mide bulandırıcılık.

fazla romantik olacak fakat nietzche başka bir sözünde, zenginlerin fakirlere tanrı'dan başka tutunacakları bir dal bırakmadıklarını iddia ediyor. buna bir açıdan katılmam mümkün fakat doğal seleksiyon dengesinde doğaya adapte olamayan bir canlı türünün yaşamdan elenmesinin, dengenin korunması için elzem olduğu gerçeğinden dolayı, tanrı'yı bir umut olarak görme mecburiyetine düşmenin de bir doğal seçilim süreci olduğunu düşünmekteyim. işte burada da sözlüklerde dahi yüzlerce kez tartışılan, "fakirlerin isyan edip ayaklanmama nedeni" şeklindeki o klasik sorunun akıllardaki en basit cevabı devreye giriyor.
bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
oldukça yanlış algılanagelen bir kavram. özellikle muhafazakar (ya da inançlı diyerek halkayı genişleteyim) kesim dini anlamda insanın yaptıklarının önceden planlanmış ve tasarlanmış olduğunu ve buna karşı gelinemeyeceğini; olan ve olacak olan her şeyi yaratıcının iradesine yorup sisteme ve getirdiklerine boğun eğmeyi tevazu/manevi yoğunlukla yorumlamaktadır.

kadercilik bir diğer deyişiyle, amor fati'dir. yani yapmak zorunda olduğun şeyi sevmektir. insan, toplum kanalıyla mutluluk ve erdemi yakalayabilmek için kendisinin ürettiği ve toplum tarafından dayatılan şartlandırmaların amacına uygun hareket etmeye çalışır, akabinde bir kültür oluşur. kültür dediğimiz olgu da insanlara, kaçınılmaz toplumsal yazgılarını sevdirmek olduğundan kaderciliğin bizzat kendisi anlamına gelir. ancak insan bunu tanrısal bir boyutta değerlendirerek kaçınmaya sebep yaratır. kaçındığı şeyler ise yine insanın ve insanın tasarladığı sistemin yaptıklarıdır. manevi bir yanı yoktur. üretilen bahane dışında kadercilik, yani amor fati, friedrich nietzsche'nin dediği gibi kaçınılmaz olanı kabullenmedir. nietzsche'nin dünyasında kaçınılmaz olan şey ise zaman ve ölümdür. kader bu ikisi arasındadır sadece.
mevsimbaharı mevsimbaharı
bence psikoloji kurtaran unsur. bir şeyleri zorlarsın yaparsın uğraşırsın ama bir yerden sonra sahiden olmuyorsa bırakmak lazım. çünkü bazen fazla fazla ısrarcı olmak kişinin tüm dengesini bozabiliyor. en iyisi fazla sıyırmadan olmuyorsa kaderde yokmuş ya da nasip değilmiş, hayırlısı buymuş deyip geçmek. bende çok etkili oluyor.
1 /