kadın dayanışması

2 /
psamathe psamathe
bir erkek olarak bu konu hakkında söz söylemek bana ne kadar düşer veya doğru olur mu bilemiyorum. ancak deneyim ve gözlemlerime dayanarak benimde ifade etmek istediğim şeyler var. şöyle ki; böyle bir dayanışma olma ihtimali çok düşük. varsa da çıkarları henüz çakışmamıştır bile diyebilirim hatta.

kadınların dayanışma içinde olabilecekleri en belirgin konular; cinsel kimliklerinin ortaya çıktığı, yani "kadın" olmalarından dolayı uğradıkları haksızlıklar, şiddet ve cinsel taciz gibi durumlar ile alakalı olan konular. kaldı ki orada bile mevzu bahis olan aslında o kimliğe sahip olmanın getirdiği öznellikle ilintili. misal "kadına şiddet" veya "taciz" gibi, belirgin bir şekilde kadın cinsiyetine yönelik bir olay ile karşılaşıldığında, pek çok kadının dayanışma içinde olması, aslında bireysel olarak baş etmenin mümkün olmaktan çıktığı zamanlara denk düşüyor. yani bireysel olarak bir kadın, tacize uğrayan başka bir kadın gördüğünde veya bunun haberini duyduğunda, ister istemez bu olayın kendi başına gelme ihtimali düşüncesi neticesinde (ki ne yazık ki bizim toplumumuzda neredeyse her kadının başına en az bir kez geliyor bu tarz tacizler), reaksiyon gösterme ihtiyacı hissediyor olmalı. en azından ben öyle düşünüyorum. erkeğin göstereceği tepki ise cinsel kimliğin çok daha ötesinde bir anlam içeriyor. bence çok daha insan odaklı bir reaksiyon erkeğin tepkisi.

öte yandan bu derece vahim durumlarda bile, erkek egemen ya da ataerkil düzen içinde yetişmiş bir kadının, hemcinsi için hiç de hoş olmayan sözler sarf ettiğine pek çoğumuz şahitlik etmiştir. bir erkek olarak bir kadına söylemekten özellikle kaçınacağım sözleri, bir kadının başka bir kadın için söylediğini hem de bastıra bastıra söylediğini defalarca duydum ve gördüm ne yazık ki. sözlükte bile rastlamak mümkün buna. yani bir kadın yazar, belki bazı erkek yazarlar tarafından hor görülüp, aşağılayıcı sözlere maruz kalıyor bu doğru. ancak daha fazla oranda, hemcinsleri tarafından lince uğrayabiliyor, üstelik aynı zaman dilimi içerisinde ve hatta daha uzun vadeye yayılacak biçimde.

elbette kültürel yapının ötesinde, bunun biyolojik faktörler ile de yakından ilgisi olduğunu düşünüyorum. kadın kimlik olarak, hangi kültürde olursa olsun, sanki "rekabet duygusu" ile birlikte kodlanmış biçimde dünyaya geliyor. buradaki rekabet konusunda erkeklerin yani hemcinslerimin sıklıkla düştüğü bir yanılgı var. kadınlar bir erkek için rekabete girdiklerinde bile, olayın öznesi o erkeğin kendisi değil aslında. yani orada birbirleriyle rekabet içine giren kadınlar, erkeği çok değerli buldukları veya çok beğendikleri için yapmıyorlar bunu. bu tamamen kişisel bir güç gösterisi. çoğu zaman erkek o pozisyonda sadece elde edilmesi gereken bir hedef. albenisi olduğu için değil, kadının diğer kadınlara karşı baskın olduğunu göstermek için bir hedef yani. burada hangi erkeğin hedef seçileceğini, toplum içindeki pozisyonu belirliyor. toplumun yapısına göre değişkenlik gösteren bu hedef pozisyonu; fiziki güç, statü gücü, ekonomik güç, zeka vs. şeklinde uzayıp giden bir liste veya karışımı ile ortaya çıkıyor. oysa erkeklerde hedef doğrudan kadının kendisidir. dolayısıyla kadınla birlikte olabilme hazzı, rakiplerine üstünlük sağlama hazzından çok daha fazla bir motivasyon sağlar. yani hedef seçilen kadınla birlikte olmak başlı başına bir ödüldür. kadındaki haz öznesi veya motivasyonu, diğer adayların önüne geçmek ile doğru orantılı biçimde yükselirken, erkeklerde hazzın öznesi doğrudan hedef seçilen kadının kendisidir demek istiyorum.

keza iş yerinde de, eminim ki sıklıkla karşılaşmışsınızdır, bir kadın başka bir kadının altında bir pozisyonda çalıştığında ekstra bir rahatsızlık duyuyor. üst pozisyonunda olan kadın ise tam tersi olarak, alt pozisyondaki kadına, "buranın kraliçesi benim" mesajını sıklıkla vermeyi ihmal etmiyor. tabii tüm bu genellemelerin dışında istisnalar olmaz diyemem. ancak yine de oransal açıdan fazlasıyla dikkat çekecek bir rekabet söz konusu. gözle görülebiliyor bu.

kadının düşünce biçimi, erkeğe nazaran daha komplike ve dolaylı olduğu için, erkekler arasında var olan rekabette işler çoğu zaman bu boyuta varmıyor. sözlükte de zaman zaman denk geldiğim alfa erkek-beta erkek gibi, cinsel kimliği belirgin bir şekilde göze sokan yaklaşımlar olmadığı sürece durum nispeten daha sakin. yani erkekler arasında da ciddi rekabetler yaşansa bile, bu rekabetler, yazılı olmayan bir takım kurallar çerçevesinde gerçekleşiyor çoğu zaman. "iyi olan kazansın" gibi gayet düz bir mantık var bizim cephede. ancak kadınlar arası rekabette fair play ruhuna göre hareket etmek, yine genelleme yaparak söylüyorum çok olası değil. orada iyi olan kazansından çok, rakibimi nasıl elemine ederim şeklinde çok daha planlı ve karışık bir dizi süreç işliyor. dolayısıyla iki kadının kankalık ya da kankilik seviyesi, iki erkeğin kankalık seviyesine göre çok daha kırılgan bir yapıya sahip olabiliyor.

fazlasıyla cinsiyetçi bir giri yazdığımın farkındayım. ancak bu algının ben de oluşmasına neden olan şey de ne yazık ki kadınların kendi davranışları. bir de geçen başka bir girimde de yazmıştım, ben cinsel kmliklerin bütünüyle göz ardı edilmesine karşıyım. burada söylemek istediğim şey cinsel kimliklere rol dağıtımı yapmak değil. sadece biyolojik olarak yani cinsiyet faktörünü tamamen devre dışı bırakmanın doğru olmadığından bahsediyorum. toplum içinde kadın-erkek eşitliğini tartışmak bile ilkellik bana göre. ancak, cinsel kimliklerimizin belirgin biçimde ortaya çıktığı durumlarda da (mesela bu başlık gibi) "yok öyle bir şey herkes insandır" deyip geçmek, biyoloji ve genetik bilimini hiçe saymak gibi geliyor bana.
neverendingblueroad neverendingblueroad
ataerkil toplumlarda kadın dayanışması toplumun ileri gelenleri dahil birçok insanın işine gelmeyeceğinden dinlediğimiz tüm masallar, anlatılan efsaneler hatta günümüze kadar yapılan tüm filmler, diziler hep kadın kadının kurduymuş, düşmanıymış gibi aktarılır. bu aktarımlarda sadece giydiği ayakkabısı kıyafetine uymadığı için bile yerin dibine sokulur kadın, diğer kadınlarca. biraz fazla gülse kadınlar süzer alttan alttan, somurtsa soğuk nevale, burnu havada hasbamın derler. koca aldatır, ayartan kadındır kesin derler. sevgilisinin ya da kocasının kendisi için aldığı şeylerin kıskanıldığını düşünürler ya da gerçekten kıskanırlar böyle şeyleri. eve girer girmez nasıl döşendiğine bakarlar, ama hasetlikle, fitnelikle.

bu neden yapılıyor peki? yani kadınların dayanışma içinde olması neden birilerini rahatsız etti de mitler zamanından günümüze kadınlar hep diğer kadınların ayağını kaydıran olarak resmedildi. kadınlar birarada erkeklerin biraraya geldiğinde oluşturdukları yıkıcı gücün tam tersine inanılmaz büyük bir pozitif enerji ortaya çıkarırlar da ondan. biraraya geldiklerinde, eğer isterlerse güçlerini birleştirdiklerinde yapamayacakları reform, alt edemeyecekleri sorun yoktur. bunu kendi yakın tarihimizde de ülke için cepheye aş taşıyan, taş taşıyan; hemşirelik yapan, yetimlere bakan kadınlarımızda görebiliriz. kadınların oluşturacakları gücün boyutunu kestiremeyen ve gücü elinden bırakmak istemeyen erkek egemenliği ise araya fitne sokarak bunu başardı bence. içimize yerleşti kadınların çıkardan öte dayanışma içinde olamayacakları.

kadının diğer kadınlara olan tavırlarına ilişkin aşılanan bu fikirler topluma çok güzel adapte olmuş, kadın gerçekten de kadının kurdu olmuş durumda. hangimiz inkar edebiliriz yediğimiz en büyük kazığın bir kadından geldiğini. ya da ayağımızı kaydırmaya çalışan iş arkadaşımızın bir kadın olduğunu. kadın patron yerine erkek patron tercih ettiğimizi. ya da resmi bir kuruma işimiz düştüğünde içimizden umarım erkek gişe çalışanı denk gelir dediğimizi. ben inkar edemem. çünkü düşman gibi davranan hemcinslerimden hiç haz etmiyorum. başarmışlar yani, diyecek bir şey yok.
ontolojikvaka ontolojikvaka
"dayanışma" ve "kadın" dünyanın en güzel kelimelerindendir. toplumda her anlamda 2.cil role layık görülen ve kötü muameleye maruz kalan kadınlar için de elzemdir.

kadınların birbirinin kuyusunu kazması vs. bu başlıkla ilintili bir konu değildir.

bu başlık cinsiyet eşitliği ile ilgilidir.

tacize tecavüze ve toplumda kadına çizilen sınırlara karşı zorunluluk içeren bir dayanışmadır. çünkü egemen olan erkek cinsiyeti iktidarın gereği olarak kadına dair toplumsal talepleri altın tepsiyle vermeyecektir. ayrıca erkeklerin "fiziksel üstünlükleri" (doğum yapabilen bir erkek olmadığı için bu üstünlük de tartışmalıdır) antik çağlardan beri kendilerini kadından üstün görme yanılgısını beraberinde getirmiştir. ve bu kölelik düzeni: akla- ahlaka aykırılık yavaş yavaş çürümeye başlamıştır.

neyse konuyu uzatmayayım. iyi birşeydir özetle.
kendinibulamayankız kendinibulamayankız
dayanışma ortak bir mağduriyetten açığa çıkar, diğer türlüsü ayrımcılık olur. onun yüzünden kadın dayanışması da kadınların ortak mağduriyeti olan malum konular çevresinde olur. burda sadece kadınların değil, tüm insanların dayanışması gereklidir. kadın ve erkeğin gerçek anlamda eşit olmadığı modern bir dünya sürdürülemez artık. onun yüzünden bu erkek üstündür anlayışının sonucu olan davranışlar yok olmaya mahkumdur, ancak bu süreç toplumların gelişmişlik düzeyine göre işler. bizim ülkemizde durum ortadadır. din, ekonomi, anlamsız toplumsal kabullenmeler vs. kapitalizm ne kadar bunları kullanmaya çalışsa da eninde sonunda çözülecek, insanları bunlarla kandıramayacaklar. önemli olan bu çözülme noktasında bilinçli kalabilmek ama o farklı bir başlığın konusu. sonuç olarak dayanışma güzeldir. kadın kadın çekişmesi vs. onlar apayrı ve yine maalesef içinde bulunduğumuz sistemle ilgili konulardır.
baseline baseline
ben insan dayanışmasına inanıyorum. hayatta yaşadıklarım üzerine değerlendirmem bu yönde. ne zaman cinsiyetci olmaktan çıkılır o zaman böyle ayrımlar da yapılmaz diye düşünüyorum. bakış açım bu. (bkz: ben böyleyim).
kağıttan kule kağıttan kule
bir kadinin hayatta asla vazgecmemesi gereken seylerden biridir. hayat bu her sey olabiliyor. gun gelir kocan-sevgilin yari yolda birakir, ailenle ailen bozulur, cocugunla iletisim kuramazsin, iste sorunlarin olur vs vs kiz arkadas destegindir. herkes beni kiskaniyor, onlar rakip paranoyasina kapilip arkani donme; yalnizliginda pismanligin olur.
müsait bir yerde lütfen müsait bir yerde lütfen
girileri ilgiyle okudum.
herkes kendi açısından yazmış demeyi çok isterdim ama görüyorum ki bağzı erkek yazarlar burada kadınlara her türlü linci, hakareti, sözlü tacizi, sanal zorbalığı uygularken gelip cici cici bilirkişi olmuşlar yine yapmışlar manipülasyonlarını. lann, hepimiz buradayız, kime neyi anlatıyorsunuz?

kimse de dememiş ki mevzu: kazık atma muhabbeti ise kazık her zaman hemcinslerden gelir ama siz komplekslerinizden arınmış, kendinizle barışık, başkalarının onayına ihtiyaç duymayan, ego mastürbasyonu yapmayan bir birey iseniz etrafınızdakiler de bir tarafınızda olmadığı gibi o tipleri de çok rahat bir şekilde altedebilirsiniz bunun için ağlamaya gerek yok.

bir amazon olarak dayanışma nedir bilmem kimseye de güvenmem zaten olması gereken bu. toplumsal konularda ve sorunlarda da millet olarak tavır olarak bir arada olmamız için illa cinsiyetçi olmaya gerek yok. ümmet kayırmayın. asghshkll


şu sözlükte pek sevilmem ve hatta sevilmememi severim. bağzı kadınların gıyabımda whatsapp grubu kurup kara propagandamı yapmaları, şahsım için ağza alınmayacak avcılık ithamlarında bulunmaları, sevgilime mesajlar atıp beni karamaları falan çokça güldürmüştür ama bu bacılar düşmesin elime, assfhjk

velkasılıkelam herhangi bir toplumsal sorunda ortak bir tavır sergilemek için cinsiyet ayrımına gerek yok. erkeklerin bu başlık altındaki kadın gömme eylemleri bitsin e mii?


feyk hesabım olduğunu iddia eden bacı da bayadır kayıp, kendisine selam ederim!
6
sychtianarch sychtianarch
bonobo şempanzeleri anaerkil toplum yapısına sahip sosyal maymunlardır. diğer şempanzelerden farkları erkeklerinin agresif tutumlar sergilememesi. evrimsel süreçte beyin kimyaları değişmişe benziyor.

bu maymunları izleyen kadın antropologların menstrüasyon döngüleri maymunlarla senkronize olmuş. feromonları insanlarınkine oldukça yakın görünüyor. bu da dna'larının bizimkine yakın olduğunu gösteriyor.

diğer özellikleri ise bonoboları bilenlerin bildiği
bir şey; seksi sosyal iletişim olarak kullanmaları. yani "naber, nasıl gidiyor?" demek yerine bunlar çılgınca o pozisyon senin, bu pozisyon benim şeklinde stres dağıtıyorlar.

geçmiş yıllarda bir makale okumuştum; dişiler erkeklerle münakaşa ettiklerinde diğer dişiler arka çıkıyorlarmış. gerçek bir kadın dayanışması örneği. halbuki sapiens sözkonusu olduğunda "muhteşem yüzyıl" dizisi oldukça tipik bir davranışı ortaya koyuyor; kadın, kadının kurdudur.

ben, "dünyayı kadınlar yönetse ortalık güllük gülistanlık olurdu" lafını ayrıca haddinden fazla popülist ve gerçek dışı buluyorum. şiddet testesteron hormonu ile ilişkilendirilebilir, fakat ardında daha planlı, hesaplı ve derin bir yapı barındırır. ayrıca annelik güdüsü ile diğer bir rakip kadın veya çocukları için şiddete yöneltebilir.

elbette fiziksel gücünün yanında şakraları açık entrikaya yatkın erkekler de vardır. onlar da alfanın alfasıdır. eh bunlarında arkasında güçlü bir kadın mutlaka bulunur.

erkekler kendi aralarında gerektiğinde makul, ortayol bulabilirler, kadınlar arasındaki mücadele kontrol dışı ve aynı zamanda kararlı şiddete dönüşebilir.

yoko ono koskoca beatles'ı dağıtmış kadın. lütfen yani. john lenon için kendinden daha genç benzerini bulup kocasının koynuna vermiş. bunlar hep hesap kitap meselesi.

diyeceklerim bu kadar.
kaptonur kaptonur
kadın dayanışması değil kadın dayamasıdır o.

kadınlar hiçbir zaman dayanışma içinde olamaz. eğer bir yerlerde kadınlar dayanışıyorsa bilin ki menfaatine yarayan bir şey vardır yoksa kadını sikseniz başka bir kadınla dayanıştıramazsınız. ayrıca kadın kadının kurdudur hiç mi duymadınız amk.
2 /