kanıksamak

mental retardasyon mental retardasyon
öncelikle alışmak değildir.
alışmak olumlu bir duyguyu imler duygu durumumuzda.
kanıksamak biraz "duyarsızlaşmak" demek daha doğru olabilir.
örn; felaket görüntüleri, savaş haberleri, trafik kazalarının canlı videoları, rte nin söylediği beyin kıvrımından süzülmemiş aforizmaları vs...
bu gibi haberler ya da yazılar ya da cizgiler...her ne kadar iyi niyetli olsalar ve "dokunma" derdiyle yapılmış olsalar da, çoğu zaman amaçtan uzaklaşıyor. sürekli aynı şeyleri okumak, dinlemek, görmek, izlemek insanlara bu durumu kanıksatıyor. sıkıldık anlıyor musunuz?
çekirdeğimi yerken savaşan insanların görüntülerini izliyorsam ve ardından da reklam giriyorsa o tv kanalına, bu kesinlikle iyi niyetli bir tutum olamaz.
kanıksatma vardır burda, sistematik duyarsızlaştırma.
sana aynı şeyleri söylüyorlar hep, aynı görüntüleri izletiyorlar, aynı durumlara maruz bırakıyorlar seni... kanıksatmak için.
en duyarlı kesim yazılar yazıyor, gösteriler sergiliyor, dinletiler yapıyor. fakat etkinlik ya da durum ne ise bittikten sonra uzaklaşma, durumdan çıkma oluşuyor. etkinliği oluşturan için de etkinliğe "izleyici" olan için de...
alternatif bir yaşam biçimi, alternatif bir kanıksamama durumu yok oluyor yavaş yavaş.
mesela ; bir savaş fotoğrafları sergisi ne işe yarar sorarım o zaman ben. ulan bunun sergisi mi olur? ya da sergiliyorsun, gelip izliyorum bitiyor, gidiyorum evime. midemde bir yanma, ağzımda iğrenç bir tatla.
bir durum olmalı, müdahale edecek bir alanım, söyleyecek sözüm olmalı. belki o sergi sırasında o kadar güdülenmiş olucam ki, canım istense verecek duruma gelicem? ama sadece sergi sahibinin arkadaşlarıyla fotoğraf çektirmesini ve sigara içişini izliyorum. gülümseyerek ziyaretçilerini karşılamasını izliyorum.
kanıksamıyorum artık. kanıksamayacağım da.
fazla empati tez ayrılık getirir. fazla iyi niyet, içinde ki gizli kötü niyeti sunar. isteyerek ya da istemeyerek.
güzel yaşayın işin özü bu. herkes kendini ve artı 1 komşusunu güzel yaşamak için ikna etseydi, "biz sizin için öldük" denmesine gerek kalmadan, bilinçsiz bir örgütlenme olacaktı dünyada.
örgütsüz bir örgütlenme!
herkes muhtarını adam gibi seçebilseydi bile dünya çok yaşanılır bir dünya olurdu.
diyeceğim şu ki ; alternatifi kendi yaşamında bul, yaşa. olduğun gibi, olmanı istediğin gibi. gerisi kendiliğinden gelir. inan bana dünya da yalnız değilsin.
olty olty
kanıksanan şeye göre ters tepme etkisi değişen bir olgudur bu. eninde sonunda ters tepeceği ise kuşkusuz bir gerçektir. en büyük erdemlerden biri olsa da, hiçbir şeyi kanıksamamak, hiçbir şeyi kaybetmemek isteyenlerin yapması gereken şeylerden biridir.
armonia armonia
olağan duruma alışmak, bir nevi bağışıklık kazanma durumu.

mesela, van'da deprem olur ölüm haberleri her gün, an an televizyonlarda izlenir, radyolarda duyulur, dinlenir. bir üzülür insan, iki üzülür, üç... durumu kanıksar, tepkisizleşir. olay ertesinde yardımlar akın akın sürerken, sanki üstünden birkaç hafta geçince her şey düzelip eski haline dönecekmişçesine rahatlar insanların içi olay unutulur gider, durum kanıksanır, yardımlar kesilir.

ya da çok sevdiğiniz birini, bir şeyi kaybedersiniz, oturur ağlarsınız belki. üstüne düşünürsünüz saatlerce, günlerce. onu anımsatacak, hatırlatacak tek bir şeyi görmeye bile katlanamazken üzüntüden, bir gün bakarsınız kanıksamışsınız yokluğunu, unutmuşsunuz bile hatırlatanı. anlamlar yitmiş, unutulmuş, duruma alışılmış, kanıksanmış ve yaşam sürmüş gitmiş.

yani, belki de, kanıksamak; insanın içindeki acıyı dindirme yöntemidir.

ya da, kanıksamak... en basitinden, küçükken en sevdiğiniz çikolatadan alıp getirse babanız size, nasıl da sevinirdiniz değil mi? her akşam getirse... bir sevinirsiniz, ikincide belki daha az, ve üçüncüde artık yüzüne bile bakmazsınız çikolatanın. ilginizi çekmez bile ,döner gidersiniz. her akşam çikolata yemeyi kanıksamışsınızdır, ama bir gün gelir, büyürsünüz, artık çikolata düşmez olur her akşam avucunuza, o zaman anlarsınız değerini.

kanıksamak, bazen de mutluluğu yitirmeyi getirir beraberinde.
muaf muaf
başından çok şey geçmiş gibi veya pek bir şey geçmeyip yine de yüzlerce yıldır hayattaymış gibi hissettiğini biliyorum. buna rağmen, her yeni duygunda, her yeni anında, zamanın devinimine kapılmaktan haz aldığını da. bu iki cümle seni ilgilendiriyorsa, aynı frekanstayız dostum… şimdilik…
bizim gibiler, ilk günlerinden son günlerine kadar gördükleri, yaşadıkları her şey sanki ilk kez o an oluyor ve ilk kez kendi başlarına geliyor sanırlar. hayat yolunun acemileri ile hiç acemi olmamışlar arasındaki en büyük fark, kanıksamışlıktır çünkü. başına onlarca benzer şey gelse de kanıksamayan, her defasında yeniden şaşıran acemilere karşılık hiç acemi olmamış olanlar, her şeyi büyük ama yapay bir olgunlukla karşılarlar.
bu fark, acemi olmamışları üstün gibi gösteriyor ama değil. insanın dünyaya fırlatılmış olduğu gerçeği göz önüne alındığında, acemi olmayanların yabancı bir ülkeye gidip hiçbir yeniliği görmemekle eşdeğer olan bu tavırları aslında onları kör ve zavallı yapar. iyi ya da kötü her ânı ve olayı o ana özgü bir sürpriz gibi yaşamakla, hep olan bir şey gibi sıradanlaştırmak arasında, insanı yaşama sevincinden öldürebilecek bir fark vardır. birisinin, hayatının en ıstırap dolu derin nefesleri bile bu hayatta olmanın zevkini bir ölçek içerirken diğer tarafın kalp kapakçıklarında ve solunum yollarında en ufak bir değişim olmaz.
kanıksamışlık, insanı ayakta öldürür. nefes alırken çürütür. gündüzü ve geceyi, yazı ve kışı ve tüm zamanları, sanki insanın kendi yarattığı bir makette yaşıyormuş gibi heyecansızlaştırır, durdurur ve sonunda tüm insani heyecanlarını, sevinç ve acılarını yitirmiş bir et ve kemik parçası haline getirir. kanıksamışlık, tek seferlik müstakbel ölümü muayyen ve alelade hale getirir. sevincin gücünü de acının hazzını da, insanda şu aleme dair işe yarayan her şeyi, yaşama sevinci ile ölüm arzusu arasındaki harikulade hassas ipi elinden alır, yavaşlatır ve durdurur. kanıksanmış nefretten kötüsü yoktur. kanıksanmış aşktan kötüsü yoktur.
varoluşumu çirkinleştiren iyi huylu bir tümördense ölümcül bir kanseri yeğlerim. çünkü kanıksanmış hayattan kötüsü yoktur.
bu cümleler seni halen ilgilendiriyorsa, şu an da aynı frekanstayız. ama sadece şu an…