kasiyer olmak

algoritma hatası algoritma hatası
bu meslek her anlamda ağız kokusu çektiğiniz bir meslek. öncelikle kasiyerin görevlerinden bahsedecek olursak, şöyle bir sıralama yapmak gerekir;

- gelen müşteriye hoş geldiniz, güle güle, yine bekleriz demek bunun yanında her zaman güler yüz takınmak.

-parayı alırken sahte olup olmadığını kontrol edip doğru para üstü vermek.

-fırsat bulunursa poşetlemeye yardımcı olmak.

-promosyon urunleri tanitmak

-müşteriden bağımsız olarak belli zamanlarda ürün etiketlerini kontrol edip, değiştirmek.

-önyüz yapmak (raflardaki ürünleri ön plana çıkarıp bu sırada etiket ve tarih kontrolü yapmak..)

bu insanlarla alışveriş yaparken dikkat edilmesi gereken ve akılda tutulması gereken şeyler var.

öncelikle kasiyerler insandır. ve her anında güler yüz göstermek ona zor gelebilir. sizden önce gelen müşteri parayı köpeğe kemik atar gibi önüne atmış olabilir mesela. onu anlayisla karsilayin. ılk merhabayi siz verin ne olacak?

kasiyerler yine insan olduğu için promosyon ürünleri yoğunluktan ötürü tanitmayi unutabilir. eğer zaten her tarafa asılı reklam kagitlarindan ötürü promosyonlardan haberdarsaniz, bilmez ayağına yatip promosyon ürünü tanitmadigi için azarlamayiniz.

poşetlemeye yardımcı olmak için ürünlerinize yoneldiginde mümkünse bağırmayiniz. aklinizdan geçenleri okuyamayiz.

hatirlatirim biz insaniz, parayı elimize dokunmak istemediğiniz için nefretle bakmaniza gerek yok. kasanin üzerine biraksak kiziyorsunuz bazen de napalım yani?

kasiyerler etiketleri kontrol eder ama ezberlemez. ıstese de ezberleyemez. yani ürün ismi verip fiyat öğrenmeyi beklemekten vazgeçin. makina değiliz.

ezberlememiz gereken 8680454170010 gibi çok satilan ekmek barkodunu girerken bazen siz soru soruyorsunuz ve bi rakam yanlış girince yeniden girmek zorunda kalıyoruz. size anında cevap vermezsek sizi duymadigimiz anlamına gelmiyor sadece 5 sn sabırlı olmanız isteniyor.


evet biliyoruz siz dolandırıcı değilsiniz ama dolandırıcı olan bir çok kimse var. ve eğer parayı kontrol edecek bir cihazın kasalarda olmasını külfet gören patronlarınız varsa ve eğer o paralar sahte çıktığında ödemeniz isteniyorsa o paraları kontrol etmek zorunda kalırsınız zaten (işiniz bu )tıpkı bizim gibi. ve biz bu paraları sağ el üstteki yazının kabarıklığında sağ el ise tl-miktar yazılı olan alanın hareketini kontrol etmek zorundadır. bu sırada sizin yaptığınız aptal saptal esprileri duymak ve gülümsemek inan ki zor.
- "az önce evde bastım."
-" az daha okşa mürekkep bulaştı bulaşak eline"
-"falancanın işi"

şu poşet mevzusu çıktıktan sonra kasiyerlere iyice zindan etmeye başladınız. sizinle bu yasanın iyi mi kötü mü olduğunu tartışmak isterdik(!) ama ne yazık ki sıradaki müşteri nefretle bize bakıyor.
sırf bu poşet mevzusu yüzünden- sesini yükselten kimseler olduğundan- çıkarıp parasını ben ödeyip göndermek istedim ama bu kez de biliyorum ki "sen kimsin benim poşetimin parasını ödeyeceksin" diyecektiniz. üzgünüm elimi kolumuzu bağlıyorsunuz.

inanın ben ne işim var bu markette bilmiyorum ama hergün altı üstü 9 saat diyorum. tıpkı diğer vardiya arkadaşlarım gibi.
4
zeitgeist zeitgeist
ömründe ne sorumluluk ne de yetkinlik kazanbilmiş çok fazla dalyarağın sınadığı mesleklerden biri, alakasız soruların ve anlaşılamamanın ya da anlaşılmak istenmemenin cilvesini yaşıyorlar. sabır gerektiiyor az çok gördüğüm o.. dalyarakları ciddiye almadan mücadelenizi yapın, her devrin görmezden gelinecek adamı oldu, ilk sınanan siz değilsiniz, sabredin.

saygıyı hak etmeyen bünyelerin saygısızlıklık cesaretini de toyluğa verin, kızmayıın, acıyın. o an muhattap oldukları siz değil büründüğünüz kimliksiniz unutmayın, onu benliğinizden ayrı tutun, nasılsa farkında kalanlar da var, onların hatrına keyfinizi kaçırmayın.

kolaylıklar dilerim. :)
revoluce revoluce
üniversitede öğrenciyken harçlığımı çıkarmak için keyifle yaptığım iş.
suadiye migros'ta yani bağdat caddesindeki (boyner'in yanındaki) mağazada part time kasiyerlik yapmıştım.benim de keyifle ve hiç erinmeden yaptığım bir işti.

daha çok ünlülerden ve zengin kitleden oluşan müşteri potansiyeline sahip bir migros mağazasıydı. aslında oyunculuğunu çok beğendiğim halde orada tavırları yüzünden nefret ettiğim insanlar olmuştur. yoğunluk olur, azar işiten siz olursunuz, kasa bozulur, yine aynı. fiyat farklı çıkar, kriz geçiren mi ararsınız.. yüzüme para fırlatan olmadı ancak elinin üstünü uzatan oldu.
- "hanımefendi elinizi açarsanız para üstü vereceğim."
- "ben kimseye avuç açmam."
şeklinde cevaplar mı ararsınız.
tiki kızımıza,
- "migros kartınız var mı? "
- "kart yoook ben cash ödiycaamm"
diyen mi isterseniz.. her çeşitle uğraşırsınız.

bir tanesi aşağılamak istemişti. "okusaydın bu kadar insanla uğraşmazdın" diye. yapıştırmıştım cevabı.
o dönem part time reyon görevlisi bilgisayar mühendisliği öğrencisi bir arkadaş vardı. yine programcılık okuyan bir kasap vardı. yani birilerini aşağılarken biraz dikkat etmek lazım. orada görevleri bitince global şirketlerde çok iyi görevler yaptılar, yapmaya da devam ediyorlar.

hayatım boyunca yaptığım işler arasında en keyiflisiydi herhalde. bu deneyim sayesinde sahte parayı 100 metre öteden tanırım :)

"kolay gelsin", "iyi akşamlar", "günaydın" demek zor değil. yapın bunu, zor değil gerçekten. iyi geliyor, oradan biliyorum.
the red queen the red queen
benim yapabileceğim bir iş değil. işin kendisinden dolayı değil, diğer insanlardan dolayı. saatlerce televizyon karşısında zaman öldüren insanların kasada beş dakika bekleyince sanki genel müdür toplantısına geç kalmış tavrına girmesi komik. altı üstü işini gören insan, nedir kasiyere karşı kendini kasmanın amacı? kendini önemli hisettiren yer kasa önü ise kusura bakmasın ama o kişi bir hiçtir.