kendi kendine konuşmak

1 /
no more no more
gariptir. kendi kendine konuştuğunu fark eden insanın gören duyan olurmuşçasına "ehehe, ne komik oluyo böyle kendi kendine konuşunca, ehehe, kendi kendine konuşana deli derlermiş, ehehe" anında suratındaki acayip ifade, gözlerin sağa sola anlık kayışları, dudağın seyirmesi ile karakterize deli bakışı akabinde deli gülüşü sergilediği gözlemlenmiştir...

lan yoksa?

en güzeli biz sesli düşünmektir diyelim.
yazar gibi yazar gibi
insanın kendisi ile yapacağı en normal şeylerden biridir konuşmak. örneğin biriyle konuşmanız gereken bir şeyler vardır. öncesinde yapılan bir provanın, karşıdan gelebilecek cevapları tahmin ederek bu yönde kendinizi hazırlamanızın kime ne zararı olsun size yararı olmaktan başka. kaldı ki bazen kendi kendinize konuşup halledersiniz olayı. diğeri* ile konuşmaya gerek kalmaz.
volshebnik volshebnik
sessiz ve konuşkandır bu monologlar. içinizden gider gelirler. bir yanınızın sustuğu yerden diğeri devralır sözü. hani metreleri alır boyumuzu ölçeriz ya. santimetrelerle anlatılmaz ki büyümek. büyümek kendimize anlattıklarımızla ölçülür. içimizde açılan boşluklarla. ve uzaktan uzağa ne kadar bağırmak zorunda kaldığımızla içimizde açılan boşlukların arasından. ve bu nedenle kendi kendine konuşmak bir boy ölçme metodudur.
maia maia
gün içinde bakıyorum en çok kendimle konuşurken gülüyorum; insanı düşündüren olay. büronun "10 saatlik" dediği işi 6 saatte bitirip gönderdikten sonra, dünyayla ilgimi kestiğim 6 saat boyunca ne kadar çok bardak/çatal/tabak vs. kirlettiğimi fark etmemiştim. yerimden kalktım; toplu olması gereken mutfakta yığılı bulaşığı gördüm, annem dikiş dikmiş nasılsa dikiş kutusu falan ortada. toplayıp toplamamakta tereddüt ettiğim anda
kendi kendimi "allah sizin elinize de dilinize düşürmesin, insan gördüğünü kaldırmaz mı bık bık." diye söylenirken yakaladım.

sonra döndüm kendime, achmed the dead terrorist gibi "silence! i'll kill you" dedim falan. çok eğlendim çoook.


(bkz: silence)
(bkz: i ll kill you)
idiot idiot
okuldan eve yürürken vazgeçilmeyecek bir hadisedir. hatta ben ileri gidip çantamın sümüklü böceğinin antenlerini andıran saplarıyla konuşmaya başlamıştım ki bu da çok zevkli bir hadiseydi. bu monologlar ya da zihninizle diyaloglarınız amerikan filmlerinin aksanını taşıyabilir ve vay anasını ben böyle konuşmayı nerden öğrenmişim yav diyebilirsiniz ancak bu gücünüz sadece kendinize yeter. ne yazıkki gerçekler acıdır.
su kusu su kusu
diğer insanların zor da olsa duyabilecekleri seviye de bir sesle gerçeklerştirdiğiniz takdirde yanınızdakilerin:
-efendim, bi şey mi dedin?
şeklinde,
etraftakilerin çok rahat ve anlayabileceği bir şekilde veya iç çekişmenizi dışarıya kendi kendinize bağırmak ya da kızmak şeklinde gerçekleştirmeniz halinde:
-anammmmmmmmmm bu da çizdi,sıyırdı iyice kafayı...
şeklinde tepkisini almanız muhtemeldir.
arada güzel oluyor ya yapmak, sonunda uzlaşın kendinizle yeter....
libitina libitina
çaylaklığa geçtiğinizde hissettiğiniz durumdur.

şöyle ki efendim; çaylak kişisi 10 entry dolsun da tekrar yazarlığa döneyim ya da atacaklarsa da atsınlar siktir olup gideyim şeklinde yazar da yazar lakin offline konumda olduğundan ve yazdıklarını kimse göremediğinden bu çaylak kişisine kendi kendine konuşuyormuş havası verir. ve çaylak kişisi bunu bildiği halde tabana kuvvet devam eder yazmaya.

yetkililere sesleniyorum bu durum bir son bulsun. iki hatada bir çaylak yapmayınız. aksi halde bu bünyeler kendi kendine konuşmaktan tımarhaneyi boylayacak ve siz yazacak birilerini bulamayacaksınız nokta
1 /